42- İSLAM NASIL YOZLAŞTIRILDI?
How has Islam been corrupted?
كيف تم تحريف وإفساد الإسلام؟
(Sh. 453-458)
Mİ’RAC - ASCENSION - المعراج
Kur'an'ın hiçbir yerinde herhangi bir insanın Allah'ın yanına yükseldiği, O'nunla konuştuğu, din buyrukları hususunda O'nunla pazarlığa girdiği, O'ndan: " B e n sana aşıkım, sen olmasan varlıkları yaratmazdım..." şeklinde methiyeler dinlediği yolunda değil bir beyan, bir işaret bile yoktur.
Ne yazık ki, YAHUDİ - HRİSTİYAN MİYOLOJİSİNDEN İslam'a aktarılan Miraç hikâyesi (veya hikâyeleri), tüm bu Kur'an dışı kabulleri içermektedir.
Bu kabuller, bazı surelerdeki (özellikle Necm ve İsra Sureleri) Cebrail'e giden zamirleri, teviller yapıp, Allah'a göndererek veya ayetleri mitolojiye uydurarak desteklenmektedir.
Tümü anlam kaydırması veya tahriftir.
Kur'an'da bir İsra olayı vardır.
İsra, aynı adı taşıyan surenin ilk ayetinde de gösterildiği gibi, "gece yürüyüşü veya gece yürütmek" demektir.
Ayetin beyanına göre, Hz. Peygamber, bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yürütülmüştür.
Bu yürütmenin beden ve ruh beraberliğinde mi, yoksa sadece ruhen mi olduğu ayette açıklanmamıştır.
Hz. Peygamber'in Mescid-i Aksa'dan göklere yükseltildiğine ilişkin hiçbir söz ve işaret yoktur.
Böyle bir şey, zaten Kur'an'ın sünnetullah dediği varlık yasalarına aykırıdır.
İş bununla da kalmaz:
İsra olayındaki yürütmenin ruh ve beden beraberliğinde olduğunu kabul etmeyen, böyle diyenleri yalancılık ve iftiracılıkla suçlayan büyük sahabîler vardır.
Bunların başında fakıh sahabî Hz. Âişe gelmektedir.
Hz. Âişe, "Peygamberimiz Miraç gecesi rabbini gördü, onunla konuştu..." vs. türünden sözler söyleyenlere şiddetle karşı çıkmış ve şunları söylemiştir:
“Bu sözleri duyunca tüylerim ürperiyor, bunları nasıl
söyleyebiliyorlar. Bunları söyleyenler Allah'a da Peygamber'e de iftira etmiş olurlar. Allah hiç bir beşere görünmez, hiçbir beşerle konuşmaz.
Hz. Âişe bununla da yetinmemiş, şunu da eklemiştir:
"O gece Hz. Peygamber yatağından hiç ayrılmadı, ayrılsaydı ben görürdüm. Rabbi onu o âlemler de ruhen dolaştırdı."
Kur'an'ı dikkatle okuyanlar görürler ki Hz. Âişe'nin bu sözleri ve tavrı Kur'an'ın beyanlarına ve ruhuna en uygun olanıdır.
Bizim Kur'an'dan beslenen düşüncemiz ve inancımız şudur:
Hz. Peygamber, bir İsra mucizesiyle lütuflandırılıp bir gece Mekke'deki Mescid-i Haramdan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür.
Bu götürülmenin beden ve ruh beraberliğinde mi, sadece ruhen mi olduğu meselesi bizim bilgi sınırlarımızın dışındadır.
Biz bu noktada durmayı yeğleriz.
Hz. Peygamber'in göklere çıkarıldığı, Allah ile görüştüğü,
Allah'ın ona iltifatlar ettiği, namazın uzun bir pazarlıkla farz kılındığı yolundaki rivayetlerin tümünü Kur'an'a, dine, ulûhiyet ve
nübüvvetin şanına aykırı buluruz.
Hz. Resul'ün Cenabı Hakk'ın tecellilerine ruhen muhatap olmasına gelince o bir kerelik değildir.
Resul bu tecellilerin her an muhatabıdır.
O muhatap olmanın nasıllığı ise bize anlatılmamıştır.
O halde biz o noktada da dururuz; kafamızdan veya şunun bunun söylemlerinden yararlanıp senaryolar oluşturmayız.
YAHUDİ - HRİSTİYAN MİTOLOJİSİNDEN aktarılan kabullerle Kur'an'daki İsra olayının kaynaştırılmasından doğan sapmalar Hz. Muhammed'in elçilik niteliklerine ters düşen birçok bid'at ve hurafe barındırmaktadır.
Bunları şöyle sıralayabiliriz:
BİD'ATLAR, HURAFELER
* Hz. Peygamber'in bedeniyle göklere çıktığına inanmak:
Kur'an'a açıkça ters olan bu kabul ile ilgili açıklamayı biraz önce yapmıştık.
* Peygamber'in göklere BURAK denen bir binitle yükseldiğine inanmak:
Bu BURAK anlatımı, eski HİND ve YUNAN MİTOLOJİLERİNDEKİ göğe yükselme anlatımlarının tıpa tıp aynısıdır.
BURAK UYDURMASI tüm hadisçilerin "zayıf, Ahmed b. Hanbel'in "metruk" (terkedilmesi gereken) dediği çok uzun bir uydurma ile anlatılır.
Bu anlatım, tevhidin o saf ve berrak dünyasından çok, Eski YUNAN PANTEONU’NUN YEDEK İLAHLARI’na ilişkin hikâyeleri anımsatan PUTÇU MOTİFLERLE doludur.
Orada Hz. Peygamber'in karşılaştığı nebilerden biri olan Hz. M u sa'nın, hâşâ, rabbine öfkelenmiş bir halde hiddetle bağırıp çağırdığı söylenmektedir.
Orada, binilen Burak'ı, Beyt-i Makdis'te peygamberlerin bağlandığı bir direğe bağladıkları anlatılır...
Tüm bunlar, Kur'an'ın ulûhiyet ve nübüvvet anlayışına taban tabana zıt mitolojilerdir.
(Bu uzun uydurma için bk. Elbânî; Zaîfa, 4/281-283).
* Namazın Miraç gecesi Allah-Muhammed-Mûsa üçlüsünün uzun bir pazarlığı sonucu farz edildiğine inanmak:
Bu anlatıma göre, namaz Miraç gecesi farz edilmiş ama bu 50 vakit imiş.
Farzı öğrenen Hz. Muhammed dünyaya dönerken yoluna çıkan Hz. Mûsa ona: " S e n ümmetinin ne olduğunu iyi bilmezsin, rabbine geri dön, bu namazın indirilmesini iste, senin ümmetin buna dayanamaz!" demiş ve Hz. Peygamber de geri dönüp 50 vaktin bir miktarını indirtmiş. Sonra geri gelirken yine Mûsa ile karşılaşmış, o da ona yine "Geri dön, yine indirt, bu da fazla!" demiş, o da tekrar geri dönüp Allah ile pazarlık etmiş... Mûsa Peygamber'in bu uyarısıyla gidip gelme birkaç kez tekrarlanmış ve nihayet namaz 5 vakte indirilmiş. Mûsa "Bu da fazla" demişse de Hz. Peygamber: "Yok, bundan fazla indirim istemekten utanırım, burada kalsın!" demiş...
Bu rivayetleri tevhit dinine uygun görmekten Allah'a sığınırız!
Kaldı ki namaz, Mİ’RAC DENEN MİTOLOJİDEN çok önce farz edilmişti ve uzun zamandır kılınmakta idi.
“Namaz kılın!" emri, iniş sırasıyla üçüncü sure olan Müzzemmil Suresi'nde yer almıştır.
İsra olayını (tahrif edilmiş şekliyle Miraç denen olayı) anlatan surelerin birincisi olan İsra suresi iniş sırasıyla 17. sure, Necm suresi ise 23. suredir.
Kur'an'ın üçüncü suresinde emredilen bir farz ibadeti, 17 ve 23. surelerin tevili ile yaratılan bir pazarlığa dayandırmak hayret verici bir cürettir.
* Bakara Suresi'nin son iki ayetiyle, namazlarda okunan Ettahiyyâtü... yakarışının bir kısmının Mirac'da vasıtasız bir şekilde vahyedildiğini söylemek:
Bu iddia, Kur'an'ın vahiyle ilgili beyanlarına aykırıdır.
Vahyin mahiyetini (nasıllığını) gündeme getiren temel ayetler Şûra Suresi'nin 51-52. ayetleridir.
Bu ayetler, Allah'ın herhangi bir insanla bir vasıta olmadan asla konuşmadığını, konuşmayacağını hükme bağlamaktadır.
52. ayet, Hz. Peygamber'e vahyin de "aynen bu şekilde" olduğunu beyan etmektedir.
Bu Kur'an ayetleri ortada dururken, birtakım rivayetlere dayanarak "Filan surenin filan ayeti ile falanca dua istisnadır demenin inandırıcı bir yanı olamaz.
İkincisi, eğer bu rivayet doğru ise, neden Ettehiyyâtü... duasının "Miracda doğrudan vahyedildi" denen kısmı Kur'an'a girmemiştir?
Kur'an'da eksik mi var?
Bunların cevabı yoktur, olamaz!
Yapılacak tek şey, bu İSRAİLİYYAT UYDURMALARINI bir kenara bırakıp Kur'an'ın temiz ve nezih dünyasına dönmek ve hurafelerin lekelediği imanı o dünyada yeniden yıkayıp arıtmaktır.
Mİ’RAC MİTOLOJİSİ ile ilgili uydurmalardan bazı örnekler:
"Hz. Peygamber 7. göğe yükseltildiğinde Cebrail ona dedi ki: 'Yavaş ve sessiz ol; rabbin namaz kılıyor.' Peygamber sordu: 'O da namaz kılar mı?' Cebrail dedi: 'Evet, kılar.' Peygamber sordu: 'Peki, ne okuyarak kılar?' Cebrail dedi ki: 'Şunları okuyarak kılar: Cebrail'in ve meleklerin rabbini tesbih ve takdis ederim; rahmetim öfkemi geçmiştir."
(Elbânî'nın uydurma demekle yetinmeyip "m ü n k e r" dediği bu hezeyan için bk. Elbânî; ez-Zaîfa, 3/571)
Böyle bir söz, Kur'an'ın mahbatı (iniş yeri) olan bir peygamberin ağzından çıkmış olamaz.
Allah M a b û d (kendisine ibadet edilen)’dur, O'nu âbid (ibadet eden) gösteren beyanlar Kur'an'ın dinine aykırı bühtanlardır.
Yorumlar
Yorum Gönder