Yaşar Nuri Öztürk & İslam
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ÜN İSLAM ANLATISINI NEDEN BU KADAR ÖNEMSİYORUM ve CİDDÎYE ALIYORUM?
WHY DO I ATTACH SO MUCH IMPORTANCE AND TAKE SO SERIOUSLY YAŞAR NURİ ÖZTÜRK'S NARRATIVE OF ISLAM?
WARUM MESSE ICH YAŞAR NURİ ÖZTÜRKS DARSTELLUNG DES ISLAM SO VIEL WICHTIG BEI UND NEHME SIE SO ERNST?
لماذا أولي أهمية كبيرة وأتعامل بجدية بالغة مع رواية يشار نوري أوزتورك عن الإسلام؟
****************
Selâm…!
Yaşar Nuri Öztürk’ü geleneksel, hurafeci ve uydurulmuş saray ve saltanat dini propagandistlerinden ayıran çok temel farkları ve artıları var.
Ve işte ben, bu çok temel farkları ve artıları sebebiyle onu önemsiyor, ciddiye alıyor ve takdîr ediyorum.
Bu yüzden de, onun bu ayırıcı özelliklerini, anlayabildiğim kadarıyla, aşağıda özetleyerek sizlerle de paylaşmayı üstüme bir vazife olarak görüyorum.
Umarım okursunuz ve hüsn-i istifade edersiniz.
Saygı ve sevgilerimle,
Abdullah Erdemli
Luzern - İsviçre
****************
Yaşar Nuri Öztürk’ün İslam anlayışı ve anlatısı ;
1. YNÖ Kur’an’ı merkeze alıyor ve dinde TEK KAYNAK olarak kabul ediyor. "Kur’an’daki İslam" diyerek, Kur’an’a aykırı olan bütün UYDURMA hadisleri, asırlarca öncesinin fetvalarını ve UYDURUK ŞEYH/EVLİYA menkîbelerini "HURAFE" olarak ilan ediyor.
Ona göre dinin tek, mutlak ve değişmez kaynağı VAHİY’dir, yani KUR’AN’dır.
Geleneksel ve hurafeci din propagandistleri ise ; tefsir, hadis, fıkıh, ilmihal ve benzeri konularda asırlarca evvelki din bilginlerinin, kendi zamanlarının şartlarınagöre sahip oldukları görüşlerini, yaptıkları yorumlarını ve içtihadlarını Kur’an ile eş değer kabul ederler.
Bâzen, hattâ çoğu zaman, bu arkaik (günümüzde artık geçerliliği olmayan, geçmiş çağlara özgü olan) ve anakronik (günümüzün olaylarıyla, nesneleriyle ve insanlığın bugün gelmiş olduğu idrak ve anlayış seviyesi ile hiç uyuşmayan) çağdışı görüşlerini, yorımlarını ve kabullerini, Kur'an'ın dahî önüne geçirerek, yegâne doğru ve değişmez kaynaklar olarak görürler.
2. YNÖ Akılcıdır ve Bilimcidir.
Ona göre “Aklı olmayanın dini de yoktur" ve İslam bilimle, mantıkla ve vicdanla ASLA çelişmez.
Geleneksel ve hurafeci din propagandistleri ise "akıl din işine karışamaz, dinde KÖRÜKÖRÜNE TESLÎMİYYET esastır" diye iddia ederler.
3.. YNÖ “İndirilen Din" karşısında “Uydurulan Din" Ayrımı yapar. Bu “UYDURULMUŞ DİN’in NASIL ORTAYA ÇIKTIĞINI da anahatlarıyla şöyle izah eder :
- Hz. Muhammed’in vefatından günümüze dek Müslüman kitleleri yönetmiş olan sözümona Müslüman sultanların, kralların, imparatorların saltanatları ve siyasi çıkarları için OLMAZSA OLMAZ gördükleri yamultma ve yozlaştırma unsurları ile KUR’AN’DAKİ İNDİRİLEN DİN bozulmuş ve yozlaştırılmıştır.
- İslam günümüze gelinceye kadar, 5 pagan kültürle karşılaşmıştır. Ve maalesef, bu pagan kültürlerdeki inanç unsurları, ciddi biçimde Müslümanların din algılarına ve din hayatlarına girmiş ve giderek egemen olmuştur.
- O bu 5 pagan kültürü de şöyle anlatır :
- Arapların İslam öncesi (CÂHİLİYYE) dönemlerinden intikâl eden MÜŞRİK ARAP KÜLTÜRÜ,
- Eski İran (Fars ve Sasani) pagan kültürü,
- Eski Hind (Budizm, Hinduizm, Brahmanizm, vesaire) pagan kültürleri,
- Eski Yunan paganizmi,
- Eski Türk ŞAMAN kültürü.
YNÖ, Müslümanların dini hayatlarına girmiş bulunan bütün bu pagan kültür eklemelerinin dinden MUTLAKA temizlenmesi gerektiğini söyler.
Onun bu 5 paganist ve müşrik kültürlere dair kısa ve öz açıklamalarını, tamamı 1 saat 46 dk (106 dk) süren ve moderatör Okan Bayülgen dahil, 6 konuşmacının BATIL İNANÇLARI konuştuğu şu linkteki ( https://youtu.be/jufa1wmaE_c?is=HNxfZEoQEaUjKvVw ) uzun sohbette dinleyebilirsiniz. 27.09.2011 tarihli işbu tv sohbetinde Yaşar Nuri Öztürk’ün konuştuğu zaman aralıkları şöyle :
03:15 dk ile 08:40 dk arası (5 dk),
30:20 dk ile 35:20 dk arası (15 dk),
48:00 dk ile 50:48 dk arası (3 dk),
64:20 dk ile 86:00 dk arası (22 dk),
95:00 dk ile 96:00 dk arası (1 dk).
Toplam 46 dk.
Sadece bu zaman aralıklarında hocayı dinleseniz yeterlidir. Diğerleri genelde boş geyik muhabbeti…!
Geleneksel ve hurafeci din propagandistleri ise yüzyıllardır süregelen "kültürel mirası" (yani, örfleri, Arap geleneklerini, İslam’a sonradan sokuşturulmuş olan İsrailiyat’ı (yani Yahûdî ve Hristiyan uydurmalarını, hurafelerini ve efsanelerini)dinin aslı kabul ederler.
4. YNÖ İslam'ın bir "sosyal adalet ve özgürlük devrimi" olduğunu söyler. Hz. Muhammed ‘den sonraki devirlerde zenginleşen din adamı sınıfına ve dini kullanarak servet biriktiren siyasilere karşı EBU ZER’'in öncü devrimci duruşunu, yani Siyasal ve Ekonomik Başkaldırı tavrını benimser ve adeta bir “DOĞRUCU DÂVÛD” DOBRACILIĞIYLA VE CİVANMERDLİYLE onun bu tavrını detaylarıyla anlatır
Geleneksel ve hurafeci din propagandistleri ise otoriteye itaat etmeyi (SALTANAT DİNCİLİĞİNİ) savunurlar ve öğütlerler.
5. YNÖ Laiklik ve Özgürlükçülük taraftarıdır. Laikliği "dinin özgürleşmesi için ve siyasallaşarak çürümesinin engellenmesi" için bir zorunluluk olarak görür. O İbadetin ana dilde yapılabilmesi ve vicdan hürriyeti gibi konularda radikal bir özgürlükçüdür.
Geleneksel ve hurafeci din propagandistleri ise laikliğin "dinsizlik" olduğunu APTALCA, AHMAKÇA ve İNATLA iddia ederler.
6. YNÖ her türlü Şekilciliği Reddeder. Onun için gerçek dindarlık; dürüstlük, kamu hakkına saygı, liyakat-ehliyyet ve ahlaktır. O "NAMAZ KILAN HIRSIZ" prototipini, şekle takılıp özü, yani ahlakı unutan geleneğin bir ürünü olarak sert bir dille eleştirir.
Geleneksel ve hurafeci din propagandistleri ise; sakal, cübbe, sarık, şalvar, taylasan, baston ve BAŞÖRTÜSÜ gibi, ASLINDA DİN’İN ÖZÜYLE VE RUHUYLA, yani KUR’AN ile HİÇBİR İLGİSİ OLMAYAN şeklî unsurları ve geleneksel aksesuarları KUTSALLAŞTIRARAK, muazzez dinimizi YAŞANMAZ HALE GETİRMİŞLERDİR.
- YNÖ, Kur’an’a yani Kur’an’daki İslam’a göre, hem erkeklerin, hem kadınların vücudlarını örtmeleri gerekir der. Kur’an’a ve Hz. Muhammed hayatta iken Müslümanların onun şahidliği ve onayıyla yaptıkları SAHÎH ve KESİN fiîlî uygulamaya göre, kadınların vücudlarının örtmeleri gereken kısımlarının, ABDEST UZUVLARI HARİCİNDE KALAN yerleridir.
Yani KADINLARIN ABDEST UZUVLARININ ÖRTÜLMESİ GEREKMEZ der.
Abdest uzuvları bellidir ve hem erkeklerde, hem kadınlarda aynı uzuvlardır.
- Bu SAHÎH ve KAT’Î uygulamaya göre, kadınların ; elleri ve dirseklerinin üzerlerine kadar kolları, ayak bileklerinin üzerlerine kadar ayakları, boyunları, başları, kulakları ve saçları ÖRTÜNME EMRİ DI-ŞIN-DA-DIR. Yani, bu kısımlarının ÖRTÜLMESİ GEREKMEZ.
Kadınların örtünmesi konusunda bunun ötesinde UYDURUK SALTANAT DİNCİSİ YOBAZLAR tarafından yazılanlar ve söylenenler geleneksel ve hurafeci DİN PROPAGANDİSTLİNİN TAMÂMEN TEMELSİZ DAYATMALARIDIR, UYDURMALARIDIR ve HEZEYANLARIDIR.
YNÖ İslam’ı "sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın geleceğini inşa eden evrensel, akılcı ve dinamik bir din" olarak yeniden tanımlar.
Geleneksel ve hurafeci din propagandistleri ise, İslam’ı "geçmiş asırların KOKUŞMUŞ GELENEKLERİNE ve KÖHNEMİŞ/PÖRSÜMÜŞ kurallarına hapsolmuş, ARKAİK VE ANAKRONİK (çağdışı) bir koruma alanı" olarak görürler.
YNÖ ; özellikle uzun Osmanlı asırları boyunca ve günümüzde geleneksel ve hurafeci din propagandistlerinin kullanmakta oldukları UYDURUK din kitaplarının en meşhurları arasında olan ;
- DÜRRET’ÜL VÂIZÎN,
- BEZZÂZİYYE,
- DÜRR-İ YEKTÂ,
- ve benzeri bütün kitapları
- HURÂFE KİTAPLARI olarak niteler.
Bütün bunları ve benzerlerini, indirilen din’in, yani Kur'an'daki İslam’ın dışlanarak, onun yerine, uydurulan din’in, yani gelenekçi/hurafeci anlayışların DİN DİYE BELLETİLMESİNDE kullanılan temel ALDATMA araçları olarak görür.
Özellikle onun "İSLAM NASIL YOZLAŞTIRILDI?" isimli çok değerli kitabı, bu tarz hurafe kitaplarına ve hurafecilere yönelik SON DERECE HAKLI ve sert eleştirilerle doludur.
Kendisinin genel düşünce sistematiği çerçevesinde, onun bu en meşhur 3 hurafe kitabına bakışı şöyledir :
- Dürretü’l-Vâizîn : Bunu ve bu gibi eserleri o, halkın saf inancını uydurma hadisler, İsrailiyat (Yahudi ve Hristiyan kaynaklı hurafeler ve efsaneler) ve gerçek dışı menkıbelerle dolduran "HURAFE ÜRETEN MERKEZLER" olarak nitelendirir. Ona göre bu ve benzeri hurafe kitapları, Kur'an'ın akılcı ve ahlaki özünü yok ederek, İslam dinini adeta bir "korku ve menfaat" sistemine dönüştürmüştür.
- Bezzâziyye : Öztürk, bu ve benzeri klasik fetva kitaplarını, İslam'ın dinamizmini öldüren ve dini sadece teknik ve donuk bir hukuk metnine indirgeyen "arkaik, anakronik ve donmuş ve köhnemiş" bir yapının parçaları olarak sayar. Ona göre geleneksel ve hurafeci din propagandistleri bu kitaplarla, asırlarca evvelki yerel örf ve adetleri "değişmez din kuralları" gibi sunarak Kur'an'ın önüne geçirmişlerdir.
- Dürr-i Yektâ : Osmanlı din bilginlerinin 15. YY’da yaşamış en meşhurlarından biri olan Molla Hüsrev’in yazdığı bu eser, Osmanlı medreselerinde yüzyıllarca temel kaynak olarak okutulmuştur. Öztürk bu kitabı, İslam düşüncesindeki "taklid” geleneğinin bir kanıtı olarak görür. Öztürk, başta İmam-ı Azam Ebu Hanife olmak üzere, büyük müctehid din bilginlerinin dinamik metodolojilerinin yerini bu tarz "şerhlerin şerhi" taklidci metinlerin almasını büyük bir YOZLAŞMA olarak tanımlar.
YNÖ’ün gözünde bu hurafe kitapları ; Kur'an'ın onaylamadığı ve asla onaylamayacağı, akıl ve bilimle çelişen, İslam dinini hurafelerle yozlaştıran ve Müslümanları geri bırakan bir literatürün en sefil ve en pejmürde örnekleridir.
Bunlara ilâveten Envaru’l-Âşıkîn ve Mızraklı İlmihal gibi başka kitapları da bu cümleden sayabiliriz ki bu tür hurafe kitapları bunlardan ibaret olmayıp, daha düzinelerce abuk sabuk hurafe kitapları vardır.
YNÖ, ayrıca, İsrailiyât (yani Yahûdîlik ve Hristiyanlık) kaynaklı MESÎH, MEHDÎ, DECCAL gibi UYDURUK İnançların, Hz. Muhammed’in vefatından sonra İslama sokuşturulduğunu ve bu güzel dini aslından uzaklaştırarak yozlaştırdığını belirtir.
YNÖ, ayrıca, Yozlaşmanın Temel Sebebleri olarak da şunların altını çizer ;
- Saltanat Dinciliği : İslam’ın, Emeviler'den itibaren bir "saltanat ideolojisi" haline dönüştürülmesi ve Kur’an’daki "şura" ve “bey’at” yani “danışma/seçim ve demokrasi) ilkelerinin terk edilmesi.
- Ruhban Sınıfının oluşumu : İslam’da ruhbanlık olmamasına rağmen, Hz. Muhammed’den sonraki asırlarda, tasavvuf ve tarîkatlar yoluyla, şeyhlerin ve din adamlarının Allah ile kul arasına girerek, bir tür İslam ruhban sınıfını oluşturmaları.
- Hadis Uydurmacılığı: Siyasal veya mezhepsel çıkarlar için binlerce, onbinlerce, hattâ yüzbinlerce uydurma sözün peygamber sözü imiş gibi pazarlanarak, dinin temeli haline getirilmesi ve Kur’an’ın bu uyduruk hadislerle "neshedilmesi" (hükmünün geçersiz sayılması).
- Arapçılığın (bedevîleşmenin) İslam Zannedilmesi: Arap örf, adet ve giyim kuşamının "din" olarak dayatılması, Kur’an’ın evrensel mesajının bu ilkellik ve yerellik içinde kitlelere unutturulması.
YNÖ İslamı bütün bu yozlaşmalardan, hurafelerden ve bâtıl inançlardan kurtarmanın yegâne ve en kesin Çözüm Yolu olarak “Kur’an’daki İslama” yönelmemiz gerektiğini belirtir ve bunun da adını koyar: ÖZE DÖNÜŞ.
YNÖ ÖZE DÖNÜŞ’ün de ana hatlarını şöyle sıralar :
- Dini sadece Kur’an’ın rehberliğinde, akıl ve bilimle test ederek anlamalıyız.
- "Aracı" kurumları (tarikat, cemaat, mezhep taassubu, vesaireyi) devre dışı bırakmalıyız.
YNÖ bu konuları İslam’ın evrenselliğini korumak ve dini "Arap örfüne esir olmaktan kurtarmak" amacıyla hemen her eserinde ve her konuşmasında/sohbetinde/konferansında ısrarla vurgular.
YNÖ’ün ANADİLDE İBADET Etmenin Gerekliliğine dair tesbitleri :
YNÖ, İslamlaşmak ile Araplaşmanın (bedevîleşmenin) birbirine karıştırıldığınıbelirtir.
Arap olmayan Müslümanlara "Allah'a ancak Arapça yakarabilirsin" denilerek insanların kendi dillerinden ve kültürlerinden koparıldığını, bunun bir "kültür emperyalizmi" olduğunu söyler.
Arapçanın dünyadaki dillerden bir dil olduğunu, hiçbir dil gibi, Arapçanın da kutsal bir dil olmadığını, sadece Kur'an'ın nazil olduğu dönemdeki iletişim aracı olduğunu söyler.
İbadetlerin (namaz, dua, hutbe, vesaire) ana dilde yapılamayacağı yönündeki iddiayı "ARAPÇILIK ve ARAPÇACILIK” saplantısının bir sonucu olarak görür.
YNÖ için "ANADİLDE İBADET" bir tercih değil, dinin anlaşılması için bir zorunluluktur;
O, bu konuyu felsefî, hukukî ve Kur’anî temellere oturtarak şunları söyler :
- "Anlamadan Yapılan Şey-ler İbadet Değildir": YNÖ’e göre ibadetin özü "BİLİNÇ"dir. Kur’an’daki "Ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın" (Nisa, 43) ayetini temel alarak, anlamı bilinmeden okunan kelimelerin ruhu besleyemeyeceğini belirtir.
- İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin bu konudaki fetvası: YNÖ, bu görüşünü temellendirirken Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-Azam Ebu Hanife’nin (namazda Fatiha’nın Farsça okunabileceği yönündeki görüşüne) sıkça atıf yapar. Bu fetvanın sonradan "Arapçı ve Arapçacı" ulema müsveddeleri tarafından kasden gizlendiğini söyler.
- Dua ve Yakınlık: Allah ile kul arasındaki bağın en samimi olması gereken anın ibadet anı olduğunu, insanın en samimi duygularını ancak "kalbinin diliyle" (yani ANA DİLİYLE) ifade edebileceğini belirtir.
- Kültürel Köleliğe Reddiye: Arapçanın kutsal bir dil olmadığını, sadece Kur’an’ın indiği dönemin ve toplumun dili olduğunu vurgular. İbadeti sadece Arapçaya hapsetmenin, diğer milletleri Arap kültürüne köle etmek olduğunu söyler.
YNÖ’ün Emevi Saltanatına Yönelttiği Tarihsel Eleştirileri :
O Emevilerin saltanat döneminin İslam tarihinin en büyük "kırılma dönemi" olduğunu belirterek, Emevileri İslamdaki yozlaşmanın baş mimarları olarak görür.
Onun "Emevilere yönelttiği haklı ve sert Eleştirileri" de, İslam’ın nasıl bir siyasi ideolojiye kurban edildiğini bütün açıklığıyla Müslümanlara göstermek içindir.
Emevilerle başlayan "saltanat dinciliği" anlayışının, İslam'ı bir Arap milliyetçiliği ideolojisine dönüştürdüğünü söyler ve şu hususlara vurgu yapar :
- "Dinin Arab Milliyetçiliğine Feda Edilmesi": Emeviler İslam’ı evrensel bir din olmaktan çıkarıp bir "Arap İmparatorluğu" ideolojisine dönüştürdüler. Arap olmayan Müslümanlara (Mevâlî - köle) "ikinci sınıf insan" muamelesi yaptılar. Halbuki bu, Kur’an’ın eşitlik ilkesine ihanettir.
- Saltanat ve Kadercilik: Müstebîd Emevi sultanları, halkın zulme isyan etmesini engellemek için "Kadercilik" (her şey Allah’ın takdiri olduğu ve bu yüzden de sorgulanamayacağı) anlayışını resmi doktrin haline getirdiler. Bu, İslam düşünce tarihindeki en büyük entelektüel cinayettir.
- Hadis Fabrikaları: Muaviye döneminden itibaren lânetli EMEVÎLER kendi siyasi pozisyonlarını meşrulaştırmak, Ehl-i Beyt’i karalamak ve kendi saltanatlarını kutsamak için binlerce, onbinlerce, hattâ yüzbinlerce uydurma hadisin piyasaya sürülmesini, hem de Beytülmâl’den (devlet hazinesinden) astronomik paralar harcayarak finanse ettiler; bugünkü "geleneksel din"in temelini bu uydurmalar oluşturdu.
- Kerbela ve Vicdan: Kerbela katliâmı sadece bir siyasi kavganın sonucu değil, Kur’an’ın ahlaki devrimine karşı Cahiliye zihniyetinin intikamıdır.
- İslam’ı bilim ve felsefeyle buluşturanlar, Araplardan ziyade Türkler ve Farslar (Mevâlî unsurlar)’dır.
- Ancak bu gerçek, Arapçı ve Arapçacı zihniyet tarafından tarih boyunca bastırılarak gözlerden saklanmıştır.
YNÖ, İslam dünyasındaki yozlaşmanın kökenini Emevi zihniyetine dayandırır.
Bu zihniyete karşı duran sahâbî Ebu Zer el-Gıfari'yi de devrimci bir sembol olarak görür.
YNÖ’ün Cuma Namazı ve Hutbe Hakkındaki Görüşleri şöyledir :
Ona göre İslam dünyasındaki ve Türkiye’deki mevcut Cuma namazı uygulaması, "geleneksel ve hurafeci din" tarafından aslından saptırılmıştır:
O, Hz. Muhammed’in sağlığında Cuma namazı hutbelerinin CUMA NAMAZINDAN SONRA okunduğunu, ancak Emevilerin halkın Cuma namazını kılar kılmaz dağılmasını önlemek (ve kendi siyasi propagandalarını ve Ehl-i Beyt’e lanet edilmesini dinletmek) için hutbeyi CUMA NAMAZININ ÖNCESİNE aldıklarını belirtir.
Hutbe Dili ve "Zikir" Kavramı:
YNÖ Cuma ve Bayram Hutbelerinin tamamen cemaatin çoğunluğunun ana dilindeolması gerektiğini söyler. Ona göre Kur'an'daki "Allah'ın zikrine koşun" emri, "Allah'ın vahyini anlamaya koşun" demektir. Çünkü anlaşılmayan bir dilde okunan hutbeler ibadet fonksiyonunu yitirir.
Rek’at Sayısı Eleştirisi:
YNÖ Hz. Muhammed’in hayatı boyunca Cuma namazını sadece 2 rekat kıldığını, Türkiye’de bugünkü 16 rekata varan Cuma namazı uygulamasının ise sonradan eklenmiş bir "yük” ve bir “bid’at” olduğunu ifade eder.
YNÖ, "Emevi Dinciliğine Karşı Mücadelenin Öncüsü: Ebu Zer" adlı değerli kitabında bu azîz sahabeyi İslam’ın "onur ve adalet" simgesi olarak tanımlar.
- YNÖ, Ebu Zerr’i, üçüncü halîfe (yani üçüncü devlet başkanı) Osman döneminde başlayan ve Emevilerle tavan yapmış olan "servet biriktirme" ve "saltanat" anlayışına karşı çıkan ilk toplumcu mücadelenin motoru olarak görür.
- YNÖ, Ebu Zerr’in "İhtiyaç fazlası malın biriktirilmemesi" (Kenz ayeti yorumu) konusundaki ısrarını, Emevi dinciliğinin "kâr hırsı ve zulüm" sistemine karşı tek gerçek İslami duruş olarak nitelendirir.
- Ali’nin ve Ehl-i Beyt’in siyasi bir iddiası varken, Ebu Zer'in sadece "ilkesel ve ahlaki" gerekçelerle Emevi saltanat sarayına karşı çıkmasını, onu diğer muhaliflerden daha saf bir konuma yerleştirdiğini belirtir.
- Günümüzdeki dini yozlaşmaları "Emevi faşizmi" olarak tanımlayan YNÖ, bu karanlıktan çıkış için Ebu Zer'in zühd (sadelik) ve adalet odaklı karakterinin örnek alınması gerektiğini vurgular.
YNÖ Ebu Zer’i İslam’ın "sosyal adalet" ruhunun ilk kahraman şehidi olarak tanımlar. Onun sürgününü bir kader değil, bir siyasal tasfiye ve cinayet olarak; onun "Kenz" ayeti yorumunu ise İslam’ın mülkiyet felsefesinin kalbi olarak görür.
Kur’an’ın Tevbe suresinin 34-35 ayetlerine (Kenz Ayetlerine) Ebu Zer’in getirdiği Devrimci Yorum :
Tevbe 34 meâli :
Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıkabasa yerler ve Allah'ın yolundan geri çevirirler. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara korkunç bir azap muştula!
Tevbe 35 meâli : Gün olur, cehennem ateşinde onların üzerine lav dökülür de bununla onların alınları, böğürleri, sırtları dağlanır: "İşte egolarınız için yığdıklarınız. Hadi, tadın biriktirmiş olduklarınızı!"
YNÖ Ebu Zer’in bu ayetlere getirdiği yorumun, İslam dünyasındaki sınıfsal ayrışmanın kırılma noktası olduğunu belirtir.
- İhtiyaç Fazlasının Haram oluşu : Ebu Zer, ayetteki "Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar..." ifadesini; "İhtiyaçtan fazla olan her türlü birikim (kenz) haramdır ve Allah yolunda dağıtılmalıdır" şeklinde yorumlamıştır.
- Saray Fıkhına Karşı Çıkış: YNÖ’e göre saltanatçı Emevi zihniyeti, bu ayeti "Zekatı verilen mal kenz (birikim) sayılmaz" diyerek yumuşatmıştır. O, Ebu Zer’in bu yorumunda haklı olduğunu, zekatın sadece bir alt sınır olduğunu, ancak toplumda açlık ve sefalet varken servet biriktirmenin Kur’an’ın ruhuna aykırı olduğunu savunur.
- Emek ve Sermaye: YNÖ Ebu Zer’in bu yorumunu "İslam’ın kapitalizme ilk başkaldırısı" olarak görür. Ona göre Ebu Zer, İslam’ın bir "zenginler dini" haline getirilmesine engel olmaya çalışmıştır.
YNÖ’ün Ebu Zer'in Rebeze Çölünde şehîd edilmesiyle sonuçlanan sürgün hayatını değerlendirmesi :
O, Ebu Zer’in hayatının son dönemini "bir dervişin inzivası" olarak değil, "bir devrimcinin şehîd edilerek susturulması"olarak okur:
- Sarayla Çatışma: Ebu Zer, Şam Valisi Muaviye’nin inşa ettirdiği lüks "Yeşil Saray" (El Kasr El-Hadra) önünde durup, "Bu sarayı kendi paranla yaptıysan israftır, halkın parasıyla yaptıysan hıyanettir" diyerek tarihin en sert siyasi eleştirilerinden birini yapmıştır.
- Yalnızlığa Mahkumiyet: Şam valisi olan Muaviye’nin şikayetiyle Medine’ye çağrılan Ebu Zer, burada da halife (devlet reisi) Osman’ı ve çevresindeki zenginleşen Emevî seçkinlerini eleştirmeye devam edince, Osman tarafından Rebeze Çölü’ne sürgün edilmiştir.
- "Yalnız Yaşar, Yalnız Ölür" : YNÖ, Hz. Muhammed’in Ebu Zer için söylediği "Ebu Zer Yalnız yürüyecek, yalnız ölecek ve yalnız diriltilecektir" sözünü, Ebu Zer’in hakikat yolunda kimseye eyvallah etmeyen DOĞRUCU DÂVÛD tavrının onayı olarak görür. Ebu Zer’in çölde açlık ve sefalet içinde, yanında sadece hanımı varken ölmesini, İslam tarihindeki "saray ve saltanat dinciliği"nin en büyük cinayeti ve utanç vesikası sayar.
YNÖ’ün Ebu Zer’in hayat mücadelesinden Çıkardığı Dersler :
YNÖ’e göre Ebu Zer’i ADAM GİBİ ve DOSDOĞRU anlamak, bugünkü lükse ve şatafata dayalı din anlayışını reddetmektir.
O, Ebu Zer'in susturulmasıyla İslam dünyasında “halkın dini"nin bittiğini ve “sarayın/saltanatın dini"nin başladığını söyler.
- YNÖ’e göre, Ebu Zer’in Emevi saltanatına karşı sürdürdüğü ve sürgünde şehadetiyle sonuçlanan DEVRİMCİ MÜCADELESİ ve Tevbe suresinin 34-35 ayetlerine getirdiği DEVRİMCİ YORUMU, Kur’an’ın sosyal adalet hedefi bağlamında, modern ideolojilerin çok ötesinde ve üzerinde insânî bir standardı hedeflediğinin APAÇIK BİR GÖSTERGESİDİR.
YNÖ’ün Kur’an’daki Sosyal Adalet ve Modern Sistemlere dair görüşleri :
O, İslam’ın ne vahşi kapitalizmle ne de ateist sosyalizmle ve komünizmle hiç benzeşmediğini anlatır.
Ona göre Kur'an'ın "emeğe" bakışı İNSANLIK TARİHİNDE İLK DEVRİMCİ VE SAHİCİ BAKIŞTIR ve ne vahşî kapitalizmdir ne de ateist sosyalizm ve komünizmdir.
- Kapitalizm Eleştirisi: YNÖ’e göre kapitalizm, Kur’an’ın en büyük yasaklarından biri olan "kenz" (servet yığma) üzerine kuruludur. Kur’an’ın zenginden alıp fakire dağıtma mantığının kapitalizmin "sömürü" çarkıyla taban tabana zıt olduğunu söyler.
- İslamî Sosyalizm Tartışması: YNÖ, İslam’ın mülkiyeti tamamen reddetmediğini ama mülkiyetin "mutlak sahibinin Allah olduğunu" hatırlatır. Bu bağlamda, kamu yararının (halkın hakkının) bireysel hırsların önüne geçmesini savunur. "İslam, emeği kutsayan ve sömürüyü lanetleyen bir dindir" diyerek sosyal adaleti bir "İMAN BORCU, İMAN GEREĞİ" olarak niteler.
- İnfak ve Bölüşüm: Modern devletlerdeki "vergi" sisteminin ötesinde, gönüllü ve sürekli bir bölüşüm (infak) kültürüyle yoksulluğun tarihe gömülebileceğini savunur.
Emevi Zihniyetinin Günümüzdeki Yansımaları üzerine söyledikleri :
YNÖ, Emevi zihniyetinin 7. yüzyılda bitmediğini, bugün "din" maskesi altında yaşayan en büyük tehlike olduğunu belirterek şunlara dikkat çeker :
- Şatafat ve Saltanat ve Saray Dinciliği: Günümüzdeki lüks camiler, pahalı iftarlar ve dini otorite sahiplerinin gösterişli yaşamlarını doğrudan "Emevi mirası" olarak görür. "Muaviye'nin Yeşil Saray zihniyeti bugün gösterişli ve lüks binalarda yaşıyor" der.
- Siyasal Din İstismarı: Dinin siyasi güç elde etmek veya kitleleri kontrol etmek için bir "afyon" gibi kullanılmasını, Emevilerin "itaat" odaklı din anlayışının devamı sayar.
- Kadın ve Sanat Düşmanlığı: Emevilerle birlikte İslam'a giren "kadının ikincilleştirilmesi, kenara itilmesi" ve "sanatın yasaklanması" gibi bedevi zihniyyetinin ve geleneklerinin, bugün hala "İslam bu" diye sunulmasını en büyük hurafe olarak görür.
- Cahiliye’ye Geri Dönüş: Kur’an’ın "akıl ve bilim" vurgusunun yerine; nakilci, sorgulamayan ve şekilci bir anlayışın hakim olmasını "Emevi zihniyetinin zaferi" olarak tanımlar.
YNÖ’e göre bugün Müslümanların yapması gereken, "Emevi dinciliği" ile "Kur’an İslam'ı" arasındaki farkı anlayıp ve görüp, dini sadece Allah'a has kılarak akıl ve adaletle yeniden inşa etmektir.
YNÖ, laiklik ve demokrasiyi İslam’ın yaşanabilmesi için "olmazsa olmaz" şartlarolarak görür.
Ona göre bu kavramlar Batı icadı olduğu için reddedilmemeli, aksine Kur’an’daki özgürlükçü ruhun siyasi izdüşümleri olarak kabul edilmelidir.
İslam ve Demokrasi İlişkisi üzerine söyledikleri ;
YNÖ, demokrasinin temel ilkelerinin doğrudan Kur’an’dan çıkarılabileceğini söyler :
- Şura (Danışma) İlkesi: Kur’an’daki "Onların işleri aralarında şura iledir" (Şura, 38) ayetini demokrasinin temeli sayar. Ona göre İslam dini, yönetimi tek bir kişinin keyfine (saltanata/diktatörlüğe) değil, halkın iradesine bırakmıştır.
- Emaneti Ehline Vermek: "Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder" (Nisa, 58) ayetini, liyakate dayalı bir seçim sisteminin emredilmesi olarak okur. Soy birliğine veya dini kisveye dayalı atamaları Kur’an’a hıyanet olarak görür.
- Biatın Modern Karşılığı: Klasik dönemdeki "biat" kavramının bugün ancak sandık ve seçimle (halkın özgür iradesiyle) gerçekleşebileceğini belirtir.
Laikliğin “Dinin ve Vicdanın Teminatı" olduğu üzerine söyledikleri :
YNÖ’ün laiklik yorumu ve savunması, Türk düşünce hayatındaki en radikal ve en dindar yorumlardan ve savunulardan biridir:
- Dinin Siyasallaşmasını Önlemek: Laikliği "dinle devletin ayrılması"ndan ziyade, "dinin siyasetten korunması" olarak görür. Dinin siyasete alet edildiğinde kutsallığını yitirdiğini ve bir "menfaat aracına" dönüştüğünü savunur.
- Kur’an’da Ruhbanlık Yoktur: İslam’da Tanrı ile kul arasında bir aracı sınıf (din adamları sınıfı) olmadığını, dolayısıyla "teokratik" (din adamlarının yönettiği) bir devlet modelinin Kur’an dışı olduğunu vurgular.
- Dinde Zorlama Yoktur: "Dinde zorlama yoktur" (Bakara, 256) ayetinin ancak laik bir düzende tam karşılığını bulabileceğini, çünkü insanların baskıyla değil özgür iradeyle inanmasının imanın şartı olduğunu belirtir.
- Atatürk ve Laiklik: Mustafa Kemal Atatürk’ün laiklik devrimini, "İslam’ı Emevi hurafelerinden ve saltanat dinciliğinden kurtarma projesi" olarak niteleyerek, gerçek dindarların Atatürk’e ve getirdiği laikliğe teşekkür etmesi gerektiğinisöyler.
"Diyanet" ve "Tarikat" eleştirileri :
YNÖ, laikliğin olmadığı yerde tarikatların ve cemaatlerin birer "holding" haline gelerek devleti ele geçireceğini, bunun da İslam'ın sonunu getireceğini belirtir. Laikliği, her inancın (veya inanmamanın) özgürce yaşandığı bir "barış projesi" olarak görür.
YNÖ için Atatürk ve Siyasal İslam birbirine tamamen zıt iki kutbu temsil eder.
Atatürk, dini "özüne döndüren ve özgürleştiren" bir lider; Siyasal İslam ise dini "araçsallaştıran ve yozlaştıran" bir SAPIK akımdır.
Atatürk’ün Din Anlayışına Dair söyledikleri :
YNÖ bu konuda şunları söyler :
- "Atatürk İslam’ın Kurtarıcısıdır" : Ona göre Atatürk, Anadolu’yu işgalden kurtararak sadece bir vatanı değil, ezanları ve Kur’an’ı da kurtarmış ve BABALARIMIZIN BELLİ OLMASINI SAĞLAMIŞTIR.
- Ezan’ın Atatürk zamanında Türkçeleştirilmesini ise, o, VAHİM BİR YANLIŞ olarak gördüğünü bir çok sohbetinde ve yazısında ISRARLA VURGULAR. Bu konuda şu 2 sohbet linkindeki kısa açıklamalarını dikkatle dinleyiniz lütfen : https://youtube.com/shorts/Cd4VSxh0H1c?is=b8anWnuFadf6EQXO
ve
https://youtu.be/ptFNXWO1xOo?is=q9KePQcxm9LZDjhS .
- Bu yüzden Atatürk düşmanlığını "çok büyük bir nankörlük ve dinden sapma”olarak niteler.
- Hurafe ile Mücadele: Atatürk’ün tekke ve zaviyeleri kapatmasını, dini bitirmek değil, dini kemiren hurafeleri ve şahıs diktalarını (şeyhlik) tasfiye etmek olarak okur.
- YNÖ’e göre Atatürk, İslam’ı "Arabî geleneklerden" ayırıp "Kur’anî temellere" oturtmaya çalışmıştır.
- Kur’an’ın Anlaşılması: Elmalılı Hamdi Yazır’a tefsir yazdırılmasını ve Kur’an’ın Türkçe tercümesinin yaptırılmasını, Atatürk’ün "Halk, dinini doğrudan kaynağından öğrensin, aracılara (ruhbanlara) muhtaç kalmasın" vizyonunun sonucu olarak görür.
- Gerçek Müslümanlık: YNÖ, Atatürk’ün şahsi hayatındaki dindarlığından ziyade, "akılcı ve ahlaklı İslam" modeline verdiği desteği önemser.
- Ona göre Atatürk, İslam dünyasının "aydınlanma" dönemini başlatmıştır.
"Siyasal İslam" Kavramına Getirdiği Eleştiriler :
YNÖ, Siyasal İslam’ı İslam tarihinin en büyük "tahribat projesi ve en büyük musibeti ve başbelası olarak tanımlar:
- Dini "Afyon" Haline Getirmek: Siyasal İslamcıların bu dini, kitleleri uyutmak, sömürmek ve siyasi ikbal sağlamak için bir maske olarak kullandığını söyler. Bu sahtekârlığa "ALLAH İLE ALDATMAK" der, ki bu niteleme aynı zamanda onun en meşhur eserinin adıdır.
- Şirk Olarak Siyasal İslam: Allah’ın vahyini kendi siyasi çıkarları için eğip bükenlerin ve yamultanların aslında "gizli bir şirk" içinde olduklarını belirtir. Çünkü bu anlayışta hedef Allah'ın rızası değil, partinin veya cemaatin menfaatidir.
- Dış Bağlantılar ve Emperyalizm: Öztürk, modern Siyasal İslam akımlarının çoğunun emperyalist güçlerin (özellikle "Yeşil Kuşak" projesi gibi) bir ürünü olduğunu ve İslam dünyasını içeriden çürütmek için kurgulandığını belirtir.
- Ahlakın Terk Edilmesi: O, Siyasal İslam'ın şekle (sakal, bıyık, sarık, taylasan, cübbe, fes, kavuk, baston, şalvar, BAŞÖRTÜSÜ, vesaire) odaklanıp; adaleti, dürüstlüğü, kamu hakkını ve emeği (Ebu Zer’in savunduğu değerleri) terk ettiğini söyler. "Dindarlığın görünüşte arttıkça ahlaksızlığın artması" gerçeğini bu yamuk zihniyete bağlar.
“Din mi, Dincilik mi?"
YNÖ’ün tüm öğretisi şu ayrımda düğümlenir:
- Din: Allah ile kul arasındaki samimiyet, adalet ve akıldır. (Atatürk bu alanın önünü açmıştır).
- Dincilik: Dinin ticaret ve siyaset aracı yapılmasıdır.
- Bütün türleriyle ve versiyonlarıyla siyasal İslam, dinciliğin baş temsilcisidir ve MÜSLÜMANLARIN BAŞBELASIDIR.
YNÖ’ün din öğretisinin zirve noktası olan "Allah ile Aldatmak" kavramı, dinin bir sömürü aracına dönüştürülmesine karşı yazılmış en sert manifestolardan biridir.
"Allah ile Aldatmak" Kitabındaki belli başlı “aldatma” türleri :
YNÖ, Kur'an'daki "Sakın o aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın" (Fatır, 5) ayetinden yola çıkarak, din istismarının en temel yöntemlerini şöyle analiz eder:
- Aracı Sınıf Oluşturmak (Ruhbanlık): Allah ile kul arasına şeyhlerin, efendilerin ve dini otoritelerin girmesi. İnsanın sadece Allah'a yönelmesi gereken iradesinin bu aracılara teslim edilmesi.
- Kur'an'ı Terk Edip Rivayetlere Sığınmak: Kur'an'ın açık mesajını devre dışı bırakıp, uydurma hadisler, rüyalar ve menkıbelerle yeni bir din inşa etmek.
- Aklı Dışlamak: "Din akıl işi değildir, teslimiyet işidir" diyerek kitlelerin sorgulama yeteneğini ellerinden almak.
- Dini Siyasallaştırmak: Kutsal değerleri oy toplama, iktidar kurma veya rakipleri "dinsiz" ilan ederek saf dışı bırakma aracı olarak kullanmak.
- Dini Ticarete Alet Etmek: "Din satıcılığı" yaparak halkın manevi duyguları üzerinden ekonomik kazanç sağlamak (muskacılık, holdingleşen tarikatlar, cemaatlar, vb.).
- Şekli ve Şekilciliği Özün Önüne Geçirmek: Adalet, dürüstlük ve kul hakkı gibi ahlaki ilkeleri unutturup; sadece sakal, giyim kuşam veya ritüeller üzerinden dindarlık ölçüsü belirlemek.
- Cahilliği Kutsamak: Bilgi ve bilim yerine cehaleti "saf dindarlık" gibi sunarak toplumun gelişimine engel olmak.
YNÖ’ün “Çöl fıkhı yerine uzay fıkhı” ve “Kurtuluş Teolojisi” önerileri, İslam dünyasının zihinsel bir sıçrama yapması gerektiğini savunan, devrimci ve yapısalcı önerilerdir.
Onun bu düşünceleri, Müslümanların Orta Çağ kodlarından sıyrılıp evrensel bir gelecek inşa etmesi hedefine dayanır.
YNÖ, bu kavramları şöyle detaylandırır :
1. Çöl Fıkhı Yerine Uzay Fıkhı
O, mevcut fıkıh anlayışının büyük ölçüde 7. ve 10. yüzyıllar arasındaki Arap yarımadasının örfüne, yani "çöl şartlarına" göre şekillendiğini söyler.
- Zaman ve Mekan Aşımı: "Çöl fıkhı", kadının konumundan ibadet saatlerine, giyim kuşamdan ceza hukukuna kadar yerel ve tarihsel çözümler üretmiştir. O, bukuralları "evrensel din" zannederek bugüne taşımanın İslam’ı dondurduğunu söyler.
- Bilimsel Ufuk: "Uzay fıkhı" tabiriyle kastettiği; Müslümanların kuantum fiziğini, genetik bilimi, yapay zekayı ve uzay araştırmalarını içine alan, bu gelişmelere yön verebilen dinamik bir hukuk ve düşünce yapısı üretmesidir.
2. İslamî Kurtuluş Teolojisi
YNÖ, İslam’ın asıl misyonunun sömürülenleri özgürleştirmek olduğunu söyler.
- Sömürüye Karşı Din: Ona göre "uydurulan din", halkı sabra ve şükre zorlayarak egemen güçlerin (emperyalizmin ve saltanat dincilerinin) ekmeğine yağ sürmektedir. "Gerçek İslam" ise ezilenlerin yanındadır.
- Ebu Zer Modeli: O, bu teolojinin merkezine Ebu Zer el-Gıfari’yi koyar. Kurtuluş teolojisi, dinin saraylardan alınıp toplumun tamamına, emeğin ve hakkın yanına indirilmesidir.
- Sosyal Adalet: Bu teoloji namaz ve oruç gibi bireysel ibadetlerin, toplumsal adalet ve yolsuzlukla mücadele gibi "kamusal ibadetlerle" bütünleşmesini şart koşar.
3. Müslümanlar İçin Yeni Bir Paradigma
YNÖ’ün bu çağrıları aslında bir "İslamî Aydınlanma" manifestosunun bileşenleri ve olmazsa olmazlarıdır.
- Din-Bilim Barışı: Müslümanların bilimi "Batılı" görerek dışlamayı bırakıp, bilimi Allah'ın evrendeki ayetlerini okuma aracı olarak görmelerini ister.
- İnsan Odaklılık: Dini, "Allah'ı memnun etmek için şekiller sergilemek" yerine; "insanı yücelterek, yeryüzünde adaleti kurarak Allah'ın rızasına ulaşmak" olarak yeniden tanımlar.
NETÎCE-İ KELAM ; Yaşar Nuri Öztürk, Müslümanların enerjilerini "sakalın boyu" veya "kadının tesettürü” (tesettür ; zorla örtünmek, örtünmeye zorlamak demektir) gibi konulardan çekip, galaksiler arası bir vizyona ve evrensel ahlaka odaklaması gerektiğini savunmuştur.
Yorumlar
Yorum Gönder