54- İSLAM NASIL YOZLAŞTIRILDI?

HOW HAS ISLAM BEEN CORRUPTED?

كيف تم تحريف و إفساد الإيلام؟


ŞEFAAT / INTERCESSION / ألشفاعة

(Sh. 576-579)

Şef’ (ألشفع) kökünden gelen bu kelime, bir kişinin, yardım

dilemek maksadıyla bir başka kişiye nispet edilmesini, onunla birlikteliğinin gündeme getirilmesini ifade eder.

Bu ilişkide yardımcı olana şafi' (ألشافع) veya şefi' (şefaatçi - ألشفيع), yardım edilene meşfu' (şefaat bekleyen - ألمشفوع) denir.


Bir aracılık kavram ve kurumu olan şefaat (ألشفاعة), Allah'ın yanına YEDEK İLAHLAR (Substitute gods - الآلهة البديلة) koymayı dinin esaslarından biri

yapan şirkte son derece önemlidir. 

Denebilir ki, tevhid dini ile şirk dininin  arasındaki farkların en belirgini ; şirk dininde, şefaat inancının çok esaslı bir yer tutmasıdır. 


Kur'an'ın, şirkin yedek ilahlarını şüfe'a (ألشفعاء - şefaat ediciler) diye adlandırması sebepsiz değildir. 


Şirkin belirgin özelliği olan yedek ilahlar (şufea, erbâb, endâd, evliya / الشفعاء - ألارباب - ألأنداد - الأولياء) şefaatin varlığı ile vücut bulan kuvvetlerdir.

Kur'an bu noktaya parmak basmaktadır.

Allah'ın varlığını kabul ettiklerini söyleyen ŞİRK ÇOCUKLARI’na

Kur'an, yedek ilahlara neden ihtiyaç duyduklarını sorduğunda onların cevabı şu iki cümledir:


  1. "Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır." (Yûnus, 18), 

   2. "Biz onlara, bizi Allah'a

yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk-kölelik etmiyoruz" (Zümer, 3)


Kur'an tarafından temel zemini tahrip edilen şefaat, sonraki zamanlarda, Peygamber'in ilahlaştırılması ve velilik kavramının Kur’ansal çerçevenin dışına çıkarılmasıylayeniden ve güçlü bir biçimde görülür oldu.


Şirk, şefaatin ;

  • dünya plânında sahibi gördüklerine evliya (ألأولياء - veliler, dostlar-destekçiler)veya erbâb (ألأرباب - yedek rabler), 
  • hem dünyada hem de ölüm sonrasında sahibi gördüklerine ise şufe'a (ألشفعاء - şefaatçılar) veya şürekâ

        (ألشركاء - Allah'ın ortakları)      diyor.


Kur'an, şefaat kavramının bir şirk destekçisi kuruma dönüştürülmemesi için şu ilkelerin altını ısrarla çizmektedir: 


1. "Şefaat tümden ve yalnız Allah'ın

elindedir." (Yûnus, 18), 


2. Allah'ın izni olmadıkça hiçbir varlık, nebi ve melek de olsa, şefaat edemez. 

(Meryem, 87; Tâhâ, 109; Enbiya, 27-28; Necm, 26), 


3. Son hesap gününde şefaat hiç kimseye yarar sağlamayacaktır. (Bakara, 48, 123, 254)


BİD'ATLAR, HURAFELER


* Allah dışında herhangi bir kuvvetin tek başına şefaat sahibi olduğunu kabul etmek:


Şefaat tümden ve sadece Allah'ın elindedir. İnsanların şefaatçi olarak niteledikleri, Allah'ın elindeki şefaati

tahrik etmek için dua edebilir, yakarabilirler. 

D u a ve niyazı şefaatin kendisi gibi görmek, tevhitle şirki karıştırmaktır. 

En çok işlenen hatalardan biri de budur.


* Peygamberleri, o arada Hz. Muhammed'i kesinlikle kabul edilecek bir şefaatin sahibi saymak:


Kur'an, hiçbir peygambere açık bir biçimde şefaatçilik payesi vermemektedir. 

Şefaati, Allah'ın izin verdikleri dışında hiç kimse yapamaz. 

İzin verecekleri, ismen belirtilmediğine göre biz bir isimlendirme yapamayız.


Oysaki uydurma bir hadis şefaat edecekleri hiyerarşik bir biçimde sıralamaktadır: 


“Kıyamet günü ilk şefaat edecek olanlar peygamberler, sonra bilginler, sonra da şehitler olacaktır.

(bk. Elbânî; Zaîfa, 5/129)


Şefaat Allah'ın elinde olduğuna göre, Allah'ın izin verdikleri sadece şefaatin kullanımı için Allah'a yakarırlar. 

Bu, kabul edilir veya edilmez.

Şefaat konusunun tevhide en zıt görünümlerinden biri de sünnete uymayı şefaat çıkarma bağlamaktır. 

Buradaki şekliyle sünnet, vahyin ilkelerinin Peygamber tarafından uygulanış şekline verilen addır. 

Sünnete uygunluk, Allah'ın isteğine uygunluksa o zaman bu uygunluğun karşılığı Peygamberimizden beklenemez. Peygamber'in (hâşâ) böyle bir iddiası olamaz. 

Karşılığı Peygamberden beklenen bir şey, Peygamber için yapılan bir ibadet hükmündedir. 

Böyle bir şey Peygamber'i mabûtlaştırmaktır.

O halde, "Şunu yaparsan şefaate erersin, şunu yapmak Allah'ın emri değildir ama yaparsan Peygamber'in şefaatine nail olursun" vs. gibi sözler örtülü bir biçimde şirk şefaatçiliğini devreye sokmak ve Peygamber'i ikinci ilah durumuna getirmektir.

Bir kısım işlerin bir ilah için, diğer bazı işlerin de başka bir ilah için yapılması, şirk dininin icaplarındandır. 

Allah'a bir pay ayırdılar da kendi

zanlarınca şöyle dediler: 'Bu Allah için, bu da ortaklarımız için..." 

(En'am Suresi, 136)


İbadetin bir tek muhatabı vardır : Allah. 

Ve ibadetlere bir tek kuvvet karşılık verir: Allah.

Allah'ın olması gereken bu niteliği, şefaat vs. bahanesiyle Peygamber'e aktarmak şirke kapı aralamaktır.


Bunun içindir ki biz, bu bağlamdaki hadis patentli sözlerin tümünü uydurma sayarız.


Şirk şefaatçiliği ümmet bünyesine son derece sinsi girmiştir. 

Önce Peygamber'i devreye sokmuş, Peygamberce yumuşatılan zihinlere daha sonra çeşitli unvanlar altında bir yığın şefaatçi kabul ettirilmiştir.

İşte bir şefaat uydurması daha: "Sırat köprüsü üstünde bir bilginle ibadet ehli birisi karşılaştığında ibadet ehline şöyle denir: 'Hadi gir cennete ve bilginden önce nimetlen ibadetlerinle'. Bilgine de şöyle denir: 'Şurada istediğin herkese şefaat et. Bil ki her şefaat ettiğin kişi sayısınca sana da şefaat edilecektir. Ve bilgin, peygamberler makamına geçiverir." 

(bk. Elbânî; aynı eser, 5/229-230)


* Birtakım kişileri (şeyh, pir, efendi, hocaefendi, seyyid, hazret vs.) şefaat edici bilmek:


Böyle bir kabul açıkça şirktir. 

Kur'an bu tür şirk şefaatçiliğini kötülerken daha çok, evliyayı destekçi edinme illetine dikkat çekiyor. 

(Bir örnek olarak bk. A'raf, 3)

Yorumlar

Popüler Yayınlar