51- İSLAM NASIL YOZLAŞTIRILDI?

HOW HAS ISLAM BEEN CORRUPTED?

كيف تم تحريف و إفساد الإسلام؟

(Sh. 549-552)


SALÂT VE SELÂM…

Hz. Peygambere salât ve selâm etmek…

Sending blessings and salutations upon the Prophet…

…القول بالصلاة والسلام على النبي .

***********

Kur'an, Hz. Peygamber'e salât ve selâm edilmesini emretmektedir. 


The Quran commands us to send blessings and salutations upon the Prophet.


يأمرنا القرآن بالصلاة والسلام على النبي.


Bunun iki anlamı vardır: 


Birincisi, Hz. Peygamber'e tebliğ hizmetlerinde ve dinin yayılmasında destek vermek. Zaten, salâtın kelime anlamlarından biri budur.


İkincisi, ona saygı ve sevgimizi, minnetlerimizi ifade etmek. 

Bu da bir insanlık borcudur. 


Ayet şöyle diyor:

"Şu bir gerçek ki Allah ve melekler o Peygamber'e destek verirler/onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun/onun şanını yüceltin ve ona, içtenlikle selam verin!"

(Ahzâb, 56)


Salât ve selâmı bunun dışına çıkarıp bir tür ibadete dönüştürdüğümüzde Cin Suresi 18. ayete ters düşer, Allah'a ortak koşmuş oluruz. 

Ne yazık ki bugün salât ve selâm

anlayışının geldiği nokta bu son noktadır. 

Salât ve selâm Allah'a ibadet ile bölüştürülüyor ve Peygamberimiz

bir tür mâbûd haline getiriliyor. 

Öyle ki salât ve selâm olmasa Allah'a ibadetler geçersiz olacak havası yaratılıyor.

Hatta bu mealde hadisler uydurulmuştur. 

Eğer bunlar doğru ise o zaman Cin Suresi 18 ve benzeri ayetler ne

olacaktır?

Önce şunun altını çizelim: Sahabîlerin hayatlarında bugün bizim anladığımız şekliyle bir salât ve selâm anlayışı asla yoktur. Peygamber'e hitap edenin her hitap cümlesinde salât ve selâm getirmesi, Peygamber'in adının

arkasına rumuzlarla salât ve selâm ifadeleri konması vs. sonraki devirlerin örfleştirdiği şeylerdir. Sahabîler, Hz. Peygamber'e ya doğrudan doğruya "Ey Muhammed", yahut da "Ey Allah'ın Resulü!" diye hitap ediyorlardı. 

Bir sohbette defalarca salât ve selâm getirerek salât ve selâmın bütün güzelliğini, ciddiyetini yok

eden anlayışlar sonraki zamanların sakatlıklarındandır.


Bugünkü şekliyle bir salât ve selâma Hz. Peygamber izin vermezdi. 

O, ikide-birde kendisinin öne çıkarılmasını, yüceliğin simgesi gibi gösterilmesini, beşer üstü bir

konuma oturtulmasını asla istemiyordu. 

Bunu anımsatacak şeylere şiddetle karşı çıkıyordu. 

Çünkü bunlara izin verdiğinde arkasından nelerin geleceğini, sonraki zamanlarda bunun nelere gerekçe yapılacağını çok iyi biliyordu.

Bunun içindir ki o kapıyı ısrarla kapalı tutmuş, açmaya yönelik eğilimleri fiil ve sözleriyle kırmıştır.


Buna onlarca örnek gösterilebilir. 


İşte bir tanesi:


Sahabeden Abdullah eş-Şıhhîr bir gün Hz. Resul'e şöyle dedi: 

“Ey Allah'ın elçisi, sen bizim efendimizsin, sen bizim onurumuz, velinimetimizsin; sen bizim babamız, en üstünümüzsün..." 

H z . Peygamber bu sözlerden rahatsız oldu ve şu cevabı verdi:

"Nasıl sözler bunlar! Dininize, imanınıza yakışır biçimde konuşun! Sizin efendiniz Allah'tır, Allah!... Dikkat edin de şeytan sizi

duygularınıza yenik düşürmesin." (bk. İbn Sa'd; et-Tabakât, 1/311; İbnü'l-Esîr; Üsdü'l-Ğâbe, 3/275)


Böyle bir Peygamber, ibadetlerde Allah'ın ortağı konumuna

getirilmesine yol açacak tavırlara seyirci kalamaz.

Kısacası, salât ve selâm bir saygı ifadesidir; ibadet olarak düşünülemez. Allah'a saygı ve

ibadetle aynı kefeye konamaz. 

Ne yazık ki konmuştur.

Temel ibadet olan namazda bile "yarısı Allah'ın, yarısı Peygamber'in" mantığı geçerlidir; ilmihaller buna göre oluşturulmuştur. Allah'ın mâbûdluğunun işlemesi için Peygamberimize salât ve selâm âdeta şart haline getirilmiştir. 

Salât-ı Tefrîciye, Salâten Tüncînâ vs. adlarıyla Allah-kul arası "iş bitirici" metinler oluşturulmuştur. 


BUNLARIN TAMAMI DİN DIŞIDIR.


Salâtü selâmla ilgili olarak ortalıkta dolaştırılan hadislerintümü uydurmadır.

Hz. Peygamber'in kendisiyle

ilgili tartışmasız tavırları ve sözleri, Kur'an’ın peygamberlere ve Hz. Peygamber'e bakışı dikkate alındığında, bu sözlerin Peygamber'in sözü olması aklen ve naklen mümkün görülemez. 

Çünkü bu sözlerin tümü, Hz. Peygamber'i Allah ile bir tür ortak konumuna getirmektedir.

Böyle bir şey, "Peygamber'e saygı" bahanesiyle dinleştirilemez.

Hadis diye ortaya sürülen şu söze bakın: 

“Hangi iş ki Allah'a hamd ve bana salât ve selâm ile başlamaz

hayırsızlıkla bitmeye, yarım kalmaya mahkûmdur, bereketten kesiktir." 

(bk. Elbânî; ez-Zaîfa, 2/303) 


Böyle bir sözün, "Allah ve sen istersen olur" diyen sahabîsini azarlayıp "Böyle söylemeni

engelliyorum, sen beni Allah'a ortak mı ediyorsun? Sadece, 'Allah dilerse' deyiver” diyen bir peygamberin ağzından çıkması kabul edilemez. 

Bu iki sözden biri uydurmadır. 

Hadis kritiği ve Kur'an'ın verileri, bunların salât ve selâmla ilgili olanının uydurmalığına hükmetmemizi gerektirmektedir.

Günümüzde salât ve selâm riyakârlık ve şov aracı yapılmaktadır. 

Bu riyakarlığa katılmayanlar, "Peygamber'e karşı lakayt" vs. gibi ithamlarla eleştirilerek halkın duyguları sömürülmekte, bid'atçılık üzerinden siyasal çıkar sağlanmaktadır. 

Bid'atlar konusunun en ünlü

isimlerinden sayılan Türkmanî'ye göre, olur-olmaz yerlerde, sokakta, pazarda, alışverişte hele hele kafiyeler düşürerek salât ve selâm getirmek bid'attır. 

Bunlar sevap değil, fitnedir,

(bk. Türkmanî, 1/232)

Elbânî, salât ve selâm ile ilgili hadis patentli uydurmaları tek tek göstermiştir, 

(bk. Elbânî; ez-Zaîfa, 1/366-372; 381, 382; 4/296; 5/279-281).

Salât ve selâm ile ilgili uydurmalar içinde şu sözü bile görebiliyoruz "Bana salât ve selâm etmeyenin

abdesti geçersizdir." 

(Elbânî'nin sadece uydurma

demekle yetinmeyip "münker" dediği bu söz için bk. Elbânî;

Zaîfa, 5/186) 


İki uydurma daha:


"Bana salât ve selâmı çok yapın! Çünkü bana salât ve selâmınız sizin günahlarınızın affı demektir. Yüksek dereceye çıkmak için vesîle arayın! Benim vesîle olmam ise rabbiniz katında sizin için şefaattir." 

Ve :

“Mehtaplı, parlak gecelerde ve bulutsuz günlerde bana salât ve selâm edin; sizin salât ve selâmınız o günlerde bana daha iyi yükselir." (bk. Elbânî; Zaîfa, 5/186, 279)


Peygamberimize saygı ve sevgimizi ifade etmek için zaman zaman salât ve selâm getiririz. Ama bunu asla ibadet yapamayız, ibadetlerin içine koyup Allah'a kulluğun bir parçası haline getiremeyiz. Getirirsek, Cin Suresi 18. ayetle çelişiriz.

Yorumlar

Popüler Yayınlar