06 Şubat 2024

ALLAH GÜNAHKÂRLARI DEĞİL, RİYAKÂRLARI AFFETMEZ…!

Yaşar Nuri Öztürk’ün “KUR’AN’I TANIYOR MUSUNUZ? O’NU HİÇ OKUDUNUZ MU?” isimli kitabından iktibasa devam ediyoruz

Abdullah Erdemli

*****************


KUR’AN RİYAKÂRLIĞI EN TEHLİKELİ ŞİRK İLAN EDEN KİTAPTIR..!


“Tanrı’ya yakın olmak için bir şeyler göstermeye ihtiyacımız yok. Onun ta­rafından kabul edilmeye açık olmamız yeter, gösteri konusu olacak bir şeylere sahip bulunmamız gerekmiyor.”

Paul Tillich


Bir ‘ŞİRK ÜRETİM SINIFI’ olan DİN SINIFI, dini, RİYAKÂRLARI KURTARMAYA uyarlamıştır. 

Oysa ki, Tanrı, dinin GÜNAHKÂRLARI KURTARMAYA uyarlanmasını istemektedir. 

Çünkü günahkâr, hata­lı, eksikli olsa da riyasız insandır. 

Riyakâr ise alçaklık ve aldatmacılığına Tanrı’yı âlet etmek gibi bir namussuzluğun da mümessilidir. 

Tanrı, kurtarıcı ve rahîm iradesini günahkârlar, gazap ve azap iradesini ise riyakârlar için kullanmaktadır

Bu meselenin İslam düşünce tarihinde en dirayetli ve doyurucu tahlilini yapan eser, şu an itibariyle, bizim “Mâûn Suresi Böyle Buyurdu” adlı eserimizdir.


Din gerçeğinin ve dinler tarihinin bu yüzyılda en yaratıcı ve dâhiyane okunuşunu gerçekleştirenlerden biri olan Protestan ilahiyatçı PAUL TILLICH, tam bu noktada şu muhteşem satırları yazıyor:


Dinbilimciler, takva sahipleri için din öğrettiler, günahkâr­lar için değil. Oysaki Tann’yı sevmenin anlamını, affedilmiş günahkârlar bilir. Ve hayatı benimseyip sevenler de Tanrı’yı sevenlerdir.” 

(Tillich, The New Being, 11)


Hepimiz; Tann’yı mutlu etmenin araçlan olarak hep din­sel kuralları, duaları, ibadetleri, erdem ve takva ifade eden davranışları denedik ve denemekteyiz. Bu yolu denedikçe, Tanrı’yı hoşnut edecek bir şeyler verme yolunu seçtikçe ba­şarısız olacağız. Bu yol yeterli değildir. Tann’yı tatmin gibi bir yolda asla başarılı olamayız. Çünkü Tanrı sonsuzdur; o halde O’na vereceklerimiz de sonsuz olmalıdır. Bu durumda biz O’nu bir şeyler vererek hoşnut edemeyiz.”

 (age. 20)


Kur’an’ın tanıttığı ALLAH ;

- GÜNAHKÂRLARI AFFETMEYİ, 

- RİYAKÂRLARI İSE MAHVETMEYİ 

esas almaktadır. 


Kur’an’ın dininde EBEDÎ HÜSRAN GÜNAHLARIN KARŞILIĞI DEĞİLDİR, RİYAKÂRLIĞIN KARŞILIĞIDIR. 

Kur’an, bu tavrıyla da bir mucize devrim yaratmıştır.


EN ZARARLI, EN SİNSİ VE EN BÜYÜK ŞİRK : RİYA


Riyanın her türlüsü şirktir” diyor İbnül Kayyım ve Hz. Ömer’in şöyle dua ettiğini kayda geçiriyor: 


Allahım! İbadet­lerimin tümünü yalnız senin rızana yönelik temiz ve samimi amellerden kıl. İbadetlerimde senden başka birine ait hiçbir şey bırakma.” 

(İbnül Kayyım, ed-Dâu ve’d-Devâ’, 234)


İslam Peygamberi’nin ifadesiyle, RİYA, GİZLİ VE MASKELİ ŞİRKTİR. VE, ‘ŞİRK, KUR’AN’IN TEMEL DÜŞMANIDIR. 

Açık putperestliği tarih sahnesinden silen İslam’ın tedirgin olduğu amansız düşman riya, felaketlerin en acımasızı ola­rak, Kur’an bağlılarının tarih boyunca uykularını kaçırmıştır. 

Tanrı Elçisi Hz. Muhammed’in savaşı şirke karşı verildi. 

Şir­kin bir çeşidi de riyakârlık olduğuna göre, Son Peygamberi, hayatını, riyanın saltanatını yıkmaya adamış bir evrensel ruh olarak tanıtmak, abartma olmayacaktır.


Riya, İbadetleri şirk aracına dönüştürebilir :


Riyakârlığın, din bahsinde en yıkıcı görünümü, ibadetler alanındadır. 


Yaratıcı’nın rızası dışında maddî ve manevî her­hangi bir hesap veya çıkarı ibadetler için gaye haline getir­mek, kulun bütün gayretlerini sonuçsuz bırakır. 

Hz. Peygam­ber bu noktada şu evrensel ilkeyi koymuştur:

“Allah rızası dışında bir gaye gözetenin bekleyeceği hiçbir karşılık olamaz.” 

(İbn Mübarek, Kitabü’z-Zühd, 49)


Riya, dini çıkar aracı yapar ve nefs putunun beslediği Egoiz­min tezgâhtarlığı haline getirir. 

Bu egoizme gönül kapılarını aralamış kitleler, secdenin yüzlere dolduracağı tanrısal ay­dınlık yerine, öfke ve doymazlığın musallat edeceği karanlığı seyretmek bahtsızlığıyla karşı karşıya kalırlar. 

Secde, böyleleri için, ruhun miracı olmaktan çıkar, başkalarına üstünlük ve ruhsal despotizm aracı haline gelir. 

Mâûn suresi, işte bu secdelerin yer aldığı namazları kılanları lanetliyor.

Kur’an, şirkin, insanın bütün üretimlerini, ibadetlerini işe ya­ramaz hale getireceğini bildirmektedir. 

Riya da bir şirk türü olarak aynı sonucu doğuran bir beladır. 

Bunun içindir ki, muvahhit İslam bilginleri, Kur’an’dan aldıkları ilham ile riyayı, ‘helak edici kötülüklerin en büyükleri’ (kebâirü’l-mühlikât) arasında görmektedirler.

“Gerçek şu ki, riya, amelleri mahveden, Allah katında ga­zaba, lanete, kovulmaya sebep oluşturan bir beladır. 

Çünkü riya, helâka götüren kötülüklerin en büyüklerinden biri­ dir.” 

(Heytemî, ez-Zevâcir, 1/79)


Riya, Mâûn suresinin açık beyanına göre, örtülü bir din inkârı yani dinsizliktir. 

Ve en kötü dinsizliktir. 

Çünkü riya, sinsi ve kahpe bir tahripçidir. 

İnkârın en kuduz şubesi mü­nafıklık, münafıklığın en zehirli yanı riyadır. 

Bu yüzden riya, son Peygamber tarafından gizli şirk olarak adlandırılmıştır. 

Gizli şirkin ne olduğu sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

“Gizli şirkin temel görünümü, riyakârlıktır.” 


RİYA, ALLAH’A OYUN OYNAMAKTIR


Hz. Peygamber’in bir soru üzerine yaptığı bir riya tanıtımı vardır ki, insanı çıldırtacak kadar sarsıcıdır. 

Sahabîsi soru­yor: “Yarın, kurtuluş nasıl olacaktır, ey Tann Elçisi?” 

Tanrı Elçisi cevap veriyor:

Kurtuluşu hak etmek için, Allah’a hile yapıp oyun oyna­maktan vazgeçmek gerekir.”

Sahabî, dehşet içinde tekrar soruyor: “Allah’a oyun oynamak nasıl olur, ey Tann Elçisi?” 

Cevap veriyor Yüce Peygamber: 

Görünüşte Allah ve Elçisi’nin emrettiğini yapar, ama için­den başka şeyler peşinde olursan, Allah’a oyun oynamış olursun. Riyadan sakının, çünkü o Allah’a şirk koşmaktır.” 

(Heytemî, 1/68)


RİYAKÂRLAR MÜŞRİK VE MELÛNDURLAR


Kur’an, günah işleyenleri, mesela, namaz kılmayanları hiçbir yerde lanetlememiştir, ama namazına riya bulaştıranları, yani namaz kılarak halkı aldatanları lanetlemiştir. 

Günahkârlar sadece günahkârdır, ama riyakârlar müşrik ve melûndur.


Dahası var: 

Günahkâr sadece günahkârdır, ama riyakâr Allah düşmanıdır. 

Allah, günahkâra, kendisine sığınan hatalı insan muamelesi yaparken, şirkin en namert şeklini temsil eden riyakâra düşman muamelesi yapmaktadır.

Riyakârın namazı, gerçek namazların aksine, Allah’ın öfkesi­ne ve lanetine sebep olmaktadır. 

Bu namazları kılanlar, kıl­dıkça batmakta, rezil olmaktadır. 

Ve bunun içindir ki riyakâr dinciliğini egemen kılmış kitleler, cami sayısını artırdıkça, Allah da onların bela ve musibetlerini artırmaktadır.


Günahkârlar kurtulur, ama riyakârlar asla kurtulamaz.

Çünkü riyakâr müşriktir. 

Ve Kur’an, müşriklere kurtuluş ka­pısı açmamaktadır. 

Tanrısal kitap çok açık konuşuyor:

Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez, ama bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. 

Allah’a şirk koşan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp git­ çmiştir.” 

(Nisa, 116)


RİYANIN TAHRİBİ


Kur’an, şirkin, bütün üretimleri ve ibadetleri işe yaramaz hale getireceğini bildirmektedir. 

İlke şöyle konmuştur:

“Eğer onlar şirke bulaşsalardı çalışıp ürettikleri kendilerine yararsız hale gelirdi.” (En’am, 88)

“Yemin olsun, sana da senden öncekilere de şu vahyedilmişti. Eğer şirke saparsan eylemin/üretimin/ibadetin kesin­likle boşa çıkar ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun ” 

(Zümer, 65)


RİYA KONUSUNUN KUTSAL METİNLERDEKİ ÖRNEĞİ : SALÂT


Kutsal metinler riyakârlık bahsinde şaşmaz örnek olarak dai­ma salâtı (namazı/ibadeti) kullanmaktadır. 

Hem Kur’an hem de Hz. Peygamber, riya konusunu örneklendirmede sürekli salâtı seçmekteler. 

Neden?

Bilindiği gibi, salât, müslümanın hayatında en sık ve yoğun bi­çimde yer alan bir ibadettir. 

Böyle olunca, vitrinlenme ihtiyacı duyan riyakâr ruhun en verimli istismar metaı salât olacak­tır. 

Riyaya yakasını kaptırmış kitlelerin din adına durmadan mabet duvarı dikmelerinin sırrı da budur. 

Bu insanlar hep cami yaparlar, ama o camilerin insan yaptığını göremezsiniz.


Ne ilginçtir ki, Hz. Muhammed, MABED SÜSLEMEYİ ÜMMETLER İÇİN ÇÖKÜŞ ALÂMETİ OLARAK GÖSTERİYOR. 


Bunun sebebi, işte şurada iza­ha çalıştığımız olgudur. 

Salâtın bütün erdiriciliği onun reklam aracı YAPILMAMASINDA yatıyor. 

Farzlar dışındaki tüm namazların cami dışında kılınmasının sünnet oluşu ve gece namazının üs­tünlüğü de bunu gösterir.

Sahabîlerden Ebu Umâme mescitte secde edip ağlayan bi­rini gördüğünde ona şu dersi vermiştir: 

“Eğer bunu halkın içinde değil de, evinde yapmış olsaydın seni takdir ederdim.” 

(Abdullah bin Mübarek, age. 50)

Kur’an, riya konusunu örneklendirirken namazı bir sure ile ele alıyor: Mâûn suresi. 

Bu sure, “Dini yalan sayanı gördün mü?” sorusuyla başlıyor ve namazına şu iki hastalığı bulaştı­ranları açıkça lanetliyor:

1. Ne dediğini anlamadan namaz kılmak, 

2. Namaza riya bulaştırmak.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder