Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ideolojisi ve İslam - 2
The founding ideology of the Republic of Türkiye and Islam - 2
الأيديولوجية التأسيسية للجمهورية
التركية والإسلام - 2
You can read translations of this article in various other languages by clicking on the "Translate" button in the lower right corner of this blog.
يمكنكم قراءة ترجمات هذا المقال بمختلف اللغات الأخرى بالضغط على زر "ترجمة" في الزاوية اليمنى السفلية من هذه المدونة.
Türkiye Cumhuriyeti yeni bir insan tipi oluşturmayı hedefledi.
Yani ‘ÖZGÜR BİREY’i yaratmayı amaçladı.
- Zihnini ve kalbini hurafelerden, batıl inançlardan, bidatlardan kurtarmış;
- kaderini şeyhlerden, mürşitlerden, dervişlerden, falcılardan, büyücülerden, cincilerden, üfürükçülerden geri almış;
- bilimi itikadına tehdid olarak algılamak yerine, bilimin Sünettullah'ın iç işleyişine açılan bir pencere olduğunun şuuruna varmış;
- türbelerin kenarında sürünen, tekke köşelerinde saklanan değil,
- bunların kapılarını parçalayarak dışarı çıkan insanı hayata davet etti.
Bireyi :
- halifelerin, sultanların, padişahların, Allah'ın sözde gölgelerinin değil,
- sadece ALLAH’IN KULU olmaya çağırdı.
Bu 'BEN' diyebilme gücüne sahip olan bir toplumun başkaldırısıdır.
ANADOLU İHTİLÂLİ ; haçlı emperyalist Batılılara ve onların uşaklığını kabul eden yerli tağutlara (canlı putlara) karşı tarihin kaydettiği en şahsiyetli isyandır.
Lakin devrimler, sonradan korunsun diye değil, devam ettirilsin diye yapılır.
Devrimi korumak devrimi öldürür.
Görünen putları parçalamak yetmez.
Ruhlarında tecdid yapamamış (ruhlarını yenileyememiş) insanlar bu sefer giderler ve Muhammed İkbal'in dediği gibi, kaldırım taşlarından kendilerine yeni ve başka put-lar yaparlar.
Artık Cumhuriyetimizin kuruluş ideolojisiyle İslam anlayışımızı YENİDEN GÖZDEN GEÇİRMEK kaçınılmaz hale geldi.
TÜRK LAİKLİĞİ ;
- ne ANGLOSAKSON SEKULARİZM’i gibi din ve devletin birbirine ilişmediği,
- ne de FRANSIZ DEVRİMİNİN LAİSİZM’i gibi, devletin kalkıp HAYATIN HER ALANINDAN DİNİ KAZIYIP ATMAYA ÇALIŞTIĞI bir anlayışın ürünüdür.
- TÜRK DEVRİMİ ; topyekûn bir devrimdir ve onun temsil ettiği zihniyet dönüşümü DİNİ DE KAPSAR.
- ‘Biz dini kamu hayatından bireysel alana aktaralım da, orada insanlar nasıl inanırlarsa inansınlar' gibi bir anlayışa dayanmaz.
- Devrim bizzat bireyin iç dünyasına kadar müdahale edip onun 'DİN' ve 'ALLAH' TASAVVURLARINI yeniden şekillendirmeyi amaçlamıştır.
- Çünkü ; YIKIMA YOL AÇAN DİN’İN BİZATİHÎ KENDİSİ DEĞİL, DÎNÎ İNANCIMIZA BELLİ BİR TEOLOJİ’NİN HÂKİM OLUŞUDUR.
- Bu TEOLOJİ YENİDEN İNŞA EDİLMEZSE, KURTULUŞ İMKANSIZ OLUR.
(Burada 'teoloji' kelimesini kelam olarak değil de, Batı'daki geniş anlamıyla kullanıyorum.)
Bu teolojik yeniden inşa süreci tamamlanmadan siz bireye ÖZGÜRLÜK verebilirsiniz, ama onu aynı zamanda ahlaklı bir birey yapamazsınız.
Ve böyle bir EKSİK ÖZGÜRLÜK verdiğinizde de ;
- İktisaden mülksüz,
- siyaseten hükümsüz ve
- dinen iradesiz bırakılmış olmayı DİN ZANNETMEYE DEVAM EDEN bir topluma,
- bunların hepsini de verseniz, bu defa da,
- mülkü KÂRÛN (rantçı/soyguncu) gibi kullananlar,
- siyaseti FİRAVUN (despot) gibi kullananlar ve
- dini BEL’AM (saltanat dincisi sınıfı) gibi kullananlar ortalığı kaplar.
İslam medeniyetinin ölüm fermanı aslında, İslam tarihinin ilk 3-4 asrında BİRBİRLERİYLE MÜCADELE EDEN DÎNÎ/FİKRÎ EKOLLERDEN BİR TANESİNİN SONUNDA BASKIN ÇIKIP, MÜSLÜMAN ÜMMETİN KOLLEKTİF ŞUURUNDA İÇSELLEŞTİĞİ ANDA İMZALANDI.
Ve işte o noktada SÜNNÎ TEOLOJİYE HANBELÎ-EŞ’ARÎ DOKTRİNİ EGEMEN OLDU.
Tarihin bir cilvesi olarak da, bugün çoğunlukla kendilerini HANEFÎ olarak tanımlayan, daha doğrusu, öyle olduklarını ZANNEDEN SÜNNÎ’LERİN inanç sistemi, aslında HANBELÎLİKTEN ESİNLENMİŞ OLAN BİR EŞ’ARÎLİĞE dayanıyor.
Bu sözümona SÜNNÎ olan teoloji, aslında :
- Kula zerre kadar özgür irade alanı bırakmayan bir KADERCİLİĞE inanan,
- Allah'ın kendi vazettiği kanunlara bağlı kalmadan hükmettiğine İNANAN ve bunu İNATLA SAVUNAN,
- insanların imanını AMELLERİYLE YARGILAMA HAKKINI KENDİNDE GÖREN,
- bir kere başa geçmeyi beceren EN ZÂLİM DİKTATÖRE BİLE İTAAT ETMEYİ NEREDEYSE ALLAH’A İTAAT ETMEKLE EŞDEĞER GÖREN,
- bağımsız akıl yürütmeyi, AKLINI İŞLETMEYİ 'HEVA VE HEVES' olarak damgalayıp ESKİLERİN SORGUSUZCA TAKLÎDİNİ ESAS ALAN bir teolojidir.
Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurduktan sonra ona HANEFÎ-MATÜRÎDÎ çizgisinin ESAS ALINMASI talimatını verdi.
Bu tercih bir rastlantı değildi.
Bu teolojik çizgi ;
- kulun özgür iradeye sahip olduğunu,
- Allah'ın kendi vazettiği kaidelere bağlı kalarak hükmettiğini,
- İnsanlar ne kadar günahkâr olursa olsunlar, onların imanının yargılanması işinin Allah'a havale edilmesini,
- kişi değil kanun hâkimiyetini SAVUNUR.
- Taklidçiliği putperestlik, BAĞIMSIZ AKLI ise en büyük dinsel kıstas sayar.
Sünni İslam düşüncesinde son 1000 yıl boyunca hakim olan teoloji EŞ’ARÎ TEOLOJİSİ oldu.
Sonuç ise, yani SEFALET, PERİŞÂNLIK, REZÂLET ise ortada.
Önümüzdeki 1000 yılın hakim teolojisi MATÜRÎDÎ TEOLOJİ olmalıdır.
Bu bir HAYAT-MEMAT (ölüm-kalım) meselesidir."
************
İşbu yazı, dünkü ilk bölümü ve yarınki üçüncü bölümü ile beraber, merhum Yaşar Nuri Öztürk’ten bir iktibastır.
Abdullah Erdemli
Luzern - İsviçre
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder