Tamamı 54 ayet olup, Mekke’de inmiştir ve iniş sırasına göre Kur’an’ın 61.ci suresidir.
Kur'an’da 114 sure vardır. İslâmî gelenekte bu surelerin herbirinin isimleri, genellikle ;
- Ya o sure içinde geçen DİKKAT ÇEKİCİ BİR KELİMEDEN alınmadır,
- veya o surenin anlattığı BİR KONUDAN alınmadır,
- veyahut ta Hz. PEYGAMBER’İN O SURE İÇİN BELİRTTİĞİ ÖZEL BİR İSİMDENbelirlenmiştir.
İşbu “Fussilet - فُصِّلَتْ” suresinin 3.cü ayetinde “Kur’an, ayetleri FASIL FASIL ve AYRINTILI KILINMIŞ bir Kitab’tır” denildiği için, bu sure, Arapçada “FASIL FASIL AYRINTILI OLARAK İNDİ” manasına gelen “Fussilet” kelimesiyle isimlendirilmiştir.
Önemli Not : Kur’an’ı,
- “SEVAP KAZANMAK için” okumamalıyız.
- “ÖLMÜŞLERİMİZİN, GEÇMİŞLERİMİZİN RÛHLARINA ÜFLEYİP, HEDİYYE EYLEMEK için” okumamalıyız!
- veyahut ta “HATİM İNDİRİP, HATİM SEVABINA NÂİL OLMAK için” de okumamalıyız!
Bil’akis, Kur’an’ı,
- kendi ANADİLİMİZDEKİ TERCÜME MEALİNDEN ve de
- “SADECE VE SADECE RABBİMİZİN KELÂMINI ANLAYIP ÖĞRENMEYE ÇALIŞMAK amacıyla” okumalıyız.
- Zira, İŞİN ASLI DA, DOĞRUSU DA, YAPILMASI GEREKEN DE BUDUR!
- Ve, geçmişlerimizin ruhlarına okuyup üflediğimiz Kur’an hatimlerimizin, onların ruhlarına 5 PARALIK FAYDASI da YOKTUR!
FUSSILET SURESİNİN TÜRKÇE TERCÜMESİ - MEÂLİ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1:
Hâ, Mîm.
2:
Rahman ve Rahîm'den indirilmedir bu...
3:
BİLGİYLE DONANMIŞ BİR TOPLUM için ayetleri, Arapça bir Kur'an halinde AYRINTILI KILINMIŞ bir kitaptır bu.
4:
Muştulayıcı ve uyarıcı olarak... Onların pek çoğu yüz çevirdi; kulak verip dinlemezler onlar.
5:
Dediler ki: "Bizi çağırdığı o şeye karşı kalplerimiz kılıflar içinde; kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde var. O halde, sen işini yap, muhakkak biz de işimizi yapacağız."
6:
De ki: "Ben sadece sizin gibi bir insanım. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. O halde şaşıp sendelemeden O'na yönelin ve O'ndan af dileyin. Vay haline ortak koşanların!”
7:
Onlar zekâtı vermezler. Ölüm sonrası hayatı inkâr edenler de onlardır.
8:
İman edip HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER yapanlara gelince, onlar için minnet altına sokmayan bir ödül vardır.
9:
De ki: "Siz, yerküreyi İKİ GÜNDE yaratana gerçekten nankörlük edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? Âlemlerin Rabbi'dir O."
10:
O, yeryüzüne, DENGE VE DAYANIKLIK SAĞLAYAN dağları üstünden yerleştirdi. Onda bereketlere vücut verdi. Ve onda, azıklarını DÖRT GÜNDE takdir edip düzenledi. İsteyip duranlar için eşit miktarda olmak üzere...
11:
Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" Onlar şöyle dediler: "İsteyerek geldik!"
12:
Böylece onları, İKİ GÜNDE YEDİ GÖK halinde takdir edip her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti. Ve biz, ARZ’A EN YAKIN GÖĞÜ KANDİLLERLE VE BİR KORUMAYLA donattık. İşler bunlar Azîz ve Alîm olanın takdiridir.
13:
Yüz çevirirlerse şöyle de: "Sizi, Âd ve Semûd'a çarpan yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum.”
14:
Hani, resuller onlara önlerinden, arkalarından gelerek şöyle demişlerdi : "Allah'tan başkasına
ibadet/kulluk etmeyin!" Şöyle cevap vermişlerdi: "Eğer Rabbimiz isteseydi, kesinlikle melekler indirirdi. Bu yüzden biz sizinle gönderileni tanımıyoruz."
15:
Âd toplumu yeryüzünde haksız bir biçimde büyüklük tasladı da şöyle dediler: "Bizden daha güçlü kim var?" Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın, evet O'nun, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Bunlar, bizim ayetlerimize de karşı çıkıyorlardı.
16:
Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Âhiretin azabı elbette ki daha rezil edicidir. Üstelik onlar hiçbir yardım da görmeyeceklerdir.
17:
Semûd'a gelince, biz onlara kılavuzluk ettik ama onlar KÖRLÜĞÜ HİDAYETE TERCÎH ETTİLER. Bunun üzerine, kazandıkları yüzünden, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
18:
İnananları kurtardık, onlar korunuyorlardı.
19:
Gün olur, Allah'ın düşmanları, düzenli bir biçimde biraraya toplanıp ateşe sürülürler.
20:
Nihayet, oraya geldiklerinde KULAKLARI, DERİLERİ, GÖZLERİ, yapıp ettikleri hakkında onlar aleyhine tanıklık edecektir.
21:
Derilerine: "Aleyhimizde neden tanıklık ettiniz?" derler. Derileri derler ki: "O herşeyi konuşturan Allah konuşturdu bizi. Hani, sizi ilk seferinde de O yaratmıştı ya! Ve siz O'na döndürüleceksiniz."
22:
Siz, İŞİTME GÜCÜNÜZÜN, GÖZLERİNİZİN, DERİLERİNİZİN aleyhinize yapacağı tanıklıktan gizlenmiyordunuz. Tam aksine siz, yaptıklarınızdan birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.
23:
İşte, Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
24:
Şimdi eğer dayanabilirlerse, barınakları ateştir. Yok eğer özür dileyip hoşnutluk sağlamak istiyorlarsa, özürleri kabul edilmeyecektir.
25:
Biz onları birtakım yakınlarla / dostlarla çevreleyip sardık da onlar, önlerinde ve arkalarında ne varsa bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önceki CİN VE İNSAN ÜMMETLERİ için hak olan söz, bunlar aleyhine de hak oldu. Çünkü bunlar, hüsrana uğrayanlardı.
26:
İnkâr edenler dediler ki: "Şu Kur'an'ı dinlemeyin! O okunurken yaygara koparın ki, galip gelesiniz.”
27:
Yemin olsun, o inkârcılara şiddetli bir azabı tattıracağız ve elbette ki onları, yapıp-ettiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız.
28:
İşte bu, Allah düşmanlarının cezası olan ateştir. Ayetlerimize karşı çıkmalarından ötürü, orada kendileri için sürekli kalış yeri vardır.
29:
O küfre sapanlar şöyle diyecekler: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki, onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağıda kalanlardan olsunlar."
30:
Şu bir gerçek ki, "Rabbimiz Allah'tır!" deyip sonra hiç şaşmadan yol alanlar üzerine, melekler ha bire iner de şöyle derler: "Korkmayın, üzülmeyin! Size vaat edilen cennetle sevinin."
31:
"Biz sizin, dünya hayatında da âhirette de dostlarınızız. Cennette sizin için nefislerinizin arzuladığı her şey var. Orada sizin için istediğiniz her şey var.
32:
"Gafûr ve Rahîm Allah'tan bir ikram olarak..."
33:
Allah'a çağırıp/yakarıp hayra ve barışa yönelik iş yapan ve "BEN, MÜSLÜMANLARDANIM/ALLAH’A TESLÎM OLANLARDANIM" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?!
34:
Güzellikle çirkinlik/iyilikle kötülük bir olmaz! Kötülüğü, en güzel tavırla sav! O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir.
35:
Böyle bir tavra, sabredenlerden başkası ulaştırılmaz. Böyle bir tavra, büyük nasip sahibinden başkası ulaştırılmaz.
36:
Eğer şeytandan gelen kötü bir dürtü seni dürtecek olursa hemen Allah'a sığın!Çünkü en iyi işiten O'dur, en iyi bilen O...
37:
Gece ve gündüz, Güneş ve Ay onun ayetlerindendir. Eğer sadece Allah'a kulluk/ibadet ediyorsanız, Güneş'e, Ay'a secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin!
38:
Eğer büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbin katındakiler hiç usanmadan, gece ve gündüz O'nu tespih ederler.
39:
Sen, toprağı huşû halinde boynu bükük görüyorsun ya, işte o da Allah'ın ayetlerindendir. Onun üzerine suyu indirdiğimizde, o titrer ve kabarır. Hiç kuşkusuz, onu dirilten Muhyî ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şey üzerinde güç sahibidir.
40:
Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. O, yapıp ettiklerinizi iyice görmektedir.
41:
Onlar, o zikiri/Kur'an'ı kendilerine geldiğinde inkâr ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap'tır.
42:
Bâtıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakîm ve Hamîd Allah'tan bir indirmedir o.
43:
Senin için söylenen, senden önceki resuller için söylenenden başka şey değildir.Hiç kuşkusuz, senin Rabbin hem çok affedicidir hem de acıklı bir azabın sahibidir.
44:
Eğer biz onu YABANCI DİLDE BİR KUR’AN yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: "Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi? / Arap'a yabancı dil mi? / ister yabancı dilde, ister Arapça!" De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır.İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan
seslenilmektedir."
45:
Yemin olsun, biz Mûsa'ya Kitap'ı verdik de onda ihtilafa düşüldü! Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Hiç kuşkusuz, onlar, Kur'an hakkında, sürekli işkillendiren bir kuşku içindedirler.
46:
Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmetmez.
47:
Kıyamet saatine ilişkin bilgi, Allah'a bırakılır. O’nun ilmi dışında NE MEYVELER KABUĞUNDAN ÇIKAR, NE DE BİR DİŞİ GEBE KALIR VEYA DOĞURUR. “Ortaklarım nerede?" diye seslendiği gün, şöyle diyeceklerdir: "Bizden hiçbir tanık olmadığını sana arz ederiz."
48:
Daha önce yakarıp durdukları, onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur. Kaçacak hiçbir yerleri olmadığını anlamışlardır.
49:
İnsan, hayır istemekten/hayır için dua etmekten bıkıp usanmaz. Kendisine bir şey dokunmaya görsün; hemen ümidini keser, yıkılır.
50:
Eğer kendisine dokunan bir zorluktan / zarardan sonra bizden bir rahmet tattırsak, yemin olsun şöyle diyecektir: "Bu benim hakkım! Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülmüş olsam da şüphesiz, O'nun katında benim için şaşmaz güzellikler vardır." Yemin olsun, biz o nankörlük edenlere, yapıp ettiklerini haber vereceğiz. Yemin olsun, o çetin azabı onlara tattıracağız.
51:
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir, yan yatar. Kendisine şer dokununca, hemen duaya koyulur.
52:
De ki: "Söyleyin bakalım, o Kur'an Allah katından ise, siz de onun üstünü örttünüzse, o dönüşü olmayan kopukluğa düşenden daha sapık kim vardır?"
53:
Onlara ayetlerimizi UFUKLARDA VE ÖZ BENLİKLERİNİN İÇİNDE GÖSTERECEĞİZ.. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan beyan belli olsun. Kendisinin her şey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi?
54:
Dikkat edin, onlar Rablerine kavuşma konusunda bir şüphe içindedirler. Gözünüzü açın! Allah Muhît'tir, herşeyi çepeçevre kuşatmıştır.
Yüce Allah doğruyu söylemiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder