En büyük düşman olan şirk’i tanımak…
Recognizing the greatest enemy, polytheism…
التعرف على العدو الأعظم وهو الشرك...
Kur’an، Bakara:193 “فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez”.
Lukman: 13 “إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ Allah'a ortak koşmak (şirk), gerçekten büyük bir zulümdür” diyor.
Yani, Kur’an’ın tek düşmanı zulüm, zulmün en büyüğü de şirk’tir.
Fakat ne yazık ki Müslümanlar en büyük düşmanları olan şirk’i tanımıyorlar. Dahası, onu tanımak gibi bir kaygı da taşımıyorlar.
Kur’an insanlığa anlatmak istediği tüm kavramları “ZITLIK İLKESİ / The Principle of Contrast / ألمبدأ التباين” üzerine oturtur ve bu ilkeyi esas alarak anlatır.
Bu yüzden, Kur’an’ın özü ve ruhu olan “TEVHİD İMANI / The Faith of Monotheism / ألأيمان التوحيد” kavramının düzgün kavranması için, onun zıddı olan “şirk imanı / The Faith of Polytheism / ألإيمان الشرك” kavramının çok iyi kavranması gerekir.
İslam tarihinde Emevîlerin başlattığı “ŞİRK’İN ÖĞRENİLMESİNİ ENGELLEME” süreci, ne yazık ki asırlardan beri devam ediyor.
İslam dünyası dün olduğu gibi, bugün de şirk’i gereğince tanımıyor. Bu yüzden de tam kavrayamadığı TEVHİD’i hayata geçiremiyor ve “din” adı altında “YARI MÜŞRİK / A semi-polytheistic lifestyle / نمط حياة شبه الشرك” bir hayat sürüyor.
Kur’an’ın temel düşmanı olan şirk ve şirkin araçları, destekleri, taşıyıcıları, yoldaşları, iddiaları, arzuları ve amaçları nelerdir?
“Şirk ve şirket” kelimeleri “ortaklık” demek olup, aynın kökten gelen “şerîk” kelimesi de “ortak” demektir.
Bu “şerîk” kelimesinin çoğulu olan “şürekâ” kelimesi, Kur’an’da “ALLAH’A ORTAK KOŞULANLAR” anlamında defalarca kullanılmıştır.
Şirk’e bulaşana “müşrik” denir.
“MÜŞRİK ; tanrısal niteliklerde, yaratılmışı Yaratan’a benzeten kişidir”.
Şirk bütün zulümlerin anası olduğu gibi, Allah’a karşı da en büyük ihanet ve küstahlıktır.
“ZITLIK İLKESİ” varlığı ve oluşu tanımanın ve anlamanın temelidir.
Din de ancak ve ancak bu zıtlık ilkesiyle doğrudürüst tanınabilir.
Kur’an’ın din anlatımı da bu çerçevede “TEVHÎD’e karşı ŞİRK” çift kutupluluğu halinde işler.
Tevhîd dininin formül cümlesi olan Kelime-i Tevhîd (LÂ İLÂHE İLLALLAH : ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOK, SADECE ALLAH VAR!) cümlesinde, dikkat edilirse, evvela “sahte ilahlar” siliniyor, ardından da “GERÇEK İLAH OLAN ALLAH” öne çıkarılıyor. Yani ; “OLMASI GEREKEN ANLATILMADAN EVVEL, OLMAMASI GEREKEN TANITILIYOR”.
Kur’an’ın bize öğrettiği din’in omurgası KELİME-İ TEVHÏD’tir.
Bu dinin adı İSLAM’dır.
İSLAM, TESLÎMİYET DEMEKTİR.
Tevhîd formülleştirmesini “Teslîmiyet” biçiminde belirttiğimizde “HİÇBİR TESLÎMİYET YOK, SADECE ALLAH’A TESLİMİYET VAR!” diyoruz.
“İslam, Allah’a teslimiyettir” demek, tevhîd imanının yarısıdır.
Tevhîd imanı ; “İSLAM, ALLAH’TAN BAŞKA HİÇBİR KUDRETE TESLİM OLMAMAKTIR” dediğimizde gerçek boyutuna ermiş olur.
Kur’an’da ateizm’den ve dinsizlikten söz edilmez.
Aslında, felsefî-kozmik anlamda “ateist insan” yoktur. Yani, “dinsiz insan” yoktur.
Kur’an, sahte ilahtan ve sahte dinden şikayetçidir, ateizmden ve dinsizlikten değil…
Çünkü, felsefï-kozmik anlamda ateizm ve dinsizlik yoktur.
İNSANOĞLU, KENDİ TANRISINA İNANMAYANA ATEİST, KENDİ DİNİNE İNANMAYANA DİNSİZ DEMEKTEDİR.
Gerçekte ise, ne ateist vardır, ne de dinsiz…
Sahte ilahlara kul olanlarla, sahte dinlere teslim olanlar vardır.
Yani MÜŞRİKER VARDIR.
“ZITLIK İLKESİ” gereği olarak, şirk kavramı dosdoğru tanınmayınca, bunun zıddı olan Tevhîd kavramı da dosdoğru tanınamaz. Tevhîd kavramı dosdoğru tanınamayınca da, Tevhîd dini olan İslam’ın vaadettikleri insan hayatına gereği gibi giremez. Yani, tevhïd’ten beklenen bereket, barış, nimet, esenlik ve mutluluk gerçekleşemez.
Bugün, İslam dünyası da dahil, bütün insanlık şirkin onlarca türünün pençeleri arasında kıvranmakta ve acı çekmektedir.
Halbuki, insanlığı şirke karşı uyaran ve şirkin tehlikelerine karşı takviye eden yegane ilahi kaynak Kur’andır.
Müslümanız diyenlerin şirki dosdoğru tanıyamamış olmaları, bütün insanlığın maruz kaldığı en büyük TALİHSİZLİK olmuştur.
ALLAH HİÇBİR KİŞİYİ VE HİÇBİR TOPLULUĞU GÜNAHLARI, KUSURLARI VE EKSİKLERİ YÜZÜNDEN PERİŞAN ETMEZ, CEZALANDIRMAZ. PERİŞANLIK VE HÜSRAN SADECE ŞİRK SEBEBİYLEDİR VE ŞİRKE DÜŞMENİN NETİCESİDİR.
İslamı dosdoğru anlamak için Kur’an’ı dikkatli okumak ve peygamberler tarihini iyi incelemek lazım.
Kur’an gerektiği gibi okunursa anlaşılır ki, bütün peygamberlerin mücadelesi dinsizliğe ve ateizme karşı değil, sahte dine, yani şirk dinine karşıdır.
Bütün peygamberlerin ve Kur’an’ın en büyük düşmanı şirktir.
++++++++++++++
Şirk bir dinsizlik değil, bilakis, insanlık tarihinin en yaman ve en inatçı dinidir.
Muhammed peygamberin baş düşmanı olan Mekke oligarşisi, onunla ateizm veya dinsizlik adına değil, atalarının dini olan şirk adına savaştılar. Yani, Muhammed peygamber gerçek dini (Tevhîd dinini) egemen kılmak için sahte din ile (şirk ile) savaştı.
Musa peygamberin ve İsa peygamberin mücadelesi de dinsizliğe karşı değil, sahte dine (şirk dinine) karşı idi.
İsa peygamberi dinsizler, ateistler değil, Yahudi ruhbanı (din adamları) olan hahamlar ÇARMIHA GERDİRDİ.
+++++++++++++++
Polytheism is not an ungodliness, on the contrary, it is the most vicious and stubborn religion in human history.
The Meccan oligarchy, the main enemy of the prophet MUHAMMED, fought him not in the name of atheism or ungodliness, but in the name of the religion of their ancestors, that is, polytheism.
In other words, Prophet MUHAMMED fought against the false religion (polytheism) in order to establish the true religion (the religion of monotheism) as dominant.
The struggle of the prophet MOSES and the prophet JESUS was not against ungodliness, but against the false religion (the religion of polytheism).
Prophet JESUS was crucified not by the ungodly atheists, but by the JEWISH CLERGY (religious men), the RABBIS.
++++++++++++++
إن الشرك ليس كفراً، بل على العكس من ذلك، فهو الدين الأكثر شراسة وعناداً في تاريخ البشرية.
إن الأوليغارشية المكية، العدو الرئيسي للنبي محمد، حاربته ليس باسم الإلحاد أو الكفر، بل باسم دين أسلافهم، أي الشرك.
بعبارة أخرى، حارب النبي محمد الدين الباطل (الشرك) من أجل إقامة الدين الحقيقي (دين التوحيد) كدين مهيمن.
إن صراع النبي موسى والنبي عيسى لم يكن ضد الكفر، بل ضد الدين الباطل (دين الشرك).
لم يصلب النبي عيسى على يد الملحدين الكفار، بل على يد رجال الدين اليهود (ألرحبانيين)، الحاخامات.
+++++++++++++++
Tarihin bütün dönemlerinde, gerçek dindarların mücadeleleri ateizme veya dinsizliğe karşı değil, sahte din olan şirke karşı olmuştur.
Bundan sonra da hep öyle olacaktır.
Hiçbir peygamberin mesajında ateizme ve dinsizliğe karşı mücadele daveti yoktur.
Zulme, azgınlığa, tâğutlara, haksızlığa, talana, yani kısaca, şer ve şirk kodamanlarına karşı mücadele daveti vardır.
Başta ibadetler olmak üzere, diğer bütün dinsel unsurlar ve motifler, Müminleri bu esas mücadeleyi vermeye yönelik güçlendirmek ve takviye etmek içindir.
KUR’AN’IN DİNİ BİR “İBADETLER VE TESBİH DİNİ” değil, bir “ZULME KARŞI MÜCADELE DİNİ”dir.
Muhammed peygamber de, UYDURULMUŞ MUAVİYE DİNİNİN tanıttığı gibi, BİR DİN ADAMI, BİR RUHBAN değil, BİR ÖZGÜRLÜKLER VE HAKLAR SAVAŞÇISIDIR.
Bu bağlamda, uydurulmuş dinin anlattığı peygamber Kur’an’ın peygamberi olmadığı gibi, uydurulmuş dinin Allah’ı da Kur’an’ın Allah’ı değildir.
+++++++++++
Pakistan’lı büyük mütefekkir Muhammed İkbal, uyduruk muaviye dininin mensupları hakkında şu nitelemeyi yapmıştır :
“Bunların anlattığı Allah, Kur’an’ın Allah’ı değil, bunların dini de Kur’an’ın dini değildir.
••••••••••••••••••••••
Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Tefsir Anabilim Dalı öğretim üyelerinden merhûm Prof. Dr. Salih Akdemir de, uyduruk muaviye dininin mensupları hakkında şu nitelemeyi yapmıştır :
“Bunların Allah diyerek taptıkları, Kur’an’ın Allah’ı değil, adına allah dedikleri bir puttur!”
+++++++++++++++
The great Pakistani thinker Muhammad Iqbal made the following characterization about the followers of the fabricated religion of Muawiyah:
“The Allah they describe is not the Allah of the Quran, and their religion is not the religion of the Quran.
•••••••••••
The late Prof. Dr. Salih Akdemir, a faculty member of the Department of Tafsir at the Faculty of Theology at Ankara University, also made the following characterization about the followers of the fabricated religion of Muawiyah:
“What they worship by calling Allah is not the Allah of the Quran, but an idol they call Allah!”
+++++++++++++++
وقد وصف المفكر الباكستاني الكبير محمد إقبال أتباع دين معاوية المفسدة بالقول:
"إن الله الذي يصفونه ليس هو إله القرآن، ودينهم ليس هو دين القرآن.
•••••••••••
كما وصف الأستاذ الدكتور المرحوم صالح أكديمير، عضو هيئة التدريس بقسم التفسير بكلية الإلهيات بجامعة أنقرة، أتباع دين معاوية المفسدة بالقول:
"إن ما يعبدونه باسم الله ليس إله القرآن، بل صنم يسمونه الله!"
+++++++++++++++
Kur’an iki türlü namazdan bahseder ;
1- İnsanı Allah ile buluşturan rahmânî namaz,
2- İnsanı şeytan ile buluşturan lanetli namaz.
Kur’an Mâûn suresi 4-5-6 ayetler de şöyle der :
“Lanet olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarından gaflet içindedirler ve riyakârlık sergilemektedirler”.
Şayet din, sadece ibadet ve namazdan ibaret olsaydı, Kur’an asla böyle demezdi.
Kur’an’ın dini anlatırken ve tanıtırken kullandığı bu “ZITLIK İLKESİNİN” farkında olan Emevi despotizmi, İslam’ı Kur’anî mihverinden saptırarak bir “kapitalist sömürü ideolojisine” dönüştürdü.
Uydurttukları hadis yaftalı yalanlarla ve yapılandırdıkları “şeytanî manifesto ile İslam’ı bir “NAMAZ VE CAMİ DİNİ” olarak dondurdu.
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder