KUR’AN RESMÎ MABEDİ YIKAN KİTAPTIR
RESMÎ MABEDİ YIKAN KİTAP
“Bugün tüm engeller yıkıldı ve insanlığın Rabbi, kabilenin yıkık mabedinin kapısına geldi”
PAUL TILLICH
Anıt ilahiyatçı-filozof Paul Tillich, mabed meselesine parmak basarken, şu muhteşem tarihî tespitin altını çiziyor:
“Tanrı’nın mabedi, Hristiyan mabedlerinin sürekli ihanetine uğramıştır.”
(Tillich, The New Being, 23)
Bütün dinlerin gerçek mabetleri, dinci riyakârlığın ürettiği riya mabetlerinin ihanetine uğramıştır. Ve uğramaya devam etmektedir.
Mabed başkadır resmî mabed başkadır. Resmî mabed, görevlendirilmiş birinin yönettiği mabeddir.
Bunun anlamı şudur :
Resmî mabed, din sınıfının kotardığı mabeddir.
Din sınıfının kotardığı mabed var oldukça, gerçek din hayata giremez ve ALLAH İLE ALDATMA sona ermez.
Sûfî düşüncenin anıt isimlerinden biri olan Ebu Saïd İbn Ebil Hayr (ölm. 440/1048) bu gerçeği ölümsüz bir söyleme dönüştürerek şöyle demiştir:
“Havralar, kiliseler ve camiler yerle bir edilmedikçe Allah’ın dini tecelli etmez.”
“İslam DİN SINIFI kabul etmez” demiştik.
Din sınıfı yoksa resmî mabet de olmayacaktır.
DİN SINIFI, DİN KİSVESİ ve RESMÎ MABED dincilik hegemonyası sacayağının üç ayağıdır.
Bu ayakların üçü birden kırılmalıdır.
Aksi halde sağlam kalan bir veya iki ayak üstüne diklenmeyi başaran DİNCİLİK HEGEMONYASI kısa bir süre sonra engizisyonunu kurar.
Bu böyle olduğu içindir ki, Kur’an, dinci hegemonya sacayağının üç ayağını da kırmıştır.
CAMİ ALLAH’IN EVİ Mİ?
Mabedsiz din olmaz. Ama Kur’an penceresinden baktığınızda bunun kadar önemli bir gerçek daha var:
Resmî mabedi olan bir din Allah’ın dini olmaz.
Ve tüm hayatı bir büyük ibadete dönüştüremeyenler de Allah’ın gerçek kulu olamaz.
Resmî mabed, sadece bir yafta ve tescil işi değil, bir işlev meselesidir de.
Bir dinde resmî mabed olması demek, o dinin mensupları ibadetlerini yalnız o mabedde yapabilirler, yapmalıdırlar demektir.
Ancak, mabedlerin varlığı resmî mabedin varlığına kanıt değildir.
Resmî mabedin varlığına kanıt, dindarın Allah ile diyalogunun sadece belirli duvarlar arasında gerçekleşeceğinin açık veya örtülü bir biçimde kabul ettirilmesidir.
Bu kabule göre, ibadet (en azından iyi ve mükemmel ibadet) mabed adı verilmiş belirli binalarda yapılır.
O binaların dışında yapılan ibadetler ya hiç ibadet sayılmaz yahut da tam ibadet sayılmaz.
Bu kabulün oluştuğunun en büyük göstergesi ise, bu belirli duvarlara (cami, kilise, havra, vs.) ‘ALLAH’IN EVİ’ unvanının verilmesidir.
“Allah’ın evi mi olur, behey gafil?” diye sorduğunuzda birilerinin rahatsız olması ise resmî mabedin kurumlaştığının kanıtıdır.
İslam’ın büyük vicdanlarından Bistamlı Bâyezid (ölm. 261/875), “Kabe’yi ziyarete neden gitmiyorsun?” sorusuna muhatap olduğunda elini kalbinin üstüne koyarak şu muhteşem cevabı vermiştir:
“Tanrı, o sizin dediğiniz eve, yapıldığı günden beri hiç girmedi; ama bendeki şu evden, yapıldığı günden beri hiç çıkmadı. Siz esas bu evi kutsal tutun!”
Kur’an, “Allah, insana şahdamarından daha yakındır” (Kaf, 16) diyor.
Öyleyse, Allah’ın taaa içinde yer aldığı kâlp evinin harap edildiği bir dünyada, adına ‘Allah’ın evi’ denmiş duvarların imar ve ihyasıyla nereye gidilebilir?
ALLAH İLE ALDATAN ZİHNİYYETLER VE EKİPLER “Mabedsiz din olmaz” gerçeğini, “Resmî mabedi olan bir din Allah’ın dini olamaz” gerçeğini örtmek için sürekli istismar ederler.
Sebep açıktır:
ALLAH İLE ALDATMA oyununun sonuç vermesi için, ALDATILMASI HEDEFLENEN KİTLELERİN organize bir biçimde belirli mekânlarda toplanıp, telkin ve denetim altına alınmaları gerekir.
Emevî kodamanlan bunu iyi bildikleri için, CUMA NAMAZINI SADECE BELGELİ CAMİLERDE KILMANIN GEREKLİLİĞİNİ, CUMA NAMAZININ ŞARTLARINDAN BİRİ OLARAK FIKIH BÜNYESİNE KOYDULAR.
Onlar ayrıca Peygamberimiz tarafından namazdan sonra okunan hutbeyi de namazın önüne alarak, sahabe neslini kendilerini dinlemeye mecbur bıraktılar. Çünkü bu yolla, Cuma namazını kılmak için bu hutbeyi dinlemek kaçınılmaz oluyordu.
Büyük çoğunluğu Emevî despotizminin bilinçli veya bilinçsiz ajanı olan o devrin imamlarının okuduğu o hutbelerde, sadece beyinler yıkanmıyor, PEYGAMBER EVLADINA DA LANET OKUNUYORDU. Yaklaşık seksen yıl bu lanet okuma zulmü devam ettirildi.
Yine bir Emevî olan halife Ömer bin Abdülaziz (ölm. 101/719) bu zulmü yıkıp minberden okunan laneti kaldırdığında ise, İslam ümmetine ibret olması gereken şu itham ve yaygara koparıldı:
“Ömer bin Abdülaziz sünnete aykın davrandı.”
Günümüzdeki ‘ALLAH İLE ALDATMA ODAKLARI’nın, birçok insanı ‘SÜNNET KARŞITI’ diye eleştirirken dayandıkları zihniyet ve tarih zemini işte bu LANET VE FESAT ZEMİNİDİR.
Kur’an, bütün yeryüzünü mabed kabul etmiştir:
“Doğu da batı da Allah’ındır; yüzünüzü nereye dönerseniz Allah oradadır.” (Bakara, 115)
Hz. Peygamber bu Kur’ansal ilkeye dayanarak insanlığa şunu duyuruyor:
“Bütün yeryüzü benim ümmetim için mescid ve temiz kılınmıştır.”
Kur’an mesajının gelişiyle tüm yeryüzü bir büyük mabede dönüştürülmüştür.
Bu büyük mabedde TOPRAK POST, ALLAH DOST’tur.
Bu büyük mabedde ARACISIZ, LİDERSİZ, HARAÇSIZ VE HURUÇSUZ ibadet edilir.
Tüm yeryüzü mabed ise, tüm meşru fiiller de ibadettir.
ALLAH İLE ALDATANLAR, BELİRLİ DUVARLARIN ARASINI MABED YAPTIKLARI İÇİN, ALLAH’A İBADETİ DE BELİRLİ DAVRANIŞLARDAN İBARET GÖRMÜŞLERDİR.
Oysaki ; ilmihal kitaplarının ibadet dedikleri davranışlar, ibadetlerin sadece küçük bir bölümüdür.
Eskiler onlara ibâdât-i mersûme (görüntüleriyle ibadet olan ibadetler) demişlerdir.
Bir de ibâdât-i hakîkiyye (özü ve içeriğiyle ibadet olan ibadetler) vardır ki ONLARIN İÇİNE TÜM MEŞRÛ FİİLLER GİRER.
.
Bu anlamda HAYATIN TÜMÜ İBADETTİR. Elverir ki o hayat, insana yaraşır temizlik ve güzellikte yaşansın.
Allah’ın istediği açıktır:
O, MA’BUD’U YARATICI KUDRET OLAN büyük evren mabedinin öne çıkarılmasını istiyor.
Bunun içindir ki, Kur’an, ALLAH İLE ALDATANLARIN AKSİNE, sadece din kitaplarını değil, evreni ve insanı da OKUNMASI GEREKEN AYETLERLE DOLU KİTAPLAR olarak görüyor.
Büyük mabedin büyük ibadetleri, EVREN VE İNSAN KİTABI okunarak yapılacaktır.
Minber köşesinde TARÎKAT ZÜBÜRÜ mırıldanan sözde dervişin nefes tüketmesi ibadet oluyor da, yerin üç kat altında oksijen tüpüyle nefes alarak kalp ameliyatı yapan doktorun ter dökmesi ibadet olmuyor mu!?!
TÜM FİİLLERİ İBADETE DÖNÜŞTÜRMEK...
Büyük mabedin müminlerinin işi budur.
Güç iştir bu, güçlü iştir.
Birkaç metrelik duvarlı alana sığabilen benlikler büyük mabedde ibadet edemiyorlar. Büyük mabedin engin ufkunu fark eden yaratıcı benlik ise küçük mabede sığmıyor.
O benliklerden biri olan ölümsüz Muhammed İkbal, bu gerçeği ifade ederken şöyle diyor:
“Benim niyazım iki rekât namaza sığmaz.”
Büyük ruhun niyazı bütün bir ömrü bir tek namaza dönüştürmek ister.
Girdiğimiz bu yeni milenyumda, insanlığın en büyük erişinin, tüm yeryüzünün mabed, tüm meşru fiillerin ibadet olduğunu kavrayıp, hayata geçirmek olacağına inanıyorum.
Yeni milenyumda, insanlık Yaratıcısıyla kucaklaşmak için, ALLAH İLE ALDATAN HARAÇ VE HURUÇ ODAĞI SAHTEKÂRLARA KOMİSYON VERMEK ZORUNDA KALMAMALIDIR VE UMARIZ KALMAYACAKTIR.
ARACILAR, YAKLAŞTIRICILAR, ŞEFAAT BEZİRGÂNLARI (tüccarı) ortadan çekilecek ve insan, kendisine ‘şahdamanndan daha yakın olan RABBİ’ ile kopmaz bir beraberliğin bilincine ulaşacaktır.
MESCİDLER ALLAH İÇİNDİR
Ara başlığımız, Kur’an’ın Cin suresi 18. ayetinden alınmıştır.
Ayetin tamamı şöyledir:
“Mescidler Allah içindir. O halde, oralarda, Allah’ın yanında bir başkasına çağırıp yakarmayın.”
Aynı surenin 20. ayetinde ise şu emir verilmektedir:
“De ki, ‘Ben ancak rabbime ibadet ederim ve hiçbir kimseyi rabbime ortak yapmam.”
Kur’an’ın, İslam mabedini şirk kalıntılarından temizlemeyi ilkeye bağlayan ayetleri bunlardır.
Peygamberimizin ve gerçek sahabîlerin mabetlerinde bu Kur’ansal ilkelere titizlikle uyulmuştu.
Sonraki zamanlarda bu ilkelerin yavaş yavaş örselendiğini görmekteyiz.
Bugün ise müslüman mabedleri (camiler, mescidler) yukarıda verdiğimiz ayetlere tamamen ters bir tutumla, şirke bulaştırılmış ve Allah’ın yanında bir yığın ‘kutsallaştırılmış isim ve eşya’, Allah’ın âdeta yardımcıları, vekilleri gibi mabedin bağrına sokulmuştur.
“Peygamberin sakalına saygı” adı altında müminlere ‘KILA-TÜYE TAPMA TALİMİ’ yaptırılmaktadır.
İBADETTE LİDERLİK TE DİN DIŞIDIR
Resmi mabed yoksa, ibadetleri yerine getirmek için atanmış bir kişiye (imam, papaz, haham vs.) de gerek yoktur.
Resmî mabed ve din kıyafeti olmasın, ama ibadetlerde bir lider bulunsun demek, resmî mabedi örtülü biçimde kurmak demektir.
Nitekim resmî mabedi olmayan bir dinin, hem de laik sisteme geçmiş ülkesi olan Türkiye’de böyle dendiği içindir ki katrilyonluk bir Diyanet İşleri bütçesiyle beslenen doksan bin kişilik kendine özgü bir din sınıfı yaratılmıştır.
ZARAR VEREN MESCİDLER’DE İBADET YAPILAMAZ
‘Zarar veren mescid’ (dırar mescidi) kavramı, Kur’an’ın en hayatî kavramlarından biridir.
Bu kavramı, USTA BİR emevî OYUNUYLA, sadece bu ayetin inişine sebep olan özel olaya bağlayıp, zaman üstü anlamını boğmak müslüman toplumlara çok pahalıya mal oldu.
Oysaki İslam din bilginlerinin söz birliği ile denmiştir ki, “Sebebin hususiyeti nassın umumiyetine engel değildir.”
Yani bir ayetin şu veya bu özel sebeple inmiş olması, ondaki anlamın ve hükmün genelliğine engel değildir.
Dırar mescidi ; İNSANLARA ZARAR VERME ARACINA DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ VEYA O MAKSATLA İNŞA EDİLMİŞ MESCİD demektir.
Kur’an, bir mescidin bu niteliğe bürünmüş bir mescid olabilmesi için hangi şartların gerektiğini ayrıntılı biçimde vermiştir.
Tevbe 107- 109, Cin 18. ayetler bu şartları ifade eden ayetlerdir.
Bu ayetlerden anlıyoruz ki, aşağıdaki illetlere ve eşyaya bulaştırılmış mescidler, tevhid açısından bozulmuş ve secdegâh olma niteliğini yitirmiş mekânlardır.
Anılan niteliği yitiren mekânlar, ibadet için girilmemesi gereken mekânlardır.
Kur’an şöyle diyor:
“Bir de şunlar var. Tutup bir mescid edinmişler. Zarar vermek için, nankörlük için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve Resulü ile savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için. ‘İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz’ diye gerile gerile yemin de edeceklerdir. Allah tanıktır ki onlar kesinlikle yalancılardır. Böyle bir mescidde asla namaza durma! Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescid, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescidde. Allah, temizlenenleri sever. Peki, binasını Allah’tan gelen bir sakınma duygusu ve Allah nzası üzerine kuran mı hayırlıdır, yoksa binasını sel artıklarının ucundaki uçurumun kenarına kurup da onunla cehenneme yuvarlanan mı?”
(Tevbe, 107-109)
“Hiç kuşkusuz, mescidler Allah içindir. O halde, oralarda, Allah ile birlikte bir başkasına yalvarmayın / Allah’ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.”
(Cin, 18)
Bu ayetlere dayanarak, mescidleri girilebilir secdegâhlar olmaktan çıkaran ŞİRK UNSURLARINI şöyle sıralayabiliriz:
1. Mescidin insanlara bir biçimde zarar verir hale gelmesi.
2. Nankörlük Anlamına Gelen Niyetlerle Mescit Yapmak.
3. Müminleri Fırkalara Bölmek İçin Cami Yapmak veya Yapılmış Bulunan Camileri Bu Maksatla Kullanmak.
4. Caminin, Daha Önce Açıkça İslam Düşmanı İken, Şartların Değişmesi Yüzünden Dini Kullanmak İhtiyacını Duyan İkiyüzlülere Barınak Yapılması.
5. Cami Yapımında, Allah Rızasından Başka Herhangi Bir Kaygının Rol Oynaması.
6. Mescitlerde, Allah Dışında Herhangi Bir Kişiye Sığınılması, Yakarılması, Herhangi Bir Kişinin Allah İle Kul Arasında Vasıta Yapılması.
7. Allah Dışında Kişiler İçin Çağrıda Bulunulması, Övgüler Dizilmesi, Propaganda, Reklam Yapılması.
- Mescidin insanlara bir biçimde zarar verir hale gelmesi : Mescidin zarar verme niyetiyle yapılmış olması şart değildir. Ayet, burada, yapmak ve kurmak anlamında bir kelime kullanmamış, ‘ittihaz yani edinme’ kelimesini kullanmıştır.
Bu demektir ki bir mescidin zarar vermesinden söz etmek için, daha yapılırken o niyetle yapılmış olması şartı aranmaz.
Bir mescid, ilk zamanda, hatta yüzyıllarca iyi hizmetler verdiği halde, günün birinde ‘zarar veren mescid’e dönüşebilir.
Din, insana zarar verme aracı yapılamaz. Bunun başlangıç noktası da mabedin zarar aracı olmaktan çıkarılmasıdır.
Gasp edilen veya kandırmak süreriyle alınan arazilere yapılan camiler de zarar veren mescidler cümlesindendir.
Politik rakipleri yenik düşürmek için, gösteriş kabiliyeti yüksek yerlere cami yapmak da bu cümledendir.
Çünkü bunda da esas maksat ibadet değil, rakiplere üstünlük sağlamaktır.
Şu bir gerçek ki, Allah’a ibadet, insanı tâciz ve insan haklarına tecavüz aracı yapılamaz. Hiç kimse, kendi kişisel mertebesini yükseltme ve sağlamlaştırma aracı olan ibadetini, toplumun rahatsızlığı ve kamu haklarının ihlali pahasına yerine getiremez.
Çünkü Kur’an, takvanın (dindarlığın) insanlar arası ilişkilerde bir üstünlük ölçüsü yapılmasına izin vermez.
Takva, insanla Tanrı arasında işleyen bir değer ölçüsüdür (Hucurât, 13).
Mescidler, insan haklarına ve kamunun tâcizine sebep oluşturacak bir konum ve durumda iseler, ibadet mahalli olma özelliklerini yitirirler.
Bu noktada bizim için önemli olan ilkesel nokta şudur: Mescid inşası için insan haklan çiğnenemez.
Mescidde oraya devam etmeyenlerden alınan paralarla hizmet verilmesi de mescidi, dırar mescidine çevirir.
Bugün Türkiye’de camileri dırar mescidine çeviren bir numaralı sebep budur.
Tüm toplumun verdiği paralardan maaş alan insanlar mescidlere gelen bazı insanlara hizmet vermekte ve bu, o mescidleri bazı insanlara zarar veren mescide dönüştürmektedir.
Oralarda yapılan ibadetler İslam fıkhına göre fasittir.
2. Nankörlük Anlamına Gelen Niyetlerle Mescid Yapmak.
Ayetin bu kısmında ‘küfren’ kelimesi kullanılmaktadır. Bu kelime Kur’an’da hem İNKAR anlamında hem de NANKÖRLÜK anlamındadır. Bahsimiz olan ayette İNKAR anlamında alınamaz. Çünkü inkâr için mescid yapılmasından söz etmek tutarsızdır. O halde, ‘küfren’ sözcüğü burada ancak NANKÖRLÜK anlamında kullanılmış olabilir.
Nankörlük için yapılan mescid türüne en güzel örnekler TÜRKİYE’de bulunabilir kanısındayız.
Nimet ve imkânlarından alabildiğine yararlanılan ülkenin, REJİMİNİ VE DEVLETİNİ zora sokmak için ‘KÂFİR DEVLET, ZINDIK DEVLET’ sloganı kullanılmakta ve camiler devletle mücadelede karargâha dönüştürülmektedir.
Türkiye’de son yıllarda akıl almaz rakamlarda cami inşa edilmesinin arkasında yatan gerçeklerden biri de budur.
Allah rızası için cami yapan bir zihniyet, bir caminin yapıldığı semte en az birkaç sağlık ocağı, birkaç düşünce kulübü, birkaç okuma salonu kurar.
Oysaki birçok caminin yer aldığı gecekondu semtlerinde çoğu kez o saydıklarımızdan bir tanesine rastlamak bile mümkün olmuyor.
3. Müminleri Fırkalara Bölmek İçin Cami Yapmak veya Yapılmış Bulunan Camileri Bu Maksatla Kullanmaks :
Mabedin toplumu fırkalara bölmek ve o yolla din sömürüsü yapmak için kullanımı dinler tarihi kadar eskidir.
Burada ayrıntılara girmeden günümüze, özellikle de Türkiye’ye ve Türk insanının yaşadığı bazı dış ülkelere bakacağız.
Türkiye’de, tefrika (bölüp parçalama, bölücülük, bölünme) illetinden arınmış camilerin sayısı günden güne azalmaktadır. Son çeyrek yüzyılda, Türkiye’nin başına açılan en kahırlı bela bu ‘mabet kaynaklı tefrika’dır.
Parti propagandası, Cumhuriyet düşmanlığı, laiklik aleyhtarı nutuklar ve nihayet vakit namazlarını kılamayıp sadece Cuma’ya veya bayrama gelenlere yapılan ağır hakaretler, camileri birer bölücülük ve kavga ocağına dönüştürmüştür.
Dış ülkelerdeki Türk semtlerinde görülen duruma gelince, hemen her tefrika ekibinin kendine has bir camii vardır ve bu camilerde toplananların hiçbiri öteki camilerdekilere müslüman gözüyle bakmaz.
Hepsi birbirinin gıybetini eder. Dahası, her biri, yaptığının cihat olduğunu söyler, Allah’a giden tek yolun kendi yollan olduğunu iddia eder.
4. Caminin, Daha Önce Açıkça İslam Düşmanı İken, Şartların Değişmesi Yüzünden Dini Kullanmak İhtiyacını Duyan İkiyüzlülere Barınak Yapılması:
Senelerce kahır ve zulüm altında inlettikleri müslümanların mabetlerini, onları sömürmek, kontrol etmek ve birbirine düşürmek için kullanma alçaklığının İslam tarihinde ilk temsilcileri Emevî kodamanlarıdır.
Zamanımızda aynı zulmü, ILIMLI İSLAM adıyla bir emperyalist irtidad dini dayatan ABD yapmaktadır.
Emevîler, İslam’ın zaferi önünde eğilmek zorunda kaldıklarında, müslüman kanı damlayan kılıçlarını kınlarına soktular ve o kılıçlarla dize getiremedikleri müslümanları, MUSALLAT OLDUKLARI MABEDLERİNDE VURDULAR.
Bu öyle bir vuruştu ki, en büyük kahrını, dinin tebliğcisi Peygamber’in evladını katlederek gerçekleştirdi.
Onları zehir ve kılıçla yok etmekle yetinmedi, tevhidin mabedinden yaklaşık bir asır boyunca Resul evladına hutbelerden lanet okuyarak / okutarak o Peygamber’in ümmetine ‘amin’ dedirtti.
Dahası, Ömer bin Abdülaziz (ölm.102/720), Resul evladına okunan bu laneti camilerden kaldırdığında, onu şu şekilde itham edebildiler: “Sünnete muhalefet ediyor.”
Camileri, önceki zamanların din düşmanlarına fesat alanı olarak açma günahının işlendiği coğrafyalardan biri de Türkiye’dir.
İdeolojiler devrinde, Allah diyenlere ilkel muamelesi yapan birtakım ideoloji sapıkları, Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra, fesatlarını din yoluyla yürütmek için mabede musallat olmuştur.
Biz şunu açık bir biçimde gözlemlemiş bulunuyoruz:
1990’lı yılların en hararetli ‘şeriat’ demagogları içinde, eski yılların en hızlı ateistleri-komünistleri de vardır.
Hareket noktalan Türkiye düşmanlığı olan bu bölücülerin attıkları şeriat maskeli sloganların, TÜRKİYE’Yİ GÜÇSÜZ BIRAKMAK İSTEYEN AVRUPA’LI SİYASETÇİLERİN AJANLIĞINI YAPAN ORYANTALİSTLER tarafından listelendiğini de biliyoruz.
Türkiye’de camiler, Türkiye Cumhuriyeti düşmanı siyasetlerin çıkarları için, işte bu zihniyetlerin rasathanesi’ (tabir Kur’an’ındır) haline getirilmiştir. Ve Kur’an mucizesi bir kez daha tecelli etmiştir.
5. Cami Yapımında, Allah Rızasından Başka Herhangi Bir Kaygının Rol Oynaması :
Mescid yapımına takva kaygısı dışında bir unsurun eşlik etmesi, yapılacak mescidi müslüman secdegâhı olmaktan çıkarır. Kişisel menfaat, şöhret hırsı, parti çıkarı, ekonomik çıkar, vs. bu cümledendir.
6. Mescitlerde, Allah Dışında Herhangi Bir Kişiye Sığınılması, Yakarılması, Herhangi Bir Kişinin Allah İle Kul Arasında Vasıta Yapılması :
Tüm bunlar, tanrılığa ait niteliklerin Tanrı dışında bir varlığa verilmesini ifade ettiği için şirktir.
Bu maskeli şirkin en belirgin görünümü dualara sokulan şu tip cümlelerdir:
“Falancanın, filan yerin, falan gecenin, filan dağın, vs. hürmetine dualarımızı kabul eyle!”
Cin suresi ayet 18, işte bu maskeli tehlikeyi tanıtmaktadır.
7. Allah Dışında Kişiler İçin Çağrıda Bulunulması, Övgüler Dizilmesi, Propaganda, Reklam Yapılması :
Bu tür faaliyetler de Cin suresi, ayet 18’e çarpar.
Bu çağrıların politik çıkar, para toplamak veya mezhep, tarikat liderlerini övmek maksadıyla yapılması arasında hiçbir fark yoktur. Hepsi, ‘Allah dışında birileri için çağrı’ kapsamına girer.
Şunu da hatırlatalım : Şeyhülislam İbn Teymiye (ölm. 728/ 1328), Cin 18’deki ilkeyi işleterek şunu teklif edebilmiştir:
Medine’deki Mescid-i Nebevi (Peygamber Mescidi), Peygamberimizin kabriyle bitişiktir; bu doğru değildir. Mescidin, Resul kabrinin uzağında bir yere götürülmesi gerekir.
(İbn Teymiye; Resâil, 5/96-97)
İbn Teymiye’ye göre, tevhid mabedi olan bir mekânda, peygamber de olsa, bir beşerin mezarının yer alması Cin suresi 18’e aykırıdır. “Çünkü, diyor, İbn Teymiye, böyle bir şey şirke doğru yol aldıran bir uygulamadır.” Büyük bilgin, bu uygulamayı, A’raf suresi ayet 29’a da aykırı bulmaktadır.
İslam’ın temel kabullerine zıt unsurların sokulduğu mescidlerde namaz kılmak dînen caiz değildir.
Gerçek muvahhit bir mümin, bu unsurlardan birini gördüğü camide namaz kılmamalı, bununla da yetinmeyerek bu durumu protesto etmelidir.
Olabilir ki bu protestosu ona, kılacağı namazdan daha fazla sevap kazandırır.
Bu tür davranışların ilginç örnekleri İslam tarihinde mevcuttur.
Sahabe ve onları izleyen neslin, ÖZELLİKLE DE EMEVÎ YÖNETİMİNE TESLİM OLMAYANLARI, bu konuda çok titiz davranırlardı.
Onların bazıları, örneğin, bir camide vaaz veren kişinin halkı heyecanlandırmak için hikâye anlattığını gördüklerinde, kılınacak namaz Cuma namazı bile olsa, camiyi terk edip giderlerdi.
Hadis âlimi İbn Hemmam (ölm. 211/826) çok ilginç örnekler vermektedir.
(bk. İbn Hemmam; el-Musannef, 3/219-223)
Yorumlar
Yorum Gönder