KUR'AN DİNİ KOLAYLAŞTIRAN KİTAPTIR
Yaşar Nuri Öztürk'ün ''KUR'AN'I TANIYOR MUSUNUZ? O'NU HİÇ OKUDUNUZ MU?'' isimli kitabından, bölümler halinde alıntı yapmaya devam ediyoruz.
Yegane amacımız, İslam'a ilgi duyup, okuyacak olanların, fazla vakitlerini almadan, düzenli günlük okumalarla, Kur'an- Kerim'i tanımalarına ve böylelikle onu daha iyi anlamalarına vesile olmaktır.
Zira, İslam’ı adam gibi ve dosdoğru öğrenmemiz için, Kur’an’ı adam gibi ve dosdoğru okumamız ve anlamamız gerekiyor.
Kur’an’ı adam gibi ve dosdoğru okuyup, anlamanın en emin ve kestirme yolu da, rahmetli Yaşar Nuri hocayı okumak, dinlemektir (SATISFACTION WARRANTIED!).
Zira, gerek memlekette ve gerekse memleket haricinde, bizleri ALLAH İLE ALDATAN DİNCİ YOBAZLAR’dan din-min öğrenmemiz imkan ve ihtimal dışıdır…
Gayret bizdendir, tevfik (başarı) ise Allah'tandır...
Abdullah
**********
DİNİ KOLAYLAŞTIRAN KİTAP
Bu başlık altında din, Kur’an’ın şu ayetlerindeki anlamlarda kullanılmıştır:
“Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha veliler edinerek, ‘Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz’ diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir.” (Zümer, 3)
“Allah katında din İslam’dır/banş ve esenlik için Allah’a teslim olmaktır. KITAP VERILMIŞ OLANLAR, KENDILERINE ILIM GELDIKTEN SONRA, ARALARINDAKI KISKANÇLIK / DOYMAZLIK / AZGINLIK / DENGE NOKTASINDAN SAPMA / YALANCILIK / ZULÜM / KİBİR / ZINAKÂRLIK YÜZÜNDEN ihtilafa düştü.” (Âli îmran, 19)
“Hâlâ Allah’ın dininden gayrisini mı arıyorlar? Oysaki göklerdeki şuurlular da, yerdekiler de ister istemez O’na teslim olmuşlardır ve yalnız O’na döndürüleceklerdir.” (Âli İmran,83)
“Kim İslam’dan/Allah’a teslim olmaktan gayrı bir din ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o, âhirette hüsrana düşenlerdendir.” (Âli İmran, 85)
“Güzel düşünüp güzellikler sergileyerek ve özü sözü doğru bir halde İbrahim’in milletine uyarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir?! Allah, İbrahim’i dost edinmişti.” (Nisa, 125)
“O, resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler hoşlanmasa da o dini, dinin bütününün üstüne çıkarsın.” (Tevbe, 33)
“Şu da emredildi: ‘Yüzünü, bir hanîf olarak dine çevir. Sakın müşriklerden olma!” (Yunus, 105; Rum, 30; Beyyine, 5)
“O’nun yanında; sizin ve atalarınızın belirlediği birtakım isimlerden başkasına ibadet/kulluk etmiyorsunuz. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine ibadet etmenizi emretti. Eskimez ve pörsümez din işte budur. Ama insanların çokları bilmiyorlar.” (Yusuf, 40)
“GÖRDÜN MÜ O, DİNİ YALAN SAYANI? İŞTE ODUR YETIMI ITIP KAKAN; YOKSULU DOYURMAYI ÖZENDIRMEZ O. LANET OLSUN O NAMAZ KILANLARA / DUA EDENLERE KI, NAMAZLARINDAN / DUALARINDAN GAFLET IÇINDEDIR ONLAR! RIYAYA SAPANDIR ONLAR / GÖSTERIŞ YAPARLAR. VE ONLAR, KAMU HAKKININ YERINE ULAŞMASINA / ZEKÂTA / YARDIMA / IYILIĞE ENGEL OLURLAR.” (MÂÛN SURESI)
“De ki, ‘SIZ ALLAH’A DININIZI MI ÖĞRETIYORSUNUZ? Oysaki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.” (Hucurât, 16)
“Dinlerini parça parça edip fırkalara/hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.” (En’am, 159)
“O’na yönelmiş kişiler olarak O’ndan sakının! Namazı / duayı yerine getirin ve sakın şirke sapanlardan olmayın; onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür.” (Rum, 31-32)
“De ki, ‘Ey insanlar, benim dinimden kuşkuda iseniz, ben sizin Allah’ın berisinden ibadet ettiklerinize ibadet etmeyeceğim! Tam aksine, ben, sizin canınızı alacak olan Allah’a ibadet edeceğim. Bana, müminlerden olmam emredildi.” (Yunus, 104)
BU NITELIKLERI TAŞIYAN ‘HAKKIN DINI’, KUR’AN’LA TAMAMLANMIŞTIR VE YARATICI TARAFINDAN INSANLIĞIN DINI OLARAK SEÇILIP ONAYLANMIŞTIR :
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı/Allah’a teslim olmayı seçtim.” (Mâide, 3)
Kur’an’la tamamlanan bu Dinin karşısında, genel anlamıyla bir tek din vardır: Şirk dini veya ‘melikin / kralın dini’.
Yusuf suresi 76. ayette anılan bu din, aynı surenin 39. ayetinde deşifre edilmiştir. Melikin dini, parçalara bölünmüş, fırkalaşmış sürülerin rableri tarafından kotarılan bir dindir. Kur’an hem bu dini deşifre etmek hem de insanlığı kendine getirmek için şu sarsıcı soruyu soruyor:
“PARÇALARA BÖLÜNÜP FIRKALAŞMIŞ RABLER MI DAHA HAYIRLIDIR. VÂHID VE KAHHÂR OLAN ALLAH MI?” (YUSUF, 39)
DİNİN KOLAYLAŞTIRILMASININ MAHİYETİ
‘Allah’ın dini’ veya ‘Hakkın dini’, kolaylaştırılmış dindir. Bu kolaylaştırılmışlık, din bahsinin en hayatî faaliyetlerinden biridir. Kur’an verilerinden hareket ettiğimizde bu noktada, Yaratıcı kudretin irade ve icraatından söz edebiliriz.
KOLAYLAŞTIRMA KONUSUNDA YARATICI İRADE :
HAFIFLETME IRADESI : “Kahrolası insan, ne kadar da nankördür! Hangi şeyden yarattı onu? Bir spermden! Yarattı onu, ölçülendirip biçimlendirdi onu. Sonra, yolu kolaylaştırdı ona.” (Abese, 17-20)
“Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez.” (Bakara, 185)
“Allah sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. ŞEHVETLERINE UYANLARsa sizin büyük bir sapışla sapmanızı isterler. Allah size hafiflik getirmek istiyor. Çünkü insan çok zayıf yaratılmıştır.” (Nisa, 27-28)
Dikkat edilirse Nisa 27-28. ayetler, tövbeyi de Allah’ın hafifletme iradesinin bir uzantısı (veya başlangıcı) olarak gösteriyor. DINI ZORLAŞTIRAN ENGIZISYON IRADESInin, din hayatının dışına attığı kavramlardan biri de tövbedir. Kur’an, Allah’ın temel isim-sıfatlarından birini de Tevvâb (tövbeleri cömertçe kabul eden) olarak belirlemek sûretiyle, dinde kolaylaştırmanın en hayatî yollarından birini daha açmıştır.
(Tövbe konusunda ayrıntılar için bizim ‘KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE TASAVVUF‘ ile ‘KUR’AN’IN TEMEL KAVRAMLARI’ adlı eserlerimize bakılabilir.)
ZORLUĞU KALDIRMA IRADESI :
“Allah size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz.” (Mâide, 6)
“Allah uğrunda O’na yaraşır bir gayretle didinin! O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır.” (Hac, 78)
Zorluğu kaldırma iradesi, ıztırar (zorluğun yasakları mubah hale getirmesi) ilkesi olarak dinin günlük hayattaki yaşanışına yansıtılmıştır.
Kolaylık ilkesinin Kur’an bünyesindeki temel görünümlerinden biri ‘GÜÇ YETIRILEMEYECEK ŞEYIN TEKLIF EDILMEMESI’, bir diğeri de, TANRISAL BUYRUKLARIN ZORA SÜRMEK, EZMEK YERINE HAYATA VE INSANA YARAR SAĞLAMAK ÜZERE DÜZENLENMESIDIR. İslam bilginleri burada söz birliğiyle şu tespiti yaparlar:
Dinin gelişi, İlahî emirlerin ve yasakların gönderiliş amaçlan (makaasıd eş-şerîa) üçtür:
1. BIR YARARIN ELDE EDILIŞI,
2. BIR ZARARIN ÖNLENMESI,
3. BIR ZORLUĞUN HAFIFLETILMESI.
Kur’an, emir ve yasakları koyan ayetlerde bu gerekçeleri bizzat kendisi gösterir. Buna fıkıh dilinde ‘hükmün hikmeti veya maksadı’ (hikmeti teşriiyye) denir. Mesela, NAMAZI EMREDEN AYET BUNUN HIKMETINI ‘AÇIK VE GIZLI KÖTÜLÜKLERDEN ALIKONMAK’ (29/45), ZEKÂTI EMREDEN AYET BUNUN HIKMETINI TEMIZLENIP ARINMA, MALI BEREKETLENDIRME (9/103), IÇKI VE KUMAR YASAĞI GETIREN AYET BUNUN HIKMETININ, ŞEYTANIN VÜCUT VERECEĞI PISLIK, ÖFKE VE DÜŞMANLIKTAN UZAK KALMAK (5/90-91) olduğunu bidiriyor. (Bu konuda bk. Hallâf; Masaadıru’t-Teşri’ el-İslamî, 48-50)
Kolaylık ilkesinin, Hz. Peygamber tarafından hayata maledilişi başlıbaşına bir rahmet eseridir. “Allah, dini, kolaylık ve hoşgörü olarak gönderdi” buyuran odur. Ve O PEYGAMBER, BIRI ZORLUK, BIRI KOLAYLIK ARZ EDEN SEÇENEKLERIN DAIMA KOLAYLIK ARZ EDENINI SEÇMEYI ILKE EDINMIŞTIR. Ne yazık ki onun bu temel ilkesi, kendisinden bir süre sonra tersine çevrilerek DIN, ZORLUK ÜRETEN BIR KURUMA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ.
Bütün bunlar bizi şu noktaları tespite götürüyor:
KUR’AN DININDE INSAN VE HAYATLA ÇATIŞAN HIÇBIR EMIR VE YASAK YOKTUR:
Allah, altından kalkamayacağı hiçbir yükü insanoğluna yüklememiştir. Kur’an bu noktada şu ilkeyi defalarca öne çıkarmaktadır :
“ALLAH, HIÇBIR BENLIĞE, GÜCÜNÜN YETECEĞINDEN DAHA AZINI YÜKLEME DIŞINDA BIR TEKLIFTE BULUNMAZ.” (Bakara, 286; En’am, 152, A’raf, 42)
Demek ki, Cenabı Hak, bırakın gücümüzü aşan tekliflerde bulunmayı, gücümüzün taşıyacağı tekliflerde bile bulunmaz; daha hafif yükümlülükler gönderir. Kur’an dini, insanı yokuşa süren, zorlayan, insan için hayatı işkenceye çeviren disiplinler içermez ve böyle disiplinleri kendi bünyesinin dışında sayar. Evlenmeme, yiyip içmeme, dünya nimetlerinden el çekme, gülüp eğlenmeme, çalışıp kazanmama vs. gibi insan yaratılışına ters düşen tavırlar asla benimsenmemiştir. İbadetler, bir işkence, bir sıkıntı değil; bir iç ferahlığı ve Yaratıcı’yla huzur verici bir yakınlık olduğu sürece anlam taşırlar.
İKRAHIN DIN DIŞI İLAN EDILMESI:
Hafifletme ve zorluğu kaldırma iradesinin temel belirişi, ikrahın din dışı ilan edilmesidir. Bu ne demektir?
İKRAH
Zorlama, baskı, hoşlanmadığı şeyi kabul ettirmek, tiksindirmek anlamlarına gelen ikrah, din ve insan hayatından kovulan en tehlikeli ve zehirli kötülüklerden biridir. İnsanı, hürriyet içinde Allah’a ulaştırmayı esas alan ve HÜRRIYETI ALLAH’A KULLUĞUN KEMAL'I, ZİRVESİ SAYAN KUR’AN, ikraha karşı çok kararlı ve ısrarlı bir karşı çıkış sergilemektedir.
ANA KURAL, ŞÖYLE KONUYOR:
“Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâguta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.” (Bakara, 256)
Bu kural o kadar kesindir ki, Peygamber bile bunu zedeleyen bir tutum içine giremez:
“EĞER RABBIN DILESEYDI, YERYÜZÜNDEKI INSANLARIN HEPSI TOPTAN IMAN EDERDI. HAL BÖYLE IKEN, MÜMIN OLMALARI IÇIN INSANLARI SEN MI ZORLAYACAKSIN?!” (YUNUS, 99)
“Yüz çevirirlerse, biz seni onlar üzerine bekçi göndermemişiz. Sana düşen, tebliğden başkası değildir.” (Şûra, 48)
İkrah, insanın özünü zedeler, Yaratıcı’yı rahatsız eder. Bunun içindir ki, Tanrı, ikrah altında kendisine kötü sözlerle dil uzatmak zorunda kalanların imanlarını koruyor ve bu çirkin sözleri yüzünden onlara öfkelenmiyor, (bk.16/106)
İKRAH YASAĞININ İKİ GÖRÜNÜMÜ
İkrah yasağının biri İslam’ın dışında, biri de içinde işleyen iki görünümü vardır. Bunu şu şekilde de ifade edebiliriz:
IKRAH YASAĞININ BIRI IMANA, BIRI DE IBADETE ILIŞKIN OLMAK ÜZERE IKI GÖRÜNÜMÜ VARDIR.
Dışta işleyen, başka bir deyişle imana ilişkin olan görünüm, diğer din mensuplarına baskı ve şiddet uygulanmamasını gerektirir. İsteyen inanır, istemeyen inanmaz. Bunun aksi yapılarak ‘ilan’ edilmiş bir iman, zaten iman kavramının yapısına terstir. Biraz önce verdiğimiz Yunus 99 ve Şûra 48 bu yasağı ifadeye koyan Kur’an ayetlerinden örneklerdi.
Kur’an ayrıca tasayturu yani tasallut, despotluk ve teftişçiliği de yasaklamaktadır. Gâşiye suresi 22. ayet bizzat Peygamber’i musaytır (despot, musallat, teftişçi) olmaması için uyarmaktadır. Uyarıyı yapan ayetler kümesinde tasayturun yerine neyin istendiği de açıkça gösterilerek TASALLUTUN BIRTAKIM OYUNLARLA SAKLANMASINA da engel olunmaktadır.
Şöyle deniyor:
“Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün. Üzerlerine musallat bir despot değilsin. Tersine giden, nankörlük eden başka. Allah, böylesine en büyük azapla azap edecektir. Hiç kuşkusuz, onlann dönüşleri bizedir. Bunun ardından, hesaplan da bizim elimizde olacaktır.” (Ğâşiye, 21-26)
ANLAŞILAN ODUR KI, INSAN HAKLAN ÇIĞNENMEDIĞI SÜRECE, YAPILAN YANLIŞIN, IŞLENEN GÜNAHIN HESABI VE EĞER VARSA AZABI ALLAH’IN TEKELINDEDIR. Kula, bu alana müdahale hak ve yetkisi verilmemiştir. İNSAN, SADECE VE SADECE INSANA ZULÜM SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA MÜDAHALE EDEBILIR :
“Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranamaz. Aleyhlerine yol aranacak olanlar şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırılarda bulunurlar. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.” (Şûra, 41-42)
İkrahın din içi işleyişine gelince, Bakara 256. ayetin esas amacı olan bu işleyiş DINDEKI IBADET ALANINA ILIŞKIN VE DININ KENDI MENSUPLARINA YÖNELIK bir işleyiştir. Unutmayalım, ayette kullanılan ‘fi’ edatı, içindelik (zarf) edatıdır. Buna göre şu tespiti yapmak gerekmektedir:
Bakara 256. ayet, IKRAHI DININ IÇINDEN TEMIZLEMEYE YÖNELIK bir buyruktur. Dinin mensuplan dışındakilere ikrah uygulanmaması, bu ayetle değil, daha önce verdiğimiz ayetlerle buyruklaştınlmıştır.
Dinin içinde ikrah olmaması, hukuksal yükümlülükler alanında söz konusu değildir. ÇÜNKÜ ORASI KAMU ALANIDIR, INSAN HAKLARI ALANIDIR. O ALANDA HOŞGÖRÜ, BAĞIŞ VE BIRININ HATIRI IÇIN ÖTEKINI ILTIMAS AÇIK BIR ZULÜM OLUR. KUR’AN BUNA IZIN VERMEZ.
Buyruğun hem tanrı-insan ilişkisine, hem de insanla insan ilişkisine giren iki yanı varsa, bu durumda ikinci yanı yaptırıma konu olur.
Örnek olarak ZEKÂT EMRIYLE, ZINA YASAĞINI verebiliriz.
Hiç kimse “BEN ZEKÂT VERMEYECEĞIM, BANA BASKI UYGULAMAYIN, BEN ZINA IŞLEYECEĞIM BANA ZORLUK ÇIKARMAYIN!” diyemez. ÇÜNKÜ BU ALANLARIN ALLAH ILE ILGILI YANLARINA EK OLARAK, KAMU ILE ILGILI YANLARI VARDIR. VE BU IKINCI YANLARIYLA ONLAR YAPTIRIMIN UYGULANABILECEĞI ALANLARDIR.
İKRAHIN DIN IÇI IŞLEYIŞ ALANI IBADETLER ALANIDIR. Bunun içindir ki Kur’an IBADETLERIN SAVSAKLANMASINI maddî yaptınmla cezalandırmamıştır. BUNUN AKSINI IFADE EDEN ‘HADIS’ PATENTLI RIVAYETLERIN TÜMÜ UYDURMADIR.
NAMAZ, ORUÇ, HAC, VS GIBI ALLAH-KUL ARASI IÇSEL ILIŞKILERDE EMRI YERINE GETIRMEYENLERE HIÇBIR MADDÎ YAPTIRIM ÖNGÖRÜLMEMEKTEDIR.
ÇÜNKÜ BU ALANDA MADDÎ YAPTIRIM UYGULAMAK, INSANI RIYAKÂRLIK ILLETININ KUCAĞINA ATMAK OLUR. RIYA ISE, BIZZAT PEYGAMBER’IN IFADESIYLE ‘SINSI-MASKELI BIR ŞIRKTIR’ VE YINE PEYGAMBER’IN BEYANIYLA, MUHAMMED ÜMMETININ EN KORKULU BELASI DA BU GIZLI ŞIRKTIR.
O halde, “İnsanlara ibadet yaptıracağız” teranesiyle onları şirkin kucağına atmak, din adına bir samimiyet ve basiret olarak öne çıkarılamaz. Bu olsa olsa lanetlenebilecek bir tavır olur. Nitekim, Mâûn suresi, namazlarına riya bulaştıranları açıkça lanetlemiştir. OYSAKI NAMAZ KILMAYANLAR HIÇBIR BEYYINEDE LANETLENMEMIŞTIR.
(Bu mucize tavrın ayrıntıları için bizim ‘MÂUN SURESI BÖYLE BUYURDU’ adlı eserimiz okunmalıdır.)
İslam’ın tüm zamanlarda en zararlı tahripçisi olarak gördüğümüz SALTANAT VE SIYASET DINCILIĞI, kitleler üzerinde egemenlik kurup ENGIZISYON BASKILARIYLA SIYASAL BAŞARI ELDE ETMEK IÇIN birçok Kur’an ayetini MAKYAVELIST BIR YORUMA MARUZ BIRAKTI.
Bunlardan biri de Bakara 256. ayettir. MAKYAVELIST SALTANAT DINCILIĞI bu ayeti şöyle anlatmaya kalkmıştır :
“İKRAH, DININ DIŞINDAKILERE UYGULANMAZ, AMA DININ IÇINDEKILERE UYGULANIR. DINE GIRDINIZ MI ONUN BUYRUKLARINI YERINE GETIRMEYE MECBURSUNUZ. BU MECBURIYETI DENETLEME IŞI DE BIZIM OLACAKTIR.”
SALTANAT DINCILIĞININ BU SAVI TAM BIR BÜHTANDIR; KUR’AN’A AÇIK BIR IFTIRADIR. Bakara 256. ayet, tartışmasız ve tevilsiz, dinin içindeki ikrahı temizlemek istemektedir. Dinin dışında ikrahın olmadığını gösteren onlarca ayet vardır. Bakara’nın anılan ayeti, dinin içindeki baskı ve zorlamaları silmeye yönelen bir buyruktur.
KUR’AN DIĞER DIN MENSUPLAN IÇIN SÖZ KONUSU OLACAK “İMANA GIR!” BASKISINA KARŞI ÇIKTIĞI GIBI, MENSUPLANNA YÖNELIK “IBADET EDECEKSIN!” BASKISINA DA KARŞI ÇIKMAKTADIR. İman da özgür irade ve serbest seçimle olmalıdır, ibadet de. Kur’anın yolu ve tarzı budur. Ve bu yol, mutlu bir dünyanın kurulması için muhtaç olduğumuz temel reçetelerden birini barındıran yoldur.
Kur’an’ın verdiği eğitim ve ilhamla şunu öğrenmiş bulunuyoruz:
Nefs ve siyaset çıkarlarının uğruna, Kur’an’ın açtığı ‘özgür irade ve hür benlik yolu’nu dikenleyerek İslam’a zillet ve itham kapısı açanların Allah’a verecekleri hesap, ibadet etmemekten kaynaklanan hesaptan çok daha büyük ve zorlu olacaktır.
İkrah yasağının en önemli kozmik gerekçelerinden biri, Câsiye suresi 14. ayette verilmiştir. Orada şöyle deniyor:
“İman edenlere söyle, Allah’ın günlerini ummayanları affetsinler ki O, bir toplumu kazandıklarıyla cezalandırsın!”
İman adamı, eğer baskı kullanır, eksikleri ve günahları olanları cezalandırma yönüne giderse Allah’ın ceza vermesi için sebep kalmaz. Bir tek suç için iki hesap ve iki ceza olmaz; böyle bir şey tanrısal adalete aykırıdır.
HESAP VE CEZA, HAK IHLALI EĞER KULA ILIŞKINSE, KULLAR TARAFINDAN VERILEBILIR. KAMUSAL HAKLAR ALANI BÖYLE BIR ALANDIR.
EĞER IHLAL EDILEN HAK ALLAH’A AITSE KUL KULA ASLA HESAP SORAMAZ, CEZA UYGULAYAMAZ. BU ALANDA HESAP DA AZAP DA ALLAH’IN TEKELINDEDIR:
“Hiç kuşkusuz onların dönüşleri bizedir. Bunun ardından, hesapları da bizim elimizde olacaktır.” (Ğâşiye, 25-26)
Dinde zorlama yoktur ilkesinin de iki anlamı vardır. DIN, ZORLAŞTIRICI HIÇBIR HÜKÜM IÇERMEZ VE DIN ADINA ZORLUK ÇIKARMA, BASKI VE ŞIDDETE GITME TANRISAL IRADEYE AYKIRIDIR.
İki Seçeneğin En Kolay Olanını Tercih Esastır:
Hz. Peygamber’in hoşgörü ve kolaylıkla gönderilmesinin anlamı, eşi Âişe’nin şu sözünde apaçık görülmektedir:
“YÜCE PEYGAMBER, BIRI DAHA KOLAY, BIRI DAHA ZOR IKI SEÇENEK KARŞISINDA KALDIĞI HER ZAMANDA, MUTLAKA KOLAY OLANI SEÇMIŞTIR.” (İbn Sa’d, Tabakaat, 1/369)
Allah’ın koyduğu ölçülere dokunulamaz. Bir meselede Allah’ın koyduğu kesin bir ölçü yoksa başka bir deyimle, mesele mubahlar alanına giriyorsa, o noktada en kolayı seçip zordan kaçınmak, İslam Peygamberi’nin şaşmaz tavrıdır Kolaylaştırma (veya zorluğu kaldırma) iradesi, Kur’an’ın okunuşuna, anlatım ve anlaşılmasına da egemen kılınmıştır:
“Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak. O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” (A’raf, 2)
“Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, sakınanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın.” (Meryem, 97)
“BIZ BU KUR’AN’I SANA, ZAHMET ÇEKESIN / BEDBAHT OLASIN / ZORLUK VE ŞIDDET SERGILEYESIN DIYE INDIRMEDIK; SAYGIYLA ÜRPERENE BIR HATIRLATMA / DÜŞÜNDÜRME / ÖĞÜT VERME OLSUN DIYE INDIRDIK.” (TÂHA, 2-3)
“Biz, o Kur’an’ı senin dilinle/senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.” (Dühan, 58)
“YEMIN OLSUN KI, BIZ, KUR’AN’I ÖĞÜT VE IBRET IÇIN KOLAYLAŞTIRDIK. FAKAT DÜŞÜNEN MI VAR?!” (KAMER, 17,22,32,40)
“Kur‘an’dan, kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah’ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde, Kur’an’dan, kolay geleni okuyun!” (Müzzemmil, 20)
KOLAYLAŞTIRMAYA İLİŞKİN TANRISAL İCRAAT
Dinde kolaylaştırmaya ilişkin tanrısal iradenin bir uzantısı olarak tanrısal icraat da vardır. Bu icraatı şu başlıklar altında verebiliriz:
RUHBAN SINIFININ, DIN KISVESININ YOK EDILMESI:
RUHBAN VE DIN SINIFI ŞER VE ŞIRK ÜRETEN BIR MUSIBET SINIFIDIR KI KUR’AN BU SINIFI AĞIR BIÇIMDE ELEŞTIRMIŞ VE ONU DIN HAYATINDAN KALDIRIP ATMIŞTIR. Ayrıntılar, bundan sonraki iki fasılda verilmiştir.
DÜNYEVÎLEŞMENIN İSTENMESI:
KUR’AN, LAIKLIĞI SADECE HOŞ GÖREN BIR KITAP DEĞIL, ISTEYEN BIR KITAPTIR. LAIKLIK, SEKÜLARITE (DÜNYEVILEŞME) VE LAISITE (HUKUK HAYATININ AKIL VE IHTIYAÇLARA GÖRE KOTARILMASI) ANLAMLARININ IKISIYLE DE ISTENMEKTEDIR.
Bu konunun bilimsel tahlili, bizim ‘KUR’AN AÇISINDAN LAIKLIK’ ADLI ESERIMIZDE VARDIR. Meselenin özet bir tahlili ise bu eserin XXXV ve XXXVI. Fasıllarında yapılmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder