16 Ocak 2025

Kuruluş ideolojimiz ve İslam-3 Our founding ideology and Islam-3 ‎الأيديولوجيتنا التأسيسية والإسلام- 3

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ideolojisi ve İslam - 3

The founding ideology of the Republic of Türkiye and Islam - 3


الأيديولوجية التأسيسية للجمهورية

التركية والإسلام - 3

****************

You can read translations of this article in various other languages by clicking on the "Translate" button in the lower right corner of this blog.

يمكنكم قراءة ترجمات هذا المقال بمختلف اللغات الأخرى بالضغط على زر "ترجمة" في الزاوية اليمنى السفلية من هذه المدونة.

****************

1000 yıl öncesinin mezhep tartışmalarının bugünkü hayata yansımadığını düşünmek büyük bir yanılgıdır. 


Teolojinin sosyolojiyi doğurduğunu artık keşfetmek zorundayız. 


Teolojik sorulara toplumun verdiği cevap zaman içerisinde o toplumun kültürünü şekillendirir. 


Soru :

Örneğin bir toplum “KADER Mİ?-ÖZGÜR İRADE Mİ?” tartışmasında kader doktrininden yana karar kılarsa ne olur? 

Cevap 1 :

Fay hattı üzerine çürük bina diktikten sonra depremde ölenler için 'TAKDÎR-İ İLÂHÎ' diyen siyasetçiler ve müteahhitler çıkar karşınıza. 

Cevap 2 :

Arabanın arkasına 'ALLAH KORUSUN!' yazısı taktıktan sonra gazı kökleyen 'TRAFİK CANAVARLARI' yolları kana bular. 

Cevap 3 :

Kendisini kurban ederek “YOLUN KADERİ BUDUR!” diyen MÜCRİMLERİ 'HOŞ GÖREN' ve kendisini de “KADER KURBANI’yız” diyerek “TESELLÎ EDEN-AVUTAN”koca koca halk yığınları çıkıverir ortaya. 

Cevap 4 :

Yaptıklarının sonuçlarının sorumluluğunu Allah'a, devlete, sisteme, çevreye, kısacası KENDİNDEN BAŞKA HERKESE VE HERŞEYE YÜKLEYEN bir insan tipi ile baş başa kalırsınız.


İnsanların zihinlerindeki 'ALLAH' tasavvuru, dolaylı olarak onların 'OTORİTE' algılamalarını ve kavramlarını da şekillendirir. 


Dolayısıyla ; EN BÜYÜK OTORİTE OLAN ALLAH’I algılayışınız, ister istemez, YERYÜZÜNDEKİ KÜÇÜK OTORİTELERE olan bakışınıza da yansır. 


Mesela 1000 yıldır Sünni teolojisine egemen olan EŞ’ARÎ’likte olduğu gibi, “Allah'ın evreni hiç bir kaide, kural ve kanun koymadan, yani SÜNNETULLAH diye bir gerçek olmadan, yönettiği” şeklindeki bir doktrini benimsemiş toplumlar, kendi içlerinden ancak DESPOTLAR üretebilirler.


Ayrıca böyle bir 'Allah' tasavvuru ALLAH-KUL İLİŞKİLERİ’nin niteliğini de tayin eder. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak ta ;

Evreni muazzam dengeler üzerine yaratmış ve onu ezelî kanunları (SÜNNETULLAH) çerçevesinde çekip çeviren bir Yaratıcıya şuurlu bir teslimiyet yerine, ANLAYAMADIĞI BİR KUDRETE KORKUDAN İTAAT EDEN KULLAR çıkar ortaya. 


Böyle bir toplumda DESPOTLAR kendi koydukları kanunların kendileri için geçerli olmadığını ileri sürerler ve toplum da onlara İTAAT eder. 


Bu despotlar iktidarlarını 'ALLAH’IN KADERİ' olarak dayatırlar ve toplum onlara yine İTAAT eder. 


Bunu sorgulayan kahramanlar çıkarsa 'Allah'ın hikmetinden sual olunmaz' diye susturulurlar. 


Ve bu despotlar 'HALÎFE -PEYGAMBER’in VEKİLİ', 'ALLAH’IN YERYÜZÜNDEKİ GÖLGESİ' gibi sıfatları aldıklarından, kendilerine isyan eden kahramanları, Allah'a isyan etmekle itham edip ezerler ve defterlerini dürerler. 


En sonunda ATATÜRK gibi birisi gelip o DESPOTU devirir. 


Lakin o döneme gelinceye kadar ALLAH’IN KEVNÎ (ontolojik) HAKİMİYETİ İLE BEŞERİN DÜNYEVÎ ve SİYASÎ HAKİMİYETİ O DENLİ ÖZDEŞLEŞTİRİLMİŞ, yani, O DERECE BİRBİRİNE KARIŞTIRILMIŞTIR Kİ, millete verilen idârî/siyasî egemenliğin ALLAH’TAN GASBEDİLEREK, ALLAH’IN KEVNÎ HAKİMİYETİNE KARŞI GELİNDİĞİ zannedilir.


Böylesi bir teolojinin vücut verdiği zihniyet bugünkü toplumsal hayatın bütün hiyerarşik ilişkilerini de şekillendirir. 


Eline yetki geçiren herkes FİRAVUNLAŞIR. Aşağıdakiler, yukarıdakilere bir yandan saygı kisvesine bürünmüş bir DALKAVUKLUKLA itaat ederken, diğer yandan ilk fırsatta onun ayağını kaydırarak KENDİSİ FİRAVUN OLMANIN haset dolu hayali ile yanıp tutuşur. 


Ve böyle bir topluma Atatürk gibi birisi gelip padişahı devirdikten sonra bile, karşınıza 70 milyon KÜÇÜK PADİŞAH adayı çıkar. 


Siz de NEDEN YÖNETEBİLEN BİR DEMOKRASİ OLUŞTURAMADIK diye kara kara düşünürsünüz. 


Aralarına katılmak istediğiniz bazı ülkeler 'İSLAM DEMOKRASİ İLE BAĞDAŞIR MI?'başlıklı seminerler düzenleyip dururlar. 

Siz de o panellere katılıp 'VALLAHİ, BİLLAHİ, TALLAHİ BAĞDAŞIR' diye YEMİNLER EDEREK, onları ikna için, onlara yaranmak için çırpınırsınız.


İşin doğrusu ise şudur ;

DEMOKRASİ İLE BAŞDAŞMAYAN İSLAM DEĞİL, İSLAM’A 1000 SENEDİR MUSALLAT OLMUŞ OLAN HANBELÎ-EŞ’ARÎ TEOLOJİSİNİN YARATTIĞI TOPLUMDUR ve bu toplumun ZİHİN DÜNYASIDIR. 


Atatürk kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı'na HANEFÎ-MATÜRÎDÎ TEOLOJİSİNİ esas alma TALİMATI VERMİŞTİ. 

Çünkü bu doktrine dayalı bir toplum, demokrasi ile bağdaşmak şöyle dursun, EMPERYALİST HAÇLI BATI’YA DEMOKRASİ DERSİ VERECEK NOKTAYA ULAŞABİLİRDİ. 


Ama Cumhuriyet'in bu TEOLOJİK YENİDEN İNŞA MİSYONU devam ettirilmedi. 


Bu yüzden de, boşluğu Türkiye'ye 'ILIMLI İSLAM' adı altında dışarıdan giydirilen BOP'a UYUMLU İSLAM doldurdu. 


Türk Silahlı Kuvvetleri de 'DEVRİM MUHAFIZI' durumuna düşürüldü. 


Ona karşı çıkanlar da 'MÜCAHİD! / SAVUNAN ADAM!' mertebesine yükseltildiler. 


Sözün özü şudur :

Tek kurtuluş yolumuz, TEOLOJİMİZİN YENİDEN VE DOĞRU İNŞÂSIDIR. 


1000 senedir içinde debelendiğimiz bu YAMUK TEOLOJİ düzelmeden toplum düzelmez. 


Zira, “Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, iç dünyalarındakini değiştirmedikçe, değiştirmez.' 

‘Ra'd, 11)."

**********

**********

İşbu üçüncü yazı, ilk iki bölümü ile beraber, merhum Yaşar Nuri Öztürk’ten iktibastır. 


Abdullah Erdemli

Luzern - İsviçre

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder