Fethullah Gülen, Hizmet ve İslam
Fethullah Gülen, Hizmet (Gulen) Hareketi, hizmetkârlar ve İslam dinine dâir güncel mülâhazalarım…
Selâm!
İşbu yazımın muhâtab kitlesi, öncelikli olarak, hizmetkârlardır…
Bildiğiniz gibi, uzunca bir müddetten beri Fethullah Gülen, Hizmet Hareketi ve hizmetkârlar üzerine ELEŞTİREL yazılar yazıyorum.
Geçmişte bu konularda yazmış olduklarıma ilâveten ve o yazılarımı destekler mahiyette, şimdi aşağıdaki düşüncelerimi de sizlerle paylaşmayı arzu ediyorum.
Ben Hizmet iltisaklı gazetecileri ve yazarları, eskiden (yani Ekim 2017’de İsviçre’ye geldiğim ilk dönemlerde) merakla takip ederdim ve okurdum/dinlerdim.
Lâkin, zaman içinde, bu gazetecilerden Ahmed Dönmez hâriç, diğerlerini takibten, okumaktan, dinlemekten vazgeçtim.
Buna sebep olarak, Hizmet’in ve hizmetkârların başlarına gelen musîbetlere, belâlara dâir en gerçekçi, en doğru bilgileri, hem de hiç karartmadan, hiç eğip bükmeden, hiç eveleyip gevelemeden, hiç yamultmadan ve en objektif bir tutumla anlatan ve yazan gazeteci olarak birtek Ahmed Dönmez’i bulduğumu söyleyebilirim.
Ben gazeteci Ahmed Dönmez’in ;
- 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasının hem evvelinde, hem sonrasında yazdıklarının,
- AKP’nin ve Erdoğan’ın yolsuzluk dosyaları üzerine yazdıklarının,
- Ergenekon, vesâire gibi TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE KUMPAS dosyaları üzerine yazdıklarının ve
- bütün bu olayların arkaplanını anlamamıza yönelik yazdıklarının, söylediklerinin tamamına yakınını okumuşumdur ve dinlemişimdir.
Gazeteci Dönmez’in bu uzun süreçte yazdıklarından ve anlattıklarından ŞUNLARI ÖĞRENDİM :
- Fethullah Gülen ve onun yakın çevresindeki YÜKSEK İSTİŞÂRE HEYETİ üyeleri bu uzun süreçte nasıl hareket ettiler ve neler yaptılar?
- İçlerine sızan KÖTÜ NİYYETLİ KİŞİLERCE nasıl yönlendirildiler ve nasıl manipüle edildiler?
- 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne nasıl sürüklendiler?
- Eğer isteselerdi bu darbe kalkışmasına mani olabilecekleri halde neden mani olmadılar?
- Uzun onseneler boyunca devletin istihbârât elemanlarının kendi içlerine ÇAKTIRMADAN sızdıklarını neden ANLAMADILAR?
- Bu istihbârât elemanları kendilerini 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne kalkışmaya nasıl sinsi sinsi ikna ve teşvîk ettiler?
- Böyle gizli, riskli ve tehlikeli mâcerâlara kalkışmamaları yönünde, hem Hizmet içinden, hem Hizmet dışından kendilerini uyaranlara nasıl kulak tıkadılar?
- Ağabeylik, mahrem aGabeylik, mahrem imamlık, husûsî imamlık faâliyyetlerinin denetlenmesinin, zabt-u rabt altına alınmasının ve kimlerin kimler nâm-ı hesâbına iş tuttuğunun, iş tutabileceğinin sıkı tâkîbâtının yapılmasının gerektiği yönündeki, içeriden yapılan samîmî ve hasbî uyarılara neden sürekli kulak tıkadılar?
- Alenî ve ayan beyan muhâtab oldukları dezenformasyonlara neden sazan gibi inandılar?
- Uzun müdddetir ABD Pensilvanya’da yaşayan Fethullah Gülen, Türkiye’de olan bitenlere ve oradaki gelişmelere dâir, kendisine gelen ve kendisinden giden (yani iki yönlü) haber, bilgi, tâlîmât, talep, tavsiyye, vesaire akış süreçlerine müdâhil olan kişilerin kontrol dışına çıktıklarını neden anlayamadı ve onların bu kontol dışına çıkışlarını neden engelleyemedi?
- Fethullah Gülen Hareketin üst katmanlarında faal olan kritik kişilerin birbirlerine yönelik kıskançlık, hased ve çekememezlikten kaynaklanan ayak oyunlarından genelde haberdâr olduğu halde, onlara neden göz yumdu ve neden müdâhale etmedi?
Ben, normal zekâlı ve normal kavrayış sahibi birisi olarak, bütün bu ayrıntıları gazeteci Dönmez’i okuyarak ve dinleyerek öğrendim.
Ne hikmetse, bu konularda kendileriyle paylaşımlarda bulunduğum birçok hizmetkâr ve özellikle de bu hizmetkârların ilâhiyyat eğitimi almış olanları, benim Dönmez’den öğrendiğim bu bilgilerin, Dönmez tarafından îmâ dahî edilmediğini İDDİÂ ETTİLER VE HALEN DE BU İDDİALARINDA ISRAR EDİYORLAR!
Üstüne üstlük, bu ilâhiyyât tahsilli hizmetkârlar, bir de beni, Fethullah Gülen ve etrafındaki YÜKSEK İSTİŞÂRE HEYETİ üyeleri, mahrem kişiler, mahrem imamlar, husûsî kişiler ve Hizmet Hareketi hakkında SÛ-İ ZAN’da bulunmakla ithâm ediyorlar!
Halbuki, gazeteci Dönmez, hem münferit yazıları ve konuşmaları, hem de uzun yazı ve konuşma dizileriyle, bütün bu bilgileri hep ve tekrar tekrar aktardı ve hattâ olan biten birçok gelişmeyle ve faâliyyetle ilgili birçok zevâtın İSİMLERİNİ de, bağlantılarıyla beraber yazarak zikretti.
Beni Fethullah Gülen ve yakın çevresindekiler hakkında SÛ-İ ZAN etmekle ithâm eden bu gûyâ ilâhiyyat eğitimi almış hizmetkârlar ya okuduklarını ve dinlediklerini TAM ANLAMIYORLAR, ANLAYAMIYORLAR veyâhut, İŞLERİNE GELMEDİĞİ, HESAPLARINA UYMADIĞI, KAFA KONFORLARINI VE EZBERLERİNİ BOZMAK İSTEMEDİKLERİ için, ANLAMAMAZLIKTAN GELMEYİ yeğliyorlar!
NE DİYEBİLİRİM Kİ?
KENDİ BİLECEKLERİ İŞTİR…!
Gazeteci Ahmed Dönmez’in verdiği bütün bu bilgilere ilâveten, ETKİN PİŞMANLIK YASASI’ndan faydalanarak, işledikleri cürümlerden dolayı ceza almaktan kurtulmak isteyen veya alacakları cezanın hafifletilmesini/azaltılmasını isteyen Hizmet Hareketi iltisaklı suçlu kişilerin mahkemelerde yaptıkları İTİRAFLARININ BAZILARINI OKUDUM ve DİNLEDİM.
Bu ETKİN PİŞMANLIK İTİRAFÇISI olan Hizmet iltisaklı kişilerin itirafları da benim için oldukça aydınlatıcı oldu.
Memlekette iken benim Hizmet Hareketi olarak bildiğim, uzun onseneler boyunca sempatizanı olduğum ve ele güne karşı cansiperâne müdâfaa ettiğim işbu yapının mensûblarının % 95’inden fazlasının kat’iyyetle mâsumiyyetinden, İSMİMİN ABDULLAH OLDUĞUNDAN EMÎN OLDUĞUM KADAR, emînim.
Lâkin, Fethullah Gülen başta olmak üzere, karar alma, insiyatif kullanma ve emsâli, Hizmet’in üzerine mes’uliyyet yükleyebilecek ve Hizmet’i hesap vermek mecburiyyetinde bırakabilecek, Hizmet’in yüzüne kara çalabilecek birtakım işleri yapan “mahrem” nitelikli KARANLIK KİŞİLER HİÇ TE mâsûm değilmiş.
Hizmet Hareketi’nin “VATAN KURTARAN ŞÂBÂN” edâsıyla yürüttüğü ve savunma bürükrasisini (TSK’yı ve TSK personelini) çökertmeye yönelik olan ERGENEKON ve emsâli kumpas dâvâları, hiç mi hiç hakkâniyyetli, âdil, dürüst ve iyi niyyetli davalar değilmiş.
Bu kumpas dosyalarıyla açılan hukuk dâvâlarındaki yargılamalar neticesinde ; TSK’nın tuğgeneral/tuğamiral, tümgeneral/tümamiral, korgeneral/koramiral, orgeneral/oramiral rütbelerindeki birçok komutanın, kara, hava ve deniz kuvvet komutanlarının ve hatta TSK’nın genel kurmay başkanının bile tutuklanarak cezaevlerine konulmaları ile ABD’nin memleketimize yönelik EMPERYAL heveslerine HİZMET EDİLMİŞ.
BAŞÇALAN Receb Tayyib Erdoğan’ın ve ailesinin, hükümetindeki bazı bakanların ve bürokratların irtikâb ettikleri milyarlarca dolarlık KAMUSAL soygunlar ve yolsuzluklar GERÇEK İMİŞ.
Onların bu yolsuzlukları sebebiyle, haklarında hazırlanmış ve mahkemelere sevkedilmiş olan dava dosyaları (yani 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk dosyaları) KESİNLİKLE SAĞLAM BİLGİLERE, BELGELERE, DELİLLERE dayandırılmış ve İNKÂR EDİLMESİ İMKANSIZ, GERÇEK HIRSIZLIK VE YOLSUZLUK DOSYALARI İMİŞ.
Lâkin, o yolsuzluk dosyaları, ABD ile DANIŞIKLI VE KOORDİNELİ OLARAK HAZIRLANMIŞ ve BAŞÇALAN RECEB TAYYİB ERDOĞAN’ın ve ekibinin YOLSUZLARINI YARGILAMA KILIFI ALTINDA ama ABD’nin memleketimize yönelik EMPERYAL menfaatleri hesâbına kotarılmış.
O dosyalarla, haddizâtında cezâlandırılmayı BİN KERRE DEĞİL, MİLYON KERRE HAK EDEN, meymenetsiz, hırsız ve yolsuz BAŞÇALAN Receb Tayyib Erdoğan’ın ve ekibinin alaşağı edilerek derdest edilmesi hedeflenmişse de, aslında bu dosyalarla memleketimizin hayrına ve menfaatine değil, ABD’nin memleketimize yönelik EMPERYAL heveslerine ve hesaplarına HİZMET EDİLMİŞ.
Bu yönleriyle, hem Ergenekon ve emsâli TSK’ta yönelik KUMPAS (ÇÖKERTME) dosyalarını ve dâvâlarını, hem de 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk dosyalarını ve dâvâlarını ben şöyle yorumluyorum ;
Ebû Süfyân oğlu Muâviye’nin, sâhib olduğu ŞEYTÂNET (şeytânî kurnazlık) yeteneğiyle ;
- HAK OLAN KUR’ÂN’I HAKSIZLIĞI KABÛLE VÂSITA YAPTIĞI gibi,
- ve bu ŞEYTÂNET TAKTİĞİ ile SALTANAT’A GİDEN YOLU AÇTIĞI GİBİ,
- ve o gündür bu gündür SALTANAT DİNCİLİĞİ’nin KÖKLEŞEREK ve KURUMSALLAŞARAK asırlardan beri Müslümanların başına belâ olmasının BAŞ MÜSEBBİBİ olduğu gibi…,
Hizmet Hareketi’nin de, “HAKK’IN VE ADÂLETİN TECELLÎSİNİ hedefliyoruz” iddiâlarıyla giriştiği bu dâvâlar ile bâtıl’a (yani ABD’nin memleketimize yönelik EMPERYAL projelerine) TAŞERONLUK hizmeti verilmiş, yani HAK ve HAKPERESTLİK iddiâsıyla BÂTIL kasdedilmiş ve BÂTIL’a HİZMET EDİLMİŞ.
Gelelim herşeyin üzerine TÜY DİKEN 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasına…!
Bu müessif ve menfûr darbe kalkışması üzerine de şöyle düşünüyorum ;
- Fethullah Gülen başta olmak üzere, Hizmet karar vericileri tarafından
- ve de ONLARIN AĞIZLARININ İÇİNE BAKAN SAF VE TEMİZ HİZMETKÂRLAR tarafından,
- baştan beri ne kadar inkâr edilirse edilsin,
- bu darbe kalkışması bu Hareket’e “FETÖ” denmesini HAKLI ÇIKARMAYA YETECEK derecede ayan beyan delillerle doludur.
Üzerinden bugün itibâriyle 10 sene geçmiş olmasına rağmen, bu kalkışma bağlamında Hizmet Hareketini “FETÖ” olarak DAMGALANMAKTAN kurtaracak SADRE ŞİFÂ hiçbir gelişme olmamıştır, maalesef…
Bil’akis “FETÖ” ithâmının ve damgalamasının arkasındaki bütün argümanlar ve HAKLILIK MÜLÂHAZALARI (Justifications) aynen geçerliliğini muhâfaza etmektedir.
Fethullah Gülen’in, ABD’nin memleketimize yönelik EMPERYAL senaryolarının ELVERİŞLİ BİR FİGÜRANI olabileceği ve hattâ olduğu yönündeki şübhelerim, zaman içerisinde azalacağı yerde, üzülerek belirtmeliyim ki, ARTMIŞTIR.
Fethullah Gülen ve etrafındaki BÜYÜK AGABEYLER kadrosu mârifetiyle Hizmet Hareketi’nin düşürüldüğü bu hazîn ve acıklı âkıbet, hiç şübhesiz, BAŞÇALAN Receb Tayyib Erdoğan denen ATATÜRK VE CUMHURİYYET VE LÂİKLİK DÜŞMANI VE SALTANAT DİNCİSİ HERİF’in ve onun AVENESİNİN cürümlerini hoş görmemizi KESİNLİKLE gerektirmez.
Benim okumalarıma göre ;
ATATÜRK DÜŞMANLIĞI, CUMHÛRİYYET DÜŞMANLIĞI, LÂİKLİK DÜŞMANLIĞI, ALLAH İLE ALDATMA ve SALTANAT DİNCİLİĞİ,
bağlamlarında ;
- Said-i Kürdî (Nursî), Fethullah Gülen ve bilumûm islamcı cemaat liderleri, kanâat önderleri, sahtekâr tarikat şeyhleri ile
- BAŞÇALAN Receb Tayyib Erdoğan ve onun îtibâr ettiği hoca kılıklılar ve benim FESLİ YAVŞAK lakabıyla andığım Kadir Mısıroğlu ve emsâli arasında
HİÇ BİR FARK YOKTUR.
Ben bu bağlamda, bütün bu pisliklere bulaşmamış, hattâ bu pisliklerden haberleri dahî olmayan hizmetkâr kardeşlerime şu KARDEŞÇE VE AĞABEYCE nasihatlerimi TEKRÂREN iletme gereğini duyuyorum :
Hepinizin veya birçoğunuzun bakmakla mükellef olduğunuz çoluk çocuğunuz var.
Geçim derdi hepinizin müşterek mes’elesi.
Vakitlerinizin mühim miktarlarını kendinizin ve çoluk çocuğunuzun geçimini te’mîn yolunda sarfediyorsunuz, haklı olarak…
Bu yüzden, âilevî mes’ûliyyetleriniz için harcamanız îcâb eden zamanlarınızın hâricinde kalan az ama kıymetli zamanlarınızı da, abuk sabuk ve boş işlerle heder etmeyin, isrâf etmeyin!
Sınırlı ve kıymetli vakitlerinizi, DÎNİNİZİ YENİDEN, ADAM GİBİ VE DOSDOĞRU ÖĞRENMEYE TAHSÎS EDİN!
İsviçre’ye geldikten sonra girdiğim o sancılı ve yorucu AYDINLANMA sürecimde AYAN BEYÂN FARKETTİM ve ANLADIM Kİ ;
- Çocukluk senelerimden beri öğrendiğim ve elimden geldiğince yaşamaya gayret ettiğim din büyük ölçüde UYDURUK MUÂVİYE DÎN’İ İMİŞ.
- Yani, Hz. Peygambere İNDİRİLMİŞ olan KUR’ÂN’DAKİ gerçek İSLÂM DÎN’i DEĞİL İMİŞ…
- Bunu farkettiğimden beri, abuk sabuk ve boş işlerle, saçma sapan meşğûliyyetlerle vakit öldürmemeye gayret ediyorum ve âhir-i ömrümde kıymetli vakitlerimi dinimi yeniden öğrenmeye tahsîs ediyorum.
- Sizlere de, aynı şeyi yapmanızı, KARDEŞÂNE, tavsıyye ediyorum.
- Zîrâ ; hayat kısa, dünya fânî, ömür su gibi akıp gidiyor. İşte geldik gidiyoruz…
- Henüz hayatta iken, elimiz ayağımız tutuyorken, dinimizi yeniden, ADAM GİBİ VE DOSDOĞRU ÖĞRENMEMİZ lâzım.
Diğer taraftan ; BAŞÇALAN RTE ve avenesi memleketin bütün kaynaklarına ve zenginliklerine senelerdir adeta PİSLİK AÇ DOMUZLAR gibi saldırıyorlar.
Gün onların günü…
Türk toplumu da “YİYORLAR AMA ÇALIŞIYORLAR” diyerek onları desteklemeyi sürdürüyor. Yani Türk toplumu arsızlığı, hırsızlığı, yolsuzluğu ONAYLIYOR!
Türk toplumunun BAŞÇALAN rte ve avenesine 24 seneden beri verdiği kesintisiz destek memleketimizi bugünkü acıklı hallere düşürdü.
Bazıları buna “milletin çaresizliği” diyor. Yani, millet oy verebilecek daha iyi bir parti bulamadığı için, bu mübtezel siyasi islamcı arsızlara, hırsızlara ve yolsuzlara, mecbûriyyetten ötürü destek verdi demeye getiriyor.
Ben ise, “milletin çâresizliği ve bu siyâsî islamcı mübtezellerin alternatifsizliği” bağlamında, şöyle düşünüyorum :
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP’nin başına, onun vefâtından sonra, İsmet (İnönü) paşa geçti. İsmet Paşa hem CHP genel başkanı ve hem de ülkenin cumhurbaşkanı (Atatürk’ten sonraki İKİNCİ ADAM!) olarak güttüğü siyaset-ler ile Atatürk’ün ideallerine, onun kurduğu ve yaptığı devrimlerle rayına oturttuğu Cumhûriyyetin Kemalist prensiplerine, yani Atatürk’e ve onun mîrâsına İHÂNET ETTİ.
Atatürk’ün vefat tarihi olan 10 Kasım 1938 ilâ Demokrat Partinin (yani Adnan Menderes’in partisinin) iktidara geliş tarihi olan 14 Mayıs 1950 arasında, İsmet Paşa’nın idaresindeki CHP, Atatürk’ün ideallerinden ve bıraktığı Cumhûriyyet mîrâsından TAMAMEN KOPTU VE UZAKLAŞTI.
İsmet Paşa’nın bu uzun TEK PARTİ İKTİDARI döneminde, Atatürk’ün sağlığında yapmayı tasarladığı, ancak ömrü vefâ etmediği için yapamayıp, kendisinden sonra gelecek olan siyâset ve devlet adamlarına emânet ettiği bütün projeler, ya TERKEDİLDİ, ya YAMULTULDU, veya TERSYÜZ EDİLDİ.
Tâbir-i dîğer ile, Atatürk’ün ülkemizin ve milletimizin iyiliği için benimsemiş olduğu ve sür’atle gerçekleştirmeye çalıştığı ideallerine ve mîrâsına İHANET EDİLDİ.
Bu ihânet, İsmet Paşa’dan sonra CHP’yi idare eden bütün diğer siyasi liderler ve kadrolarca da devam ettirildi.
Merhum Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün “ATATÜRK’TEN SONRAKİ CHP, ÇAĞI YANLIŞ OKUMANIN SERÜVENİ) isimli kitabını okur iseniz, bu acı hakikatları öğrenirsiniz.
1950’de Adnan Menderes’in DP’si ile başlayıp taaaaaa bugünlere, yani bu mübtezel siyâsî islamcı hırsızların, arsızların ve yolsuzların başımıza musallat olduğu 2026 Mart’ına kadar, neredeyse kesintisiz devam edegelen 76 senelik SAĞCI, MİLLİYYETÇİ, MUKADDESÂTÇI, MUHÂFAZAKÂR, AMERİKANCI, DİNCİ, İSLAMCI, vesâire, siyâsî liderler, siyâsî kadrolar ve bunların iktidarları, zaten HEPTEN VE TOPYEKÛN ATATÜRK DÜŞMANI olduklarından, onlardan Atatürk’ün ideallerine ve mîrâsına sahib çıkmalarını beklemek ÖKÜZ ALTINDA BUZAĞI ARAMAK’tan farksızdır.
Daha evvelki Müslüman saltanatlarını (Emevî, Abbâsî, Fâtımî, Selçukî, vesaire, vesaire, vesaire…) bir tarafa koyalım, pek iftihâr edegeldiğimiz Osmanlı saltanatı da, bu yiyicilik, hırsızlık, yolsuzluk anlamında, bizim çağdaş yolsuz BAŞÇALAN rte’den ve sülâlesinden ve avenesinden, vesairesinden HİÇ TE FARKLI DEĞİL İDİ.
“Selam verdim, rüşvet değildür deyû almadılar….!” demiş Osmanlı imparatorluğunun gücünün zirvesinde olduğu devirlerin Dîvân şairlerinin meşhûrlarından biri (Şâir Fuzûlî)…
Bu söz ile kasdedilen şudur :
O devrin Osmanlı idari ve siyasi muhitlerinde “RÜŞVET ALIP VERMEK” o derece yaygın idi ki, devlet idarecileri ve bürokratlar “selamlaşma sözlerini” rüşvet değildir, yani parasal bir değeri yoktur diye kabul etmezlerdi!
Bu meşhûr Dîvân şairi, hiç kuşkusuz, o saltanat devrinin acı bir gerçeğini şiirsel bir mahâretle ifade etmiş, yani doğru demiş!
Bırakalım diğer ğayrımüslim ülkelerin saltanatlarını bir kenara, Müslümanların kendi saltanatları, tarih boyunca hep böyle değil miydi…!?!
Evet, kesinlikle böyle idi.
Bizler, bugün alınlarımıza o alçaltıcı “fetö” damgasını yemiş mağdûr ve mazlum hizmetkâr Müslümanlarız.
Şu acı gerçekleri hiç gocunmadan, çekinmeden ve medeni cesaret ile ifade etmeliyiz, daha doğrusu itiraf etmeliyiz :
Fethullah Gülen ve etrafına çöreklenmiş olan aymaz, uyanmaz, ufuksuz, vizyonsuz, arkaik ve anakronik yakın arkadaşları (onun yüksek istişâre hey’etleri!) TÜRKİYYE CUMHÛRİYYETİ DEVLETİNE KARŞI KALKIŞTIKLARI tehlikeli KUMARDA, yani GİZLİ YÖNTEMLERLE DEVLETİ ELE GEÇİRME MACERASINDA, BİZLERİ YANİ SAF VE TEMİZ VE İYİ NİYYETLİ HİZMETKÂRLARI, MÎRÂSYEDİ KUMARBAZLAR MİSÂLİ, ÂDETÂ BOZUK PARA GİBİ HARCADILAR.
Yani, kendi kişisel ve tehlikeli hırsları ve hevesleri için bizleri feda ettiler, kurban ettiler.
Onların ÂDÎ ve sıradan PROPAGANDİSTLİĞİNİ YAPARAK bizlere öğrettikleri ve adına da İSLÂM dedikleri UCUBE din, aslında KUR’AN’DAKİ İSLAM DİNİ DEĞİLdir.
Tam tersine, lanetli muaviye bin ebu sufyan’ın ve ondan sonra tahta geçmiş olan bütün lanetli kralların SALTANAT DİNİ’dir.
O müstebid sultanlar kendi saltanatlarını tahkîm etmek için, bu UCÛBE DİN’i kendilerinin kapıkulları olan SARAY SIĞINTISI DİN BİLGİNİ KILIKLILARA UYDURTTULAR. Yani bize öğretilmiş olan bu UCÛBE DİN, basbayağı bir UYDURUK SALTANAT DÎNİdir…
Din konusuna girmişken şunları da behemehâl söylemeliyim ;
DİN var, din var…!
Türkiye de dâhil, İslam dünyasında öğretilen, propagandası yapılan ve yaşanan din, çok büyük ölçüde, Hz. Peygambere vahyedilmiş olan ve O’nun da ashâbına teblîğ etmiş olduğu KUR’ÂN’DAKİ DİN değildir.
Bil’akis, Hz. Peygamberin vefatından 30 sene sonra, HAK OLAN KUR’ÂN’I HAKSIZLIĞI KABÛLE VÂSITA YAPARAK, idareyi Bizans saray entrikalarıyla ve kılıç zoruyla ele geçiren ve kendi saltanatını kuran LÂNETLENMİŞ Muâviye bin Ebû Süfyân’ın UYDURDUĞU ve UYDURTTUĞU SALTANAT DİNİ’dir.
İşte bu Ebû Süfyân oğlu Muâviye ;
- Hz. Peygamberin ve onun ashâbının Medîne’de kurdukları prototip İslam Site Devletini,
- sahib olduğu ŞEYTÂNET (şeytânî kurnazlık) yeteneğiyle,
- HAK OLAN KUR’ÂN’I HAKSIZLIĞI KABÛLE VÂSITA YAPMAK sûretiyle ele geçirdi,
- SALTANATA DÖNÜŞTÜRDÜ,
- kendisi henüz hayatta iken oğlu YEZÎD’i (1. Yezîd) veliahd tâyin etti
- ve böylece EMEVÎ SULTANLIĞI kurulmuş oldu.
Bu lanetli Muâviye, lânetli saltanatını tahkîm etmek (güçlendirerek süreklilik kazandırmak) için ;
- her türlü mel’aneti yaptı,
- beyt-ül mâl’den (devlet hazînesinden) kendi kapıkulu din adamlarına dudak uçuklattıracak meblağlarda paralar vererek, verdirerek, hadîs (peygamber sözü) adı altında binlerce yalan söz uydurttu,
- Kur’an’ı bozamadı, değiştiremedi, tahrîf edemedi.
- Zîrâ, Allah’ın Kur’an’da bizzat belirttiği gibi, Kur’an, kıyamete kadar, tamamen Allah’ın koruması altındadır.
- Ama, Kur’ân’daki İslam inancını ve akîdesini tamâmen yamultarak tersyüz etti,
- İslam öncesi câhiliyye zihniyyetini ve adetlerini hortlattı,
- Dördüncü ve SON MEŞRÛ halife Hz. Ali başta olmak üzere, onun oğulları Hz. Hasanı, Hz. Hüseyini ve diğer peygamber torunlarını (Evlâd-ı Rasulü) öldürttü,
- Şam’da inşâ ettirdiği sarayında Sâsânî ve Bizans saraylarının AHLAKSIZ yaşam tarzlarını ve saltanat kültürlerini, bütün debdebe, ihtişâm ve ahlaksızlıklarıyla benimsedi ve yaşadı,
- Müslümanları tam bir zulüm ve despotizmle yönetti.
Emevîlerden taaaa Osmanlılara gelene kadar, neredeyse 1400 senedir, İslam ümmetini idare etmiş olan bütün sözümona Müslüman sultanlar, SALTANAT DİNCİSİ ULEMÂ KILIKLILAR TARAFINDAN “LEVÂZIM-I SALTANAT = SALTANAT’IN OLMAZSA OLMAZI) ismiyle, kavramsallaştırılarak kurumsallaştırılan ve böylece meşrûiyyete büründürülmüş olan ahlaksız saray hayatlarını ve “işret meclislerini - içki âlemlerini)” zevk-u sefâ içinde yaşadılar.
Bu LEVÂZIM-I SALTANAT’a dâir
ayrıntılı mâlûmâtı, merhum tarih üstâdımız Prof. Dr. Halil İnalcık hocanın yazdığı “HAS BAĞÇEDE AYŞ-U TARAB” isimli değerli kitabından okuyup öğrenebilirsiniz.
Ebû Sufyân oğlu Muâviye’nin açtığı bu mel’anet kapısından, onun soyundan gelmiş olan diğer Emevî sultanları ve onların arkasından gelmiş olan Abbâsîler, Selçuklular, Bâbûrlüler, Fâtımîler, Osmanlılar ve diğer İslam coğrafyalarındaki daha yüzlerce irili ufaklı saltanatlar, ne Kur’ân’ın anlattığı ve ne de Hz. Peygamberin uyguladığı dinden eser bırakmadılar.
Böylece Kur’ân’daki İslam unutturuldu ve unutuldu.
Kur’an’daki İslam’ın yerine, Muâviye mel’ununun başlattığı ve uzun İslam asırları boyunca saltanat sürmüş olan sözümona Müslüman hânedânların arttırarak devâm ettirdikleri UYDURUK BİR DİN Müslümanlara propaganda edildi ve öğretildi.
Bu bağlamda bizden hiç farkı bulunmayan çağımızdaki diğer İslam memleketlerini bir tarafa bırakalım, an îtibâriyle memleketimizin hâl-i pür melâli şudur ;
Memleketimizdeki, bilumûm islamcı cemaatlerin, tarîkatların, islamcıların, siyasi islamcıların ve bunların partilerinin, örgütlerinin, vesaire, vesaire, vesairenin liderleri, kodamanları, kanâat önderleri, hocaları, teorisyenleri, üstâdları, aGabeyleri, “havada düşmeden uçan + su üstünde batmadan yürüyen (!)” sahtekâr şeyhleri, şıhları, gavsları, mehdîleri, mesîhleri, vesaireleri…
Bunlar, ÇOK büyük çoğunluğu îtibâriyle ;
- İnsanları ALLAH İLE ALDATIRLAR,
- SALTANAT DİNCİLERİDİRLER,
- SALTANAT DİNİNİN SIRADAN VE BASMAKALIP PROPAGANDİSTLERİDİRLER.
- İDRÎS KILIKLI İBLÎSLERDİR,
- ŞEYTAN EVLİYÂSIDIRLAR,
- İflâh olmaz seviyyede ATATÜRK, CUMHÛRİYYET VE LÂİKLİK DÜŞMANIDIRLAR.
Dolayısıyla, bize öğretilen din de, KUR’ÂN’DAKİ İSLÂM DÎN’İ değil, EBU SUFYÂN OĞLU MUÂVİYE’NİN BAŞINI ÇEKTİĞİ VE ASIRLAR BOYUNCA BÜTÜN SÖZÜMONA MÜSLÜMAN SULTANLARIN VE BU SULTANLARA YARANMAK İÇİN, ÜÇ PARALIK + ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA HAYATINI TERCİH EDEN ÂLİM MÜSVEDDELERİNİN YAMULTTUKLARI, TAHRÎF ETTİKLERİ UYDURDUKLARI SAHTE BİR DİN’dir.
Memleketimizin DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’nın anladığı, anlattığı ve TEMSÎL ETTİĞİ din de, MAALESEF, büyük ölçüde bu UYDURUK MUÂVİYE DÎNİ’dir.
Memleketimizde, hiç kuşkusuz, KUR’ÂN’DAKİ İSLAMI BİLEN, ANLATAN VE ÖĞRETEN ÇOK SAYIDA VE ÇOK KIYMETLİ İSLAM BİLGİNLERİ DE VARDIR HAMDOLSUN…
Bu kıymetli İslam bilginlerinin hepsinin isimlerini tek tek sayamayacağım.
Lâkin, benim tanıdığım, okuduğum, dinlediğim ve hem UYDURULMUŞ DÎNİ FARKETMEME VE TANIMAMA VESÎLE OLAN, hem de İNDİRİLMİŞ DÎNİ, yani KUR’ÂN’DAKİ İSLAMI kendisinden ÖĞRENDİĞİM ve hâlen de ÖĞRENMEYE DEVÂM ETTİĞİM güzîde bir din bilgini var.
Merhûm Prof. Dr. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK…
Dinimi kendisinden ADAM GİBİ VE DOSDOĞRU öğrenmeye başladığım için, kendisine minnettârım ve bütün eş, dost ve arkadaşlarıma da onu okumalarını ve dinlemelerini gönül rahatlığıyla tavsiyye ediyorum.
Merâmımı (ifade etmek istediklerimi), tam ve düzgün kaleme alamamış ve yazıya dökememiş olabilirim.
Bazı değerlendirmelerim bazılarınca yadırganabilir veya kabul edilmeyebilir.
Lakin, samîmiyyetimden ve hasbîliğimden zinhâr şübhe etmeyesûz…!
Bir de, sürç-i lisânım var ise mâzûr görmenizi istirhâm ederim…
Sevgi ve saygılarımla,
Abdullah Erdemli
Luzern - İsviçre
****************
Not : Yukarıdaki yazım, 04.09.2024’te KAMUOYU AYDINLATMA BLOĞUMDA
https://kamuoyuaydinlatma.blogspot.com/2024/09/fg-hizmet-hizmetkarlara-dair.html?m=1
yayınlamış olduğum uzunca bir makâlemin kısmen güncellenmiş halidir.
Yorumlar
Yorum Gönder