Rabbin bahşettiği aklı kullanmayanMüslümanlar
Dahilerini boğan ümmet
Ağustos 29, 2008
Dinler tarihi akla, sevgiye ve insan haklarına ihanetlerle doludur.
Bu konuda en şanslı din olan İslam bile bu ihanetler tarihinin dışında kalamamıştır. Onun tarihi de akla ve aklı temsil edenlere ihanetlerle doludur.
Bugünkü dünyada ise akla ihanetin neredeyse sembol ülkeleri, adına ‘İslam dünyası’ dedikleri coğrafyanın ülkeleridir.
AKLA İHÂNET, aklı en ileri derecede işletenlere, daha net bir deyimle DÂHÎLERE İHÂNET ile eşanlamlıdır. Sokaktaki adamın aklına ihanet veya tasallut kimsenin aklına gelmemiştir, gelmez.
Önemli olan ; aklı bir yaratıcı enerji olarak kullanıp boyut değiştirecek imkânları toplumun önüne koyanlardır. Yani DÂHÎLER.
Hayatın ve insanın yükselmesini istemeyenler temelde dâhîlere düşmandırlar.
Her türden dehânıın değişmez düşmanı ise dincilik yani Allah ile aldatanlardır.
İslam’da bu tipe ‘yobaz’, ‘mürteci’ veya ‘mutaassıp’ denir. Mürteci ve mutaassıp tâbirleri Kur’an kaynaklıdır.
Çünkü taassup ve irticadan en çok şikâyeti olan kitap Kur’an’dır. Bütün mürteci ve mutassıplar, öncelikle Kur’an’ın düşmanı olarak bilinmelidir.
Türkiye’deki SÖZDE AYDINLAR, laiklik ve aydınlık adına bu gerçeği anlatacakları yerde, taassup ve irticayı sadece kendilerinin düşmanı gibi göstererek HALT ETTİLER. Ve sonuçta kendi başlarına da çorap ördüler.
Taassup ve irticaya son yüzyılda iki belâ daha eklendi:
1. Siyaset dinciliği,
2. Haçlılarla işbirliği dinciliği.
İşin bu kısmını biz, ‘Yakın Tarihimizde Papaz-Molla İşbirliği’ adlı eserimizle tarihin ve milletin önüne koyacağız.
Gelelim şimdiki zamana:
Hurafeciler ve siyaset dincileri, Kur'an’ın ismini zikrederek saygınlık elde etmektedirler ama ‘adres’ olarak Kur’an’ın gösterdiği adresleri değil, Emevî-Taliban fıkhını insanlığa göstermektedirler. O fıkıhla gidilecek yer çağın dışıdır, Taliban cehennemidir. Kur’an ise çağın üstüne çağıran bir kitaptır.
Kur’an’ın ;
- çağın üstüne çağıran beyyineleriyle,
- tarihsel (geldiği zamanla bağımlı) beyyinelerini
BİRBİRİNDEN AYIRMAK, siyaset dincilerinin ve hurafecilerin ne işlerine gelir ne de onların öyle bir niyetleri vardır.
Bu işi ancak AKLA PRANGA VURMAYAN Kur’an erleri yapabilir. Ne yazık ki İslam dünyası o Kur’an erlerine asırlardır nefes aldırmıyor.
Müslüman geçinen halkların akılcı din bilginlerine yaptıkları kötülükler Allah’ın gazabını harekete geçirmiş ve Cenabı Hak, bu TABUCU ve TUTUCU Müslüman halkların meselelerinin çözümünü Kelime-i Şehadet düşmanı Haçlıların insafına bırakarak, akla ihanet eden İslam dünyasını ağır biçimde cezalandırmıştır.
Allah âdildir ve cezalar ameller cinsindendir. Bu konuda can alıcı örneklerden birini verelim:
İslam fıkıh tarihinin AKILCI iki büyük dehâsı, Şafiî fakîhi Kadı Abdülcebbar (ölm. 415/1024) ile Hanbelî fakîhi Necmuddin Tûfî (ölm. 716/1316) asırlar önce şunu ilan etmişlerdi :
“Kur'an'daki AMAÇ DEĞERLER, ZAMANÜSTÜ DEĞERLER ve TEMEL İLKELER DIŞINDAKİ BÜTÜN HÜKÜMLER TARİHSELDİR. ‘Maslahat ilkesi’, yani kamu yararı ilkesi öne çıkarılarak, YENİ HUKÛKÎ DÜZENLEMELER buna göre yapılmalıdır.”
Tûfî ve Abdülcebbar’ın fıkıh tarihindeki bu hayatî tezleri akıl düşmanı olan hurafeci saltanatlar tarafından saklanmış, Müslüman kitlelerin bahtını aydınlatacak bu tezler etkisiz kılınmıştır.
Bu tezlerin Müslümanların hayatına girmesi, Abdülcebbar’dan bin küsur, Tûfî’den ise yedi yüz yıl sonra, Türk-İslam aydınlanmasının önünü açan Gazi Mustafa Kemal’in BAĞIMSIZLIK VE AYDINLANMA SAVAŞI sayesinde mümkün olmuştur. Atatürk bu fıkıh dehâlarının söylediklerini aynen söylemekle kalmamış, söylenenleri hayata geçirmiştir.
Mustafa Kemal’in yirminci yüzyılda Türkiye’de yaptıkları, Abdülcebbar, Tûfî ve benzeri AKILCI İslam fıkıhçılarının (hukukçularının) yapmak istediklerinin ta kendisiydi.
Ben, İslam imanının bir evladı olarak şuna inanmaktayım :
Müslümanlar, Mustafa Kemal’le ilgili şu tespitimizin önümüze koyduğu gerçeği görüp onun gereğini yaptıkları gün, İslam dünyası tıpkı İLK AKILCI DEDELERİ GİBİ, insanlık kervanının önüne geçeceklerdir.
İslam düşmanı emperyalist Haçlı Batı bütün bunları biliyor. Bildiği içindir ki, bütün gayretini Mustafa Kemal mirasını yok etmeye uyarlamıştır.
Abdülcebbar ve Tûfî’ye göre, Kur'an'ın araç (vesâil) hükümlerdeki bütün tespitleri TARİHSELDİR.
Bugün, insanlığın geldiği yere bakıp Kur’an’ın gönderdiği beş temel adresegiderek, yeniden yapılanmak gerekmektedir.
Bu yapılanmanın yolunu açmada, imkânlarını, atmosferini yaratmada en güvenilir çare ve en büyük şans LAİKLİKDİR.
Türkiye, Kur’an’ın gösterdiği adreslere giderek dinle çağı ve aklı kucaklaştırmak için, hem ALLAH’IN ADINI KULLANARAK ALDATANLARIN kıskacından hem de DİNİ HOR GÖREN İNKARCILARIN kıskacından kurtulmak zorundadır.
Türk insanının, ‘ALLAH’ diyeni ‘LAİKLİK DÜŞMANI’ ve ‘LAİKİM’ diyeni ‘DİN DÜŞMANI’ ilan eden BU İKİ AHMAK KISKAÇDAN kurtarılması lazımdır.
Bu, üniversite koridorlarında atılan nutuklarla olmaz.
Felsefî omurgası olan yepyeni bir siyaset projesi ve bu proje etrafında kümelenmiş yeni bir kadroya ihtiyaç vardır.
Ve o kadroya vekâlet verecek ‘canı yana yana bilinçlenmiş’ bir halka ihtiyaç vardır.
Türkiye'nin, hava ve su kadar muhtaç olduğu temel iki değer budur.
Türkiye, bunu süratle gerçekleştirme yoluna girmelidir. Aksi takdirde, önündeki dönem çok ıstıraplı bir zaman olacaktır.
Batı'nın bu noktadaki tavrı son derece tehlikelidir.
Batı, Türk halkının kendine ve geleceğine sahip çıkmasını asla istememektedir. Sürekli bir biçimde Atatürk'e karşı çıkmaları bu yüzdendir.
Atatürk, İslam dünyasında ‘PRANGALANAN AKLA karşı, İŞLETİLEN AKL’ı temsil ediyor.
Batı’nın, Türkiye ile ilgili olarak geliştirdiği politikalar, laikliğin dibini oyarak Müslümanların işletilen aklı yakalamalarına engel olan politikalardır.
Batı biliyor ki, işletilen akıl devreye girmeden Kur’an’dan zerre kadar hayır göremezsiniz. Çünkü “Allah, aklı işletmeyenler üzerine pislik atar” diyen kitap Kur’an’dır. (Yûnus, 100)
Özetlemek gerekirse ;
Gerçek İslam'ın, modern hayatla sorunu olması mümkün değildir. Sokaklarda örneği verilen ve camilerden bize din olarak anlatılan anlayışın ise, değil modern hayatla, insanı insan yapan hiçbir değerle bağdaşması mümkün değildir.
Bu ‘UYDURULMUŞ İSLAM’, sırtımızda bir kamburdur.
Bu kanburu sırtımızdan atıp, Kur'an’ın aydınlık dünyasıyla tanıştığımız zaman, Tanrı ile de doğa ile de kendi benliğimizle de barışma imkânını elde edeceğiz.
Yaşar Nuri Öztürk
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yasar-nuri-ozturk/dahilerini-bogan-ummet-9774738
Yorumlar
Yorum Gönder