KUR'AN ALLAH İLE ALDATMAK KAVRAMINI DİN DİLİNE SOKAN KİTAPTIR

 

Yaşar Nuri Öztürk'ün ''KUR'AN'I TANIYOR MUSUNUZ? O'NU HİÇ OKUDUNUZ MU?'' isimli kitabından bölüm bölüm iktibasa devam ediyoruz. 

Amacımız, okuyacak olanların fazla vaktini almadan, gündelik ve düzenli okumalarla,  Kur'an- Kerim'i tanımalarına ve böylelikle onu daha iyi anlamalarına vesile olmaktır. Gayret bizden, tevfik (başarı) Allah'tan...

Abdullah Erdemli

*********************

ALLAH İLE ALDATMAK KAVRAMINI DİN DİLİNE SOKAN KİTAP

“Eğer insanlar yanlışlığı uzunca bir süre yaşamışlarsa, yanlışı hakikat olarak kabul etmeye başlarlar.” Mahmud Muhammed Tâha

Hem kendisini ‘Allah’ın kitabı’ diye tanıtan hem de mensuplarına “ALLAH İLE ALDATILMAYIN” emrini veren tek kitap, Kur’an’dır.

Bu nasıl oluyor? Kısaca görelim ve ayrıntılar için bizim ‘ALLAH ILE ALDATMAK’ adlı eserimizin okunmasını önerelim.

Kur’an, “ALLAH ILE ALDATILMAYIN!” diyor. Neden? 

Çünkü ALLAH ILE ALDATILANLARIN EN BÜYÜK SORUNU, aldatıldıklarının farkında olma imkânından büyük ölçüde yoksun bulunmalarıdır. Derinden inandıkları ve içtenlikle teslim oldukları bir değer kendilerinin aleyhinde kullanılıyor. Bunu fark etmeleri kolay değildir.

ALLAH ILE ALDATILMANIN YIKIMINA DIKKAT ÇEKEN KUR’AN, bu tuzağa düşülmemesi ve bu belanın aşılması için gerekli olan iki hayatî donanıma daha dikkat çekmiştir:

1. AKLIN IŞLETILMESI,

2. TAKVANIN YANI DINDARLIĞIN INSANLAR ARASINDA BIR ÜSTÜNLÜK ÖLÇÜSÜ OLMAKTAN ÇIKARILMASI.

Bu iki destek buyruk göz ardı edildiğinde “ALLAH ILE ALDATILMAYIN” emrinin sonuç vermesi imkânsız olmaktadır. 

AKIL IŞLEYECEK, DINDARLIK INSANLAR ARASINDA ÜSTÜNLÜK ÖLÇÜSÜ OLMAKTAN ÇIKARILACAKTIR KI KITLELER ALLAH ILE ALDATMA TEZGÂHLARININ MASKESINI DÜŞÜREBILSIN, ARKA PLANINI GÖREBILSIN.

Kur’an, “ALLAH, AKLINI IŞLETMEYENLER ÜZERINE PISLIK INDIRIR” (Yunus, 100) diyerek, ALLAH ILE ALDATILMA DUYGUSALLIĞININ aşılması için, işletilen aklın kaçınılmaz olduğunu insanlığın vicdanına iletmiştir. Başka hiçbir kanıt olmasa, sadece bu olgu bile LAIKLIĞIN KUR’AN’IN TEMEL TALEPLERINDEN BIRI OLDUĞUNU göstermeye yeter. Özellikle GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA AKLIN DEVREDE OLMASI VE IŞLETILMESI IÇIN LAIKLIK TEMEL ŞARTTIR. Aksi halde, duygu egemen kılınmak sûretiyle DIN, AKLIN ÖNÜNÜ KESME ARACI OLARAK KULLANILIR, YANI KITLE ALLAH ILE ALDATILIR.

NASIL BİR ZULÜM KARŞISINDAYIZ!?!

Yirminci yüzyılın en büyük teolog filozofu olan PROTESTAN ILAHIYATÇI PAUL TILLICH (ÖLM. 1962), Kur’an’ın “Allah ile aldatılmayın” emrinin önemine dikkat çekercesine şöyle diyor:

“Dinler tarihi, insanın, tanrısal güce katılmaya ve onu beşeri amaçlar için kullanmaya yönelik girişimleriyle doludur.” (Paul Tillich, Systematic Theology, 1/213)

Demek ki, INSANLIK CAMIASI OLARAK, BIZZAT KUR’AN’IN, ‘ALLAH ILE ALDATMAK’ DIYE ANDIĞI BIR BÜYÜK ZULÜM KARŞISINDAYIZ. Bu zulmün küresel düzeyde en dikkat çekici göstergesi, süper zulümlerin imparatorluğu olan ABD’nin dünyayı talan aracı olarak kullandığı doların üstündeki o bilinen sözdür: “IN GOD WE TRUST!” yani “Allah’a güvenip dayanırız biz!”

Evet, süper bir devletin parasının üstündeki bu söz, bazılarınca dindarlığın, Tanrı’ya saygının bir göstergesi gibi tanıtılır. 

KUR’AN AÇISINDAN BAKTIĞIMIZDA GERÇEK BUNUN TAM TERSIDIR.

Kur’an, dindarlık belge ve ifadelerinin insanlar arasında bir değer ölçüsü olmasını yasaklamakta, dindarlığın (takvanın) sadece Tanrı ile insan arasında bir değer ölçüsü olması gerektiğini bildirmektedir. Takvanın kimde olduğunu da sadece ve sadece Allah bilir.

O halde, en masum niyetlerle de olsa, DINDARLIĞIN ‘INSANLARARASI DEĞER BELIRLEYICI’ OLARAK ÖNE ÇIKARILMASI, KUR’AN’A GÖRE BIR INSANLIK SUÇUDUR; dine, imana hakarettir. Allah ile aldatmanın en şerir şeklidir. 

Süper sömürgeci güç bu şerri dünyanın gözünün içine baka baka yaymaktadır. 

ABD parasının üstündeki sözün, Kur’anî ve İslâmî vicdanla değerlendirilmesi şöyle yapılabilir:

ABD, PARASININ ÜSTÜNDEKI BU IFADEYLE DEMEK ISTEMEKTEDIR KI, BEN INSANLARI, DÜNYAYI, SÖMÜRDÜKLERIMI IKI ŞEYLE ALDATIRIM: PARA, TANRI.

Kur’an, Mâûn suresinde bize gösteriyor ki, ALLAH ILE ALDATANLARIN GERÇEK TANRISI PARADIR, MALDIR, DÜNYALIKTIR. Allah ile aldatma zihniyetinin paranın üstüne konan bir sloganla ifadesi bu bakımdan çok anlamlıdır.

Aynı zamanda bir matematikçi olan, fakat tarihe bir mistik olarak geçen ve dinler tarihinin en ünlü mistik dindarlarından biri olan Fransız bilgin-düşünürü Blaise Pascal (ölm.1662), tarihin derinliklerinden insanlığa şunu duyuruyor:

“DINSEL INANÇLARA SIĞINMADIKÇA, INSAN, KÖTÜLÜĞÜ BÜYÜK BIR ZEVKLE VE ACIMASIZCA ASLA YAPAMAZ.” (James A. Haught; Kutsal Dehşet, 3)

MESELENİN ÖNEMİ

Tarihin vicdan kulağımıza ve aklımıza ilettiği gerçeklerden biri de şu: 

İNSANLIĞIN AKITTIĞI KANLARIN HEMEN TAMAMI DIN ADINA, DINE FATURA EDILEN KANLARDIR. YANI DINLER BIR ANLAMDA KAN DÖKMENIN ÖZENDIRILDIĞI, ZAMAN ZAMAN, YER YER IBADETE DÖNÜŞTÜRÜLDÜĞÜ BIRER ŞIDDET VE DEHŞET OCAĞI OLARAK DA KAYDA GEÇMIŞ BULUNUYOR. TARIHIN EN BÜYÜK SAVAŞLARI ‘TANRI IÇIN’ TABELASI ALTMDA YAPILAN SAVAŞLARDIR. 

Bunun anlamlarının ilki şudur: 

KANI EN RAHAT VE EN BOL AKITMANIN YOLU ONUN TANRI IÇIN AKTIĞINI IDDIA ETMEK VE BU KANI AKITACAKLARI BU IDDIAYA INANDIRMAKTIR. 

O halde, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: 

DINE DAYANDIRILABILECEK BÜTÜN OLUMSUZLUKLARIN AŞILMASINDA BAŞARIYA GÖTÜRECEK TEK REÇETE, ‘ALLAH ILE ALDATILMAYI BERTARAF ETMEK’TIR. 

Din hayatının, Allah ile aldatma zulüm ve hıyanetine bulaşmasını engelleyemeyen toplumların din kaynaklı zulümlere, o arada, din kaynaklı terör kahrına uğramayacaklarını düşünmek, varlık yasalarını tersine işletmeye kalkmak kadar abestir.

TERÖR GIBI BIR CAN VE KAN MESELESINDE BILE, TERÖRÜN FINANSMANINDAN INTIHARCI TERÖRIST SAĞLANMASINA KADAR TÜM AŞAMALARDA ALLAH ILE ALDATMA KULLANILIR. 

New York kulelerine yapılan intihar dalışını, Allah ile aldatmanın dışında hiçbir araçla yaptıramazsınız. 

Olayın siyasal arka planında kimin olduğu ikinci meseledir. Siyasal arkaplanda müslüman nüfus kağıdı olabileceği gibi İslam’a tamamen karşı kimlikler de olabilir. 

Kur’an demek istiyor ki, aldatış ve aldanışları etkisiz kılmanın temel dayanağı olan Tanrı, tam tersi bir işlevle hayata sokulur, tam tersi bir amacın aracı yapılırsa din de kendisinden beklenenin tam tersini üretmeye başlar. 

Sevgi yerine kin, şefkat yerine öfke, merhamet yerine zulüm, paylaşım yerine sömürü, özgür irade yerine despotizm ve hegemonya... 

Allah ile aldatılan toplumlarda, mutlu bir dünya için yeryüzünde Allah’ın iyileri kullanması engellenir, mutsuz bir dünya için kötülerin Allah’ı kullanması yürürlük kazanır.

Bu gerçeği iyi bilenlerden biri ve ENGIZISYON KAHRI ÇEKMIŞ BIR COĞRAFYANIN ÇOCUĞU OLAN İTALYAN DÜŞÜNÜR GIORDANO BRUNO (ölm.1600) ne güzel söylemiş: 

“TANN, IRADESINI HÂKIM KILMAK IÇIN YERYÜZÜNDEKI IYI INSANLARI KULLANIR; YERYÜZÜNDEKI KÖTÜ INSANLAR ISE KENDI IRADELERINI HÂKIM KILMAK IÇIN ALLAH’I KULLANIRLAR.”

Bu, şu demektir: Din eksenli bir toplumda kitle, ana başlık olarak üç tip insandan oluşuyor:

1. Allah ve din adına hegemonya peşinde koşmadıkları (hatta Allah adına hiçbir iddiada bulunmadıkları) halde sürekli iyilik ve güzellik üretenler,

2. TÜM IDDIALARI ALLAH ADINA OLDUĞU HALDE SÜREKLI KÖTÜLÜK VE HAKSIZLIK ÜRETENLER,

3. Hiçbir şey üretmeden YIYIP IÇEREK GÜN GEÇIREN OT TAKIMI.

Bruno bunları elbette biliyordu. Uğraşını, öncelikle 2.ci gruptaki ‘kötülük üretenler’i tanıtmaya ve mümkün olursa onları uyarmaya adamıştı. Uğraşının ona kazandırdığı onur ve sonsuzluğun faturasını çok ağır ödedi: 

KILISEYI VE DIN ADAMLARINI ELEŞTIRDIĞI GEREKÇESIYLE ROMA’DA DIRI DIRI YAKILDI. Onu yakan zihniyetin çocukları ileriki zamanlarda küllerini törenle gömerek adına anıt mezar yaptılar. Neye yarar!

ALLAH ILE ALDATILMAYI ÖNLEMENIN TEK ÇARESI, ALLAH ILE ALDATMAYA GIDEN YOLLARI TIKAMAKTIR

Bu ana çareyi biraz ayrıntılarsak karşımıza şu üç alt başlık çıkar:

1. DININ GERÇEĞINI ÖĞRENMEK, SAHTE DINI DINSIZLIKLERIN EN KÖTÜSÜ BILMEK, BILDIRMEK. SAHTE DINI YAŞAMAKTANSA ONA UZAK DURMANIN YEĞLENMESI GEREKTIĞINI ÖNEMLE VE ISRARLA ANLATIP BELLETMEK.

2. DININ SALTANAT VE SIYASET ARACI YAPILMASINI DURDURMAK, YANI LAIKLIĞI ESAS ALMAK,

3. ALLAH-INSAN ARASI BIR DEĞER ÖLÇÜSÜ OLMASI GEREKEN DINDARLIĞI INSANLAR ARASINDA BIR ÜSTÜNLÜK ÖLÇÜSÜ OLMAKTAN ÇIKARMAK.

GÜNÜMÜZDE, ALLAH ILE ALDATMA ZULMÜNÜN BIRINCI DERECEDE SERGILENDIĞI DÜNYA İSLAM DÜNYASIDIR. Her ırk, renk ve dilden MÜSLÜMANLAR OLARAK YÜZYILLARDIR ALLAH ILE ALDATILIYORUZ.

ALLAH İLE ALDATMANIN AFOROZ MEKANİZMASI

ALLAH ILE ALDATAN ZIHNIYET, ELEŞTIRI KABUL ETMEZ. İDDIASI AKIL VE DIN DIŞI DA OLSA O, ISRARLA DININ TEMSILCISI OLARAK KENDINI ÖNE ÇIKARIR.

Allah ile aldatanları eleştirdiğiniz anda din dışı ilan edilirsiniz. DIN DILINDE BUNA ‘AFOROZ’ DENIR. İslam’da din sınıfı olmadığı için aforoz da yoktur. 

Ancak bu, işin nazarî yanıdır. 

GERÇEKTE, İSLAM ÜLKELERINDE AFOROZUN EN KAHIRLISI IŞLETILMEKTEDIR. İslam dünyasında aforoz kurumunu Allah ile aldatanlar işletmektedir. SIYASAL İSLAM DEDIKLERI HAÇLI GÜDÜMLÜ KURUM DA BU YAPAY AFOROZ SISTEMINE DESTEK VERMEKTEDIR. 

Aforozculuğun kurumsallaşmasına çağımızda ENTEGRIZM denir.

Ünlü Fransız düşünür, siyaset ve bilim adamı ROGER GARAUDY (ROJE GARODI), İSLAM DÜNYASINDA ENTEGRIZMI EN IYI INCELEYEN DÜŞÜNCE ADAMI OLDU. Garaudy, bir zamanlar iman ve kültür kimliğini taşıdığı Batı’yı acımasızca eleştirdiği gibi, seksenli yıllardan sonra iman ve kültür kimliğini taşıdığı müslüman dünyayı da aynı mertlik ve cesaretle eleştirmiştir. BU IKI ELEŞTIRIYI BIRLEŞTIRDIĞI ESERI ISE ‘L’INTEGRISMES’ ADINI TAŞIYOR.

ENTEGRIZM, ALLAH ILE ALDATANLARIN TUTULDUKLARI TEMEL HASTALIKLARDAN BIRIDIR. YOBAZLIK, INAT, DIŞA KAPALILIK VE DAR KAFALILIĞIN KANSERLEŞMESI OLARAK TANITABILECEĞIMIZ ENTEGRIZM, GARAUDY’YE GÖRE BIR KÜLTÜREL INTIHARDIR.

Bir imanın mensuplan, entegrizme gittikleri takdirde, kendi imanlarını içten ve sessizce ölüme götürürler. Ve ne yazık ki bunu, o imana hizmet olarak ortaya sürmek gibi bir fenalığı işlemekten de geri kalmazlar. 

Örnek olarak GARAUDY’NIN ‘SUUD ENTEGRIZMI’NI ANLATAN SATIRLARI OKUNABILIR, (bk. Garaudy; Entegrizm, 72-79)

ALLAH İLE ALDATMANIN EN YIKICI ARAÇLARI: ARAPÇILIK VE ARAPÇACILIK

Arap Gururunun İslamdışılığı : 

Arap ırkının üstün ırk olduğuna inanmak, Arap için her şeyin üstündedir. Kendisi dışındakilere ‘acem’ yani ‘ötekiler-yabancılar’ der ve onları ‘köleler veya âzadlı köleler’ anlamındaki ‘mevâlî’ sıfatıyla anar. Bir mevâlînin hiçbir meziyeti onu, herhangi bir Arap’la eşit duruma getiremez. 

Düşünülsün ki, İslam din bilimlerinin tümünde kaynak, İslam ahlak ve irfanında prototip kişilerden biri sayılan ve Hz. Peygamber’in hanımlarından süt emmek gibi bir üstünlükle anılan Hasan el-Basrî (ölm. 110/728) başta olmak üzere, o devrin bilgin ve düşünür tüm mevalîsi horlanmış, ARAP KIZLARIYLA EVLENMELERINE IZIN VERILMEMIŞTIR.

Fıkıh kaynaklarına kadar sokulmuş bulunan şu insanlık dışı tespiti de anımsayalım: 

ARAPLARA VE ONLARIN OLUŞTURDUĞU KUR’AN DIŞI FIKHA GÖRE, ARAPÇA OKUMA VE YAZMA BILMEYEN HERKES ‘ÜMMÎ’ SAYILIR. YANI BÖYLE BIRISI BIRKAÇ DILI BILSE, OKUYUP YAZSA BILE O ÜMMÎDIR. YANI OKUMA YAZMA BILMEYEN BIRIDIR.

Arapların ve Arapçanın üstünlüğü ve kutsallığı yolundaki KUR’AN, AKIL VE INSANLIK DIŞI BU IDDIA, ne yazık ki yüce Peygamber âlet edilerek sahnelenmiştir

Bu iddia sahiplerine göre, MADEM KI HZ. PEYGAMBER EN SON VE EN BÜYÜK PEYGAMBERDIR, O HALDE ONUN MENSUP OLDUĞU IRK DA EN YÜCE IRKTIR

Kur’an, herhangi bir ırkın üstünlüğünü ileri sürmeye asla izin vermez. Söz konusu ırktan bir nebi gelmiş olması bu ölçüyü değiştirmenin gerekçesi yapılamaz. Üstünlük, niyet ve gayret iledir. (Kur’an’ın Araplara bakışı konusunda ayrıntılar için bizim ‘KUR’AN’IN TEMEL KAVRAMLAN’ adlı eserimizin Araplar maddesine bakılmalıdır.)

Kur’an’ın beyanlarına göre, IÇINDEN NEBI GELMEMIŞ HIÇBIR IRK YOKTUR. Allah, en büyük lütuflarından biri olan peygamber göndermeyi, kullan arasında âdil bir biçimde paylaştırmıştır. Eğer bir ırktan nebi gelmesi bir üstünlük vesilesi ise bilinmelidir ki, tüm ırklardan bir veya birkaç nebi gelmiştir. ARAP IRKI BU BAKIMDAN TEK DEĞILDIR.

Kur’an, peygamberleri şu veya bu ırka mal etmeye olanak tanımaz. PEYGAMBERLERIN IRKI, BOYU SOYU, COĞRAFYASI, IKLIMI, RENGI VE BÖLGESI HIÇBIR ÖNEM TAŞIMAZ. 

Çünkü peygamberlik kesbî (kazanılarak elde edilen) bir kurum değildir ki madde ölçüleri ile değer veya mertebe kazansın. Peygamberlik Allah’ın verdiği bir imkân ve bir unvandır. Allah bunu verirken ırkın, kanın olanaklarını öne çıkarmamıştır.

Dine saygı ve bunun oluşturduğu duygusal zemini, ARAPLARIN ÜSTÜNLÜĞÜNE BASAMAK YAPAN ALDATMA, ARAPLARI SEVMENIN BIR DIN EMRI OLDUĞUNU DA IDDIA ETMIŞTIR. 

Arapları sevmeyi bir din emri haline getirmek KUR’AN’DAN HAREKETLE MÜMKÜN OLMADIĞINA GÖRE, Allah ile aldatma pazarının başka bir çare bulması gerekiyordu. Bulmuştur. BENZERI DURUMLARDA BAŞVURDUĞU ‘HADIS UYDURMA YOLU’NA GITMIŞTIR. ‘Allah’ın Elçisi’ sıfatını taşıyan bir benliğin bu sözleri söylemesini akıl ve idrak mümkün görmez. İslam’a ve Hz. Muhammed’e bundan daha büyük bir iftira olamaz.

Araplarla ilgili olarak HZ. MUHAMMED’E ISNAT EDILMIŞ UYDURMALARIN EN ÇIRKINLERINDEN BIRI DE ŞUDUR:

“ÜMMETIMDEN ILK ŞEFAAT EDECEKLERIM, BENI GÖRÜP IMAN EDEREK BENI TASDIKLEYEN ARAPLARDIR. ONLARIN ARDINDAN DA ARAP-LARIN BENI GÖRMEDEN BANA IMAN EDIP BENI GÖRMEK ARZUSU TAŞIYANLARINA ŞEFAAT EDeCEĞIM.”

Görüldüğü gibi, BU ŞEFAAT DAĞITIMINDA ARAPLARDAN BAŞKASINA BIR ŞEY VAAT EDILMEMIŞTIR. Resulü göreni ile görmeyeni ile ne varsa Araplarındır. Kur’an, Araplarla ilgili olarak uydurulan bu sözlerin tümünden münezzehtir.

ALLAH İLE ALDATMANIN ARAPÇACILIK AYAĞI:

ALLAH ILE ALDATMANIN BU AYAĞI ARAP DILINI KUTSAL ILAN ETMEK IÇIN, DINI KULLANMA ŞEKLINDE YÜRÜTÜLEN BIR ZULÜMDÜR. ARAP DILI ALLAH’IN DILI ILAN EDILIP, ONSUZ IBADET YAPILAMAYACAĞI DAYATMASI DINLEŞTIRILMIŞTIR

Üstelik kendilerince de dinde dokunulmaz kılınan birçok fakîhin aksini söylemesine rağmen. Yani Arapça’yı kutsallaştırma yoluyla yürütülen Arap kültür emperyalizmi, önünde hiçbir engele yaşama hakkı tanınmamıştır.

Engizisyon mantığıyla yürütülen bu zulüm, KENDISINI ‘BÜTÜN INSANLIĞIN, BÜTÜN ZAMANLARIN DINI’ OLARAK TANITAN İSLAM’I SADECE ARAPLARIN DINI HALINE GETIREN VAHIM ZULÜMLERDEN BIRIDIR VE ALLAH ILE ALDATANLAR TARAFINDAN ASIRLARCA DIN DIYE YUTTURULMUŞTUR. 

BU ZULÜMDEN EN BÜYÜK ZARARI GÖREN KITLE ISE ANADOLU HALKI OLMUŞTUR.

Tarihin en büyük insanlık suçlarından biri olan BU ZULÜM, BUGÜNKÜ TÜRKIYE CUMHURIYETI’NIN SEKIZ BAKANLIK BÜTÇESI KADAR PARAYLA BESLENEN DIYANET İŞLERI TARAFINDAN HÂLÂ YAŞATILMAKTADIR. Bu din ve akıl dışı dayatmayı aşmak için bu satırların yazarı tarafından verilen mücadele Türk halkının belleklerinde hâlâ canlı olsa gerektir. BU MÜCADELEDE EN BÜYÜK KAHRI TÜRKIYE CUMHURIYETI’NIN ANAYASAL DIN KURUMU OLAN DIYANET İŞLERI BAŞKANLIĞINDAN ÇEKTIK. 

Daha ibret verici olanı ise, aynı Diyanet'in, bu tavrını birkaç yıl sürdürdükten sonra, 2002 yılında Tarabya’da topladığı bir şûrasında, Kur’an’ı Türkçe okuyarak da namaz kılınabileceğini hükme bağlamak olmuştur. (Herkesin kendi diliyle ibadet etmesinin İslam’a uygun olduğu konusunda, BK. ÖZTÜRK; ANA DILDE IBADET MESELESI)

Şimdi gelelim işin esasına: 

Kur’an’ın açıkça bildirdiğine göre, HER PEYGAMBER, HITAP ETTIĞI TOPLUMUN DILIYLE KONUŞMUŞ, VAHIY ALMIŞTIR. BUNUN SEBEBI, PEYGAMBERIN GETIRDIĞI MESAJIN, HITAP ETTIĞI TOPLUM TARAFINDAN RAHATÇA ANLAŞILMASINI MÜMKÜN KILMAKTIR. (İbrahim, 4) YINE KUR’AN’A GÖRE, ISTISNASIZ TÜM TOPLUMLARA BIR PEYGAMBER GÖNDERILMIŞTIR. 

Bunun din bahsinde zorunlu sonucu şudur: 

HIÇBIR DIL DINSEL ANLAMDA, ÖTEKINE GÖRE DAHA KUTSAL VEYA DAHA ÜSTÜN DEĞILDIR. Kutsal olan, Allah’ın gönderdiği buyruklar, vahyettiği gerçeklerdir. Dil, bu gerçekleri iletmenin bir aracıdır. Bu anlamda tüm diller Allah'ın ayetleri cümlesindendir ve hepsi eşittir. (Rum, 22)

İSLAM PEYGAMBERI, ASLEN ARAP IRKINDAN OLMAMAKLA BIRLIKTE, aldığı tanrısal vahyi, çekirdek toplum ve ilk muhatap olarak Arapça konuşan insanlara iletti. [zira DEDESI HZ. İBRAHIM ASLEN SÜMERLI idi ki, Araplar böylelerine ‘ARAPLAŞMIŞ ARAP : ARAB-ÜL MÜSTA’REBE’ derler]

Bu yüzden, biraz önce gördüğümüz Kur’ansal gerçeğe uygun olarak Arapça vahiy aldı ve muhataplarına Arapça hitap etti.

KUR’AN’IN AÇIKÇA BILDIRDIĞINE GÖRE, HZ. MUHAMMED’IN ALDIĞI KUR’AN VAHYININ ARAPÇA INDIRILIŞININ HIKMETLERI ŞUNLARDIR:

1. TAAKKUL, yani gelen vahiyleri okuyanların, bunları anlayıp, taşıdıkları mesaj üzerinde akıllarını işletmeleri, (Yusuf, 2; Zühruf, 3)

2. İNZÂR, yani gelen vahiylerle okuyanların uyarılmaları, başkalarını uyarmaları. Eğer Kur’an, toplumun dili olan Arapça dışında bir dille gelseydi, onu anlamayacaklar ve bu uyarı işlevi askıda kalacaktı. Bu kez muhataplar, bilmedikleri bir dille vahiy gelişini kınayacak, çeşitli savsaklamaların gerekçesi yapacaklardı. (Şuara, 195; Ahkaf, 12; Fussılet, 44)

3. TEDEBBÜR, yani okunan metinlerin anlaşılması ve anlamları üzerinde derin derin düşünülmesi.

Bu TEDEBBÜR KAVRAMI altı ısrarla çizilen bir kavramdır. 

Öyle ki ;

- KUR’AN’A GÖRE, KUR’AN OKUMAK, ESAS ANLAMIYLA TEDEBBÜR ETMEKTIR.

- TEDEBBÜR YOKSA KUR’AN OKUMAKTAN SÖZ EDILEMEZ. 

- TEDEBBÜR IÇIN, OKUNAN METNIN DILINI BILMEK ILK ŞART OLDUĞUNA GÖRE, Arapça bilmeyen bir müslümanın, tedebbür emrini yerine getirmesi için, KUR’AN’I ANLADIĞI DILDEKI ÇEVIRISINDEN OKUMASI KAÇINILMAZDIR. 

KUR’AN, TEDEBBÜR ILKESININ, MÜSLÜMANLARIN OKUMAK'TAN SONRAKİ İKİNCİ TEMEL IBADETLERI OLAN NAMAZDA DA KORUNMASINI ISTEMEKTEDIR

Bunun içindir ki, ne dediğini anlamadan namaz kılmak yasaklanmış (Nisa, 43), ne dediğini anlamadan namaz kılanlar lanetlenmiştir. (Mâûn, 4-5)

O halde, namazlarında Kur’an’dan bazı bölümler veya ayetler okuyacak kişilerin, bunları anladıkları dilde okumaları Kur’an’ın emridir. Hz. Peygamber’in vefatından kısa bir süre sonra İslam dışı bir krallık sistemiyle yönetimi ele geçiren ARAP EMEVÎ HANEDANI, önlerindeki en büyük engel gördükleri HZ. ALI EVLADINI ÖLDÜRÜP ORTADAN KALDIRDIKTAN SONRA, Arap olmayan müslümanlan sindirme ve bastırma hareketine girişti. Arap olmayan müslümanlara ‘MEVÂLÎ’ YANI KÖLELER KITLESI diyen Emevî krallığı ;

TÜM İSLAM BILGI VE DÜŞÜNCE MIRASINI ARAPLAŞTIRACAK, ARAPLARIN VE ARAPÇA’NIN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ DINLEŞTIRECEK BÜYÜK BIR OPERASYONA GIRDI. Arapça okuma yazma bilmeyen tüm insanları ‘ümmî’ kabul edecek kadar zalimleşen bu anlayış, ALLAH ILE ALDATAN TEZGÂHIN ARAPÇI TAKIMI tarafından fıkıh kitaplarında hâlâ yaşatılmaktadır.

Bu akıl ve din dışı savların geçerli kılınması için YÜZLERCE HADIS UYDURULDU

BU UYDURMA HADISLERLE, EMEVÎ HANEDANLIĞININ YÖNETIMINI VE ARAP IRKININ ÜSTÜNLÜĞÜNÜ KUTSALLAŞTIRIP KÖKLEŞTIRECEK HEMEN HER ŞEY YAPILDI. 

BUGÜNKÜ İSLAM BILGI MIRASININ, ÖZELLIKLE FIKIH VE KELAM (İSLAM TEOLOJISI) KAYNAKLARININ HEMEN HEPSI BU YOZLAŞTIRMA VE ARAPLAŞTIRMANIN ÜRÜNLERIYLE DOLUDUR. 

KUR’AN’I DEĞIL DE BU ÜRÜNLERI DIN OLARAK KUTSAL TUTMAK ISTEYEN ZIHNIYETLER, AKIL ALMAZ OYUNLAR SERGILEYEREK KITLELERI ALDATMAKTA VE SÖMÜRMEKTEDIR.

Osmanlı İmparatorluğu da, görünüşte Arapları yönetiminde tutmasına rağmen, BU KUTSALLAŞTIRILMIŞ ARABIZMIN KÜL-TÜR HEGEMONYASI ALTINDA, farkında olmadan Arap esaretine girdi. OSMANLI, KENDINE ÂDETA BIR SELF-EMPERYALIZM UYGULAMIŞTIR. 

KENDILERINE KUTSAL IRK DIYE HIZMET ETTIĞIMIZ ARAPLAR TÜRKLERI EMPERYALIST OLARAK SUÇLARKEN, TÜRKLER ONLARIN KÜLTÜRLERININ, DILLERININ KÖLELERI OLDU. 

Bu köleliğin yaşatılması için hep yozlaştırılan din kullanıldı. Bu durum, dini ve kutsal duygulan sömürülerine araç yapmak isteyen zihniyetlerin de işine geldiği için, onlar da Kur’an’ın büyük halk kitlelerince okunmaması yolunda gayret sarf ettiler.

ARAPÇA BILMEYENLERIN KUR’AN’A EL SÜREMEZ HALE GELMESI, SÖMÜRÜCÜLERIN DIN ÜZERINDE KURDUKLARI BASKIYI KUTSALLAŞTIRMIŞ VE MÜSLÜMAN KITLEYI ONLARA TESLIM OLMAYA MECBUR VE MAHKÛM HALE GETIRMIŞTIR. Din onların elinde, istediklerini istedikleri kalıba dökmek, istediklerini almak, istediklerini engellemek için dokunulmaz bir araç olmuştur.

DİL Mİ KUTSAL, MESAJ MI?

Din meselesinin en ciddi sorularından biri de budur. DIL MI KUTSAL, MESAJ MI?

ALLAH ILE ALDATANLAR, HESAPLARI ÖYLE ELVERDIĞI IÇIN, SÜREKLI OLARAK DIL'I KUTSAL GÖSTERMIŞ, MESAJA ÖZGÜ KUTSALLIK VE YÜCELIĞI SÜREKLI OLARAK O MESAJIN DILINE VERMIŞLERDIR. 

EĞER DIL KUTSAL SAYILIRSA BU KUTSALLIĞA BAĞLI OLARAK O DILIN TOPLUMU, IRKI, COĞRAFYASI, KÜLTÜRÜ DE ART ARDA KUTSALLAŞTIRILIR

Bunca kutsallığın altında dilin taşıdığı mesaj ezilir, unutulur veya ikincil duruma düşer. En azından, dilin coğrafyası, milleti, kültürü dinin verileriyle karışır, DINLEŞIR. 

DILIN KUTSALLAŞTIRILMASI HALINDE MESAJ KAÇINILMAZ BIR BIÇIMDE KENARA ITILIR.

DINI, ALLAH ILE ALDATMANIN ARACI YAPAN ZIHNIYETLER, TARIH BOYUNCA HEP DILI KUTSAL KILDILAR. MESAJ SÜREKLI IKINCI PLANA İTILDI. 

BUNUN EN GÖRKEMLI ÖRNEĞI, ENGIZISYON PAPAZLIĞININ INCIL’I TERCÜMEYE IZIN VERMEMESIDIR. Engizisyon papazlığına göre, dil kutsaldı. O halde İncil başka bir dile çevrilemezdi. O şekliyle anlayanlar anlardı, anlamayanlar kelimeleri telaffuz edebildikleri kadar eder, sevap kazanırlardı.

İncil’in ne dediğini anlamaya gelince, onun için kiliseye, ruhban sınıfına başvurmak gerekiyordu. Ve işin püf noktası da buydu. İncil’in ne dediğini merak edenler onu anlama yetenek ve şansına sahip bulunan ‘KUTSAL TANRI ADAMLARI’na başvuracak, İncil adına onları dinleyeceklerdi. Böyle diyerek kitleleri yüzyıllarca dinlerinin kitabından habersiz koyup papaz hegemonyasının tasarruf ve tasallutuna mahkûm ettiler.

ALLAH ILE ALDATAN ZIHNIYET, DILIN DEĞIL MESAJIN KUTSAL OLDUĞUNU ASLA SÖYLEMEZ. Çünkü bu onun işinin bitmesi anlamına gelmektedir. DIL KUTSAL VE DOKUNULMAZ OLACAKTIR KI KITLELER, MESAJI ANLAMAK IÇIN ‘KUTSALA GUYA ÂŞINÂ OLAN O SÖZÜMONA’ KUTSAL VE DOKUNULMAZ KIŞILER (!) ÖNÜNDE EĞILMEK VE ONLARA HARAÇ ÖDEMEK ZORUNDA KALSIN. 

SISTEM SON DERECE DAHİCE KURULMUŞTUR: 

Ya haracı ödesinler yahut da din bilmez cahiller olmaya devam etsinler. HARACI ÖDEMEYEN, HURÛÇLA (KARŞI ÇIKIŞ, BAŞ KALDIRIŞ) SUÇLANIR. HURÛÇ, SISTEMLI BIR BIÇIMDE ‘ALLAH’A VE DINE KARŞI ÇIKIŞ’ OLARAK TANITILIR. Faturanın ağırlığını düşünün! Kim kalkar da birkaç kuruşluk haracı vermesin diye başını böylesine büyük bir derde sokar!?

DILIN KUTSALLAŞTIRILMASI ALLAH ILE ALDATANLARIN EGEMENLIĞINE IKI BAŞLI BIR YARAR SAĞLAMAKTADIR:

1. MESAJI ÖĞRENMEK IÇIN EGEMENLIĞIN TEMSILCILERINE MUHTAÇ HALE GELEN HALKIN ÖDEDIĞI HARAÇLAR,

2. SADECE SÖZCÜKLERINI TELAFFUZLA SEVAP KAZANACAKLARI DILIN KELIME TELAFFUZUNDAN IBARET ÖĞRETIMI IÇIN TOPLANACAK PARALAR.

Böylesi kutsal bir hizmeti (!) verdikleri için ‘KUTSAL VE DOKUNULMAZ KIŞILER’E GÖSTERILECEK DERIN SAYGI DA CABASI. Allah ile aldatanlar, dilin değil mesajın kutsal olduğunu söyledikleri anda, bu iki kapının ikisi de yüzlerine kapanır. Buna izin vermezler.

MÜSLÜMAN COĞRAFYALARDAKI SARIKLI ENGIZISYONUN BU NOKTADAKI ŞANSI HAÇLI ENGIZISYONDAN ÇOK DAHA YÜKSEKTIR. 

Çünkü İslam’da namaz diye bir ibadet vardır ve namazda Kur’an’dan belli bir miktar okumak şart tutulmuştur. 

Bu şartın yerine getirilmesi ise okunan Kur’an parçalarının Arapça olması şeklinde ikinci bir şarta bağlı kılınmıştır. 

Halbuki, ÇEVIRISI YAPILMAYAN VEYA YAPILAMAYAN BIR KITABIN, BÜYÜK ATATÜRK’ÜN SÖYLEDIĞI GIBI, ‘ANLAMI YOK DEMEKTIR.’ 

ATATÜRK’ÜN BU TEZI, İMAMI ÂZAM’IN BU KONUDAKI TEZIYLE TIPA TIP AYNIDIR.

İMAMI ÂZAM’A GÖRE DE, KUR’AN HER DILE ÇEVRILIR VE O ÇEVIRILERLE NAMAZ KILINIR. 

KUR’AN, ESASINDA BIR MÂNÂDIR. O MÂNÂ TARIH BOYUNCA TÜM PEYGAMBERLERE DEĞIŞIK DILLERDE GELMIŞTIR. 

BUNUN AKSINI SÖYLEMEK ALLAH’IN ANLAMSIZ SÖZ VAHYETTIĞINI SÖYLEMEKLE EŞANLAMLIDIR.

Çeviri yapılamaz veya yapılmazsa kitleler mesajı okuyup anlayamaz. 

Böyle olunca da Ali İmran 19’da değinilen “KUR’AN’LA HEM SENI DINLEYENLERI, HEM DE ONUN ULAŞTIĞI HERKESI UYAR!” EMRI ANLAMSIZLAŞIR. 

Tannsal kitap özgün şekliyle korunur, uzmanlaşmış kişilerce özgün şekliyle okunur.

Ama kitleler için her dile çevrilir ve halkın yararlanmasına açılır. 

AKSINI IDDIA ETMEK DINE DEĞIL, DINSIZLIĞE HIZMETTIR.

Yorumlar

Popüler Yayınlar