KUR’AN DİN SINIFINI YIKAN BİR KİTAPTIR

 Yaşar Nuri Öztürk’ün “KUR’AN’I TANIYOR MUSUNUZ? O’NU HİÇ OKUDUNUZ MU?” adlı kitabından alıntı yapmaya devam ediyoruz  

**************

DİN SINIFINI YIKAN KİTAP

“Putperestlik, gerçek vahyin saptırılma­sından kaynaklanmaktadır. Başka bir ifadeyle, putperestlik, vahyin vasıtasını bizzat vahyin sahip olduğu payeye çıkar­ma olayıdır. Beni İsrail nebileri, sahte peygamberle onların ruhbanî destekçile­rince savunulan bu tür bir putperestlikle aralıksız savaştılar. Bu savaş, vahyin tari­hindeki dinamik güçtür. Reformasyonda, nebevi ruh, şeytanca saptırmanın bir ürünü olan bu ruhbanî sisteme saldırdı.”

Paul Tillich


Dahî ilahiyatçı Paul Tillich’in, şaheseri, “Systematic Theology”de (bk. 1/133) değindiği ruhbanî-müşrik saptırma, Kur’an ve Hz. Muhammed’in beyanlarına göre de, din sınıfının sergilediği bir saptırmadır.


Din maskeli ve gerekçeli bütün zulüm ve ahlaksızlıklar, dini temsil durumundaki zümre, özellikle din sınıfı tarafından ser­gilenmekte ve din, bunların kötülükleri yüzünden kin, kavga ve kan kurumuna dönüşmektedir.


Din temsilcilerinin bağyi (şiddetçilik ve şirretliği), dinde gulüv (azma, aşırılık) denen illetle de irtibatlandırılmaktadır. 

Bağy, esas anlamıyla denge noktasından sapma olduğuna göre, dini temsil edenlerin sergiledikleri tüm olumsuzlukla­rın özünde bir sapma vardır. 

Bu sapma, denge noktasından sağa veya sola, iyi niyet veya kötü niyetle sergilenmiş olabilir. 


Değişmez gerçek şudur: 

Sapma, mutlaka ve muhakkak kötü­lükle sonuçlanır. Niyetin iyi, kısa vadeli sonucun bazı çıkarla­ra yaramış olması bağydeki sapmayı meşru kılmaz.

Tanrı elçileri olan peygamberleri Tann’nın oğulları veya or­taklan konumuna getirip tevhidi şirk ile katranlayanlar, bu melanetlerini ‘peygamberleri övmek, onlan yüceltmek’ adı altında yapmadılar mı? 


İsa Peygamber’e ‘Allah’ın oğlu’ di­yenler, İsa’yı yüceltmekten başka neyi amaçlıyorlardı? 

Ama onlann bu iyi niyetleri İsa’nın tevhidini şirke bulaştırmala­rına engel olmadı.


Din temsilcilerinin bağyi haksızlık, azma, haset, zulüm, yalan, kibir gibi açıkça kötülük sergileyen sapmalar olabileceği gibi, dindeki farzlardan (olması gereken asgarilerden) daha iyiye, daha sevaba gitme niyetiyle sergilenen, ama dengeleri bozdu­ğu için, sonuçta yine insanın sıkıntısına sebep olan ‘görünüşte iyi’ sapmalar şeklinde de olabilmektedir.


Din hayatındaki uzun vadeli tahripler işte bu ikinci kısımdan, yani ‘görünüşte iyi’ sapmalardan kaynaklanmaktadır


Çünkü bir farzı yerine getirmeyi yeterli görmeyip daha ileri gidenler zaman içinde bunların aynen o farz gibi dinleşmesine engel olamamaktadırlar


En azından, o farzla yetinenlerin ‘ikinci sınıf dindar’ ilan edilmesine engel olamamaktadırlar. 

Bir gün geliyor, toplumda en zehirli bölücülük türü olan “En iyi din­dar benim” bölücülüğü başlıyor.


Dengeyi bozmanın nerede duracağı belli değildir. 


Bir örnek verelim: 

Kişinin istediğinde evinde tek başına kılabileceği dörtbeş dakikalık bir ‘NAFİLE namaz’ olan TERAVİH namazı, Peygamberimizin “Camilere sokmayın, evinizde kılın!” buy­ruğuna rağmen, hem camiye sokulmuş, hem de bir ila iki sa­atlik bir zaman alan ve Peygamber’in hayatında bir benzeri olmayan ‘örfî bir merasim’e dönüşmüştür. 


Müslümanların din hayatında bunun onlarca örneği vardır. 


İşte birkaçı:


1. Abdestte ayakların meshini isteyen Kur’an’ın bu emri “Her seferinde yıkansa daha iyi olur” diye başlayan bir uygulamayla ortadan kaldırılmış ve ayakları her seferinde yıkamak abdestin farzlanndan biri haline getirilmiştir.


2. Zorunlu hallerde (su yokluğu veya sağlık gerekçesi ile) abdest veya guslün (boy abdestinin) yerine geçecek olan TEYEMMÜM, “Allah için hasta olsan ne olur, su biraz soğuksa ne olur” teranesiyle kullanılmaz hale getirilmiştir. 

İslam coğraf­yalarının soğuk bölgelerinde, bu mantığı işlettiği için buz gibi sularla boy abdesti alıp zatürreye, giderek vereme yakalanan nice insan biliriz.


3. İki rekâtlık cuma namazı, “Farzdan sonra birkaç rekât daha kılınsa daha iyi olur, garanti olur” lakırdısıyla birkaç ka­tına çıkarılmış, örneğin Türkiye’de 16 rekât olmuştur.


4. Sahur vaktini belirlemede, ‘ihtiyat payı’ adıyla birkaç daki­ka erkene alınan ‘sahur bitişi’, zamanla bu ihtiyat paylan büyütüle büyütüle yarı gecelere çekilmiş ve halk, “Daha sevap olur” teranesiyle normalinden bir, bir buçuk saat daha fazla oruçlu kalmaya zorlanmıştır.


5. Yolculuk halinde oruç tutmama ruhsatı, “Tutsan daha iyi olmaz mı, arslan gibi adamsın, tut ki daha çok sevap alasın” baskılarıyla âdeta dinden çıkarılmıştır. Sağlığı icabı oruç tut­maması gereken birçok insan, bu bağy sevapçılığı yüzünden kendini zorlayarak oruç tutmakta ısrar ederek midesini del­mekte, hastalığını azdırmakta veya hasta olmaktadır.


Kısacası, bağy’in, o ‘iyi niyetli’ denen sapmalan bile insanla­ra çok ağır faturalar ödetmekte, dini bir rahmet ve kolaylık kurumu olmaktan çıkarıp, bir zahmet ve işkence kurumuna dönüştürmektedir. 

Bu sapmalar bir süre sonra dinleşip ku­rallaştığı için normalini yapmaya kalkanlar ikinci sınıf dindar gibi görülmekte, sapmayı eleştirenler ise ‘dinde reform yapan zındıklar’ şeklinde itham ve iftiraya maruz bırakılmaktadır.


 Bağy’in ‘çirkin’ sapmalarına gelince, onlann hangi zulüm ve kahır facialarına yol açtığını anlamak için ‘dinler tarihinin kutsala fatura edilen cinayet, ihanet ve fesatlarına bakmak gerekir.

Bir örnek olarak, James A. Haught’un ‘Kutsal Dehşet’ adıyla Türkçeleştirilen ‘Holy Horrors’ adlı kitabını okuyabili­riz. 

İslam’la ilgili bölümlerinde isabetsiz saptamalar olmakla birlikte, din temsilcilerinin bağy kaynaklı zulüm ve dehşetle­rini tanımada önemli bir el kitabıdır.


Özetlersek, Bakara suresi 213 göstermektedir ki, din kaynaklı şiddet ve yozlaşmaların öncüleri ve sebepleri, ‘daha iyi din­dar, daha çok sevap’ gibi söylemlerle dini zorlaştıran ve kit­leyi nefrete, isyana, sonunda da dehşete ve şiddete iten din temsilcileridir. 


İşte bunun içindir ki Kur’an, tarih boyunca Allah’a vekâleten konuşan ve Allah’ın kullarını perişan eden din adamı tipinin tüm dokunulmazlıklarını kaldırmış, din adamları sınıfının tüm üstünlük ve egemenliğini yok etmiş­tir. 


Bu üstünlük ve egemenliği yeniden kurmaya kalkanlar, Kur’an’ın getirdiği dinin mümini olmayı reddetmek zorunda­dırlar. 


Şunu da unutmayalım:

Kur’an, bu din sınıfına karşı çıkarak, dinin pratiklerini haya­tın dışına iten, ama ALLAH’A İMANLARINI BU DİN SINIFININ PİSLİKLERİNE RAĞMEN koruyan DEİSTLERİN sadece bu imanlarını onla­rın ebedi kurtuluşları için yeterli bulmaktadır. 

Kur’an’ın bu tavrı riyakârlığın gayyasına batmış din sınıfının rezilliklerine karşı çıkanların ödüllendirilmesinden başka bir şey değildir.


ALLAH İLE KUL ARASINA GİRENLER ŞİRK PUTLARIDIR


Kur’an, tebliğcisi olan Hz. Muhammed’e ve onun aracılığıyla tüm insanlara şunu söylüyor:

“Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak!” (Müddessir, 11; Müzzemmil, 11)

Buyruğun, Müzzemmil suresindeki şekli şöyledir:

“Benimle, o nimete boğulmuş yalancıları baş başa bırak!”

Kur’an’ın tanıttığı Allah, insana şah damarından daha yakın­dır. 

(Kaf, 16) 

Bunun akla gelen ilk iki anlamı şudur:


1. Hiç kimse bir başkasını Allah’a yaklaştırmaktan söz ede­mez.

İnsana Allah’tan daha yakın hiçbir varlık yoktur. 

Ben sizi Allah’a yaklaştırıyorum” sözü, eğer dil sürçmesi değilse kü­fürdür

Tebliğ ve irşat adamı, insanı Allah’a yaklaştıran de­ğil, Allah’ın insana en yakın varlık olduğunu duyuran, belle­ten adamdır.


2. Hiç kimsenin Allah ile kul arasında jandarmalık, bekçilik, vekillik yapma hak ve yetkisi yoktur.

Bu zorunluluğu ifade eden birçok emir, Hz. Peygamber’e bile yöneltilmiştir.

Kur’an, din hayatının omurga noktalarından biri olan bu inceliği daha ilk buyruklarında gündeme getirerek insanlığı dikkatli olmaya çağırmıştır. 


Çünkü bu emrin çiğnenmesi dini saltanat aracı yapan bir sınıf doğurarak engizisyona kapı açar. 


Engizisyon, Allah ile kul arasına girmeyi meslek edinen ve bunu ‘din’ diye pazarlayan zihniyetlerin ürünüdür ve insanlı­ğa, tarihin en kanlı zulümlerini musallat etmiştir

Engizisyon, şirkin saltanat aracı yapılmasının sonucudur.

Bu zehirli saltanat süreci, önce küçük komisyonculuklarla başlar : 


- Birisi için dua etmek, 

- ölülere sevap için mezarda oku­mak, 

-günah işleyenler için af dilemek, 

- ölülere rahmet aracı­lığı yapmak, 

- Allah’a yaklaştırma işlevleri üstlenmek... 


Bu pis kokuların arkasından engizisyonun kanlı suratı belirir 

…devam edecek…

Yorumlar

Popüler Yayınlar