Sivas Katliâmı - Sivas Massacre - Massaker von Sivas - مذبحة سيواس


Dinsel faşizm’in 02 Temmuz 1993’de Sivas’da estirdiği terör ve katliâm üzerine…


On the terror and massacre perpetrated by religious fascism in Sivas, Turkey on 02 July 1993…


Über den Terror und das Massaker, das vom religiösen Faschismus am 2. Juli 1993 in Sivas, Türkei, verübt wurde…


حول الإرهاب والمجزرة التي ارتكبتها الفاشية الدينية في سيواس، تركيا، في 2 يوليو 1993...


Selâm…!


Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Sivas Madımak Katliamı’nı "20. yüzyılın en dehşet verici olayı" olarak nitelendirmiş ve bu vahşeti gerçekleştiren zihniyeti "Kara Yobazlık" ve "Dinsel Faşizm" kavramlarıyla sert bir şekilde lanetlemiştir. 

Öztürk'ün kaleme aldığı 

⁠Harra'dan Sıvas'a... başlıklı köşe yazısı ve televizyon konuşmalarında öne çıkan temel argümanlar şunlardır:


1. Kara Yobazlığın Köksüzlüğü ve Vicdansızlığı

Öztürk’e göre insan yakmak, insanlık dışı kara yobazlığın tarihsel bir göreneğidir. 

Madımak Oteli’nde insanları diri diri yakanların kalbinde zerre kadar insan sevgisi olmadığını vurgular. 

Bu zihniyetin gerçek anlamda ne bir peygamberi ne de Allah inancı olduğunu; dini yalnızca kendi vahşetlerine ve siyasi emellerine alet ettiklerini savunur. 


2. Dinsel Faşizm Tehlikesi

O bu katliamı salt anlık bir öfke patlaması olarak görmez. Olayı, organize olmuş dinsel faşizmin en tehlikeli tezahürü olarak tanımlar. Öztürk, dinsel faşizmin gücü eline geçirdiği her coğrafyaya hayat değil, yalnızca ölüm, karanlık ve gözyaşı getireceğini açıkça ifade etmiştir. 


3. İslam ve İnsan Sevgisi Çelişkisi

Bir ilahiyat profesörü olarak Öztürk, Kuran-ı Kerim’in özünün insan sevgisi, adalet ve akıl olduğunu her fırsatta hatırlatmıştır. 

Sivas’taki caniliği İslam adı altında savunanların, aslında İslam’ın getirdiği aydınlanmaya ve insani değerlere en büyük suikastı düzenlediğini belirtir. 

Katillerin vicdansız yüreklerinin, dinin insani boyutunu anlayacak dalga boyunda olmadığını ifade eder.

Özetle Yaşar Nuri Öztürk, Sivas Katliamı üzerinden toplumu din maskesi takmış yobazlığa karşı uyararak; akıl, vicdan ve adaletten kopan bir inanç biçiminin toplumsal felaketler doğuracağını net bir şekilde ortaya koymuştur


Sivas Katliamıyla ilgili olarak Yaşar Nuri Öztürk’ün 28 Ağustos 1998’de yazdığı işbu makale ve linki aşağıdadır


Sevgi ve saygılarımla,


Abdullah Erdemli

******************

Harra'dan Sıvas'a...

27 Ağustos, tarihin en büyük ibret tablolarından biri olan Harra olayının yıldönümüdür. İslam'ın, daha ilk dönemlerinden itibaren saltanat ve menfaat aracı olarak nasıl kullanıldığını, iktidar erkinin arkasına ‘‘Allah ve din’’yerleştirmenin hangi insanlık suçlarını kamufle edeceğini anlatmada hemen hemen eşsiz olan Harra olayı (H.63, M. 683) bize ‘‘nefsinin hesaplarını dinleştirmiş kara yobaz’’ın ürpertici bir resmini çizmektedir.


Önce, tüm düşünce yolcularının şikâyetçi olduğu kara yobazı şöyle bir hatırlayalım. Kur'an onu, bir ‘‘ğulüvv’’ ve ‘‘bağy’’ hastası olarak tanıtır. Kısaca, doymazlık-tatminsizlik illetiyle azgınlık-saldırganlık marazına tutulmuş zararlı demek... İslam'ın büyük vicdanı Muhammed İkbal onu ‘‘soğukluğu cehennemi bile söndürecek, fesatçılığı cenneti bile berbat edecek bir kara bela’’ gibi düşünür. İkbal'in baş eseri Câvidnâme'de kara yobazı anlatan satırlar, gerçekten ürperticidir. Yobazın bir din için nasıl bir kahır sergilediğini anlamak isteyenlerin dikkatle okuyacakları ölümsüz eserlerden biri de Mehmet Akif'in bir şiir anıtı olan Safahat'tır. 

Bir başka şiir devi olan Necip Fazıl'ın ‘‘ham sofu-kaba softa’’ diye andığı yobaz, tüm evrensel-tanrısal güzellikleri içinden çürüten sinsi ve zehirli bir küf gibidir. 

Dinler, inkârcılar tarafından değil, yobaz tarafından kirletilerek insanlık suçu işlemenin kutsal kurumuna dönüştürülür. 

Bu öylesine açık ve karşı çıkılmaz bir gerçektir ki, Kaddafi gibi bir ihtilalciye şunu söyletebilmiştir: 


İslam dünyasının AIDS'ten de beter bir belası vardır: Yobazlık!

* * *

İlhan Selçuk, 3 Temmuz günkü Pencere'sinden bakarak tarihin karanlığı kara yobazı şöyle anlatıyor: 


‘‘Kara yobaz yalnız İslam'da yoktur, her dinde vardır. Hıristiyan ya da Musevi ümmetindeki kara yobazın siyahlığı bizimkinden bile koyudur. İnsan yakmak kara yobazlığın göreneğidir. 1993 yılında kara yobazlar 35 aydını Sıvas'ta diri diri yaktılar. Ömer Hayyam, altı yüzyıl önce kara yobazın sevgisizliğini vurgulamıştı. Kara yobazın yüreğinde insan sevgisini ara ki bulasın!.. Madımak Oteli'nde 35 aydını diri diri yakarken bu yürek titremedi. Çünkü insan sevgisinin titreşimlerini duyabilecek dalga boyutunda değil o yürek... O yürek kara yürek... Vicdansız yürek. O yüreğin gerçekte ne peygamberi var, ne de Allah'ı var. Yobaz, tarih boyunca insan kanı içmeye doymadı; bugün de hangi ülkede güç kazanmışsa orada hayat yok, ölüm var...’’


Neden böyledir kara yobaz? 

Çünkü kara yobaz, insanın daha mutlu ve daha güzel olması için Yaratıcı tarafından gönderilen dindeki tanrısal iradenin yerine kendi iştahlarını koyar. Ve dini; kinlerinin, saltanat ve çıkar hırslarının aracı yapar. 

Ve daha kötüsü, bunu, dini savunmak-yaymak adına, Allah'ın avukatı pozuyla yapar. 

Böylece, yobazın elinde din, onun gibi düşünmeyenlere dünyayı ve ölüm ötesini cehennem kılmanın ‘‘dokunulmaz kurumu’’ haline gelir. Ve yobaz, din adına sürekli ve acımasız bir biçimde insanlık suçu işler. 

Başı sıkışınca da ‘‘mazlum ve mağdur’’ iniltileri çıkarır. 

Ve hiç kimse yobaza, ‘‘Yüzlerce iftira ile kâfir-zındık ilan ettiğin insanlara yapılan zulümler ne olacak, onlardan neden hiç bahsetmiyorsun?’’ diyemez. 

Çünkü yobaz, kendini ‘‘Allah'ın vekili’’ görmektedir. Onun dediği, Allah'ın dediğidir; sizin dedikleriniz ise cehennem lakırdısı... Yobazın lügatında zulüm, sadece ona yapıldığında zulümdür.

* * *

Yobazın, tarih içinde en zehirli kahrına uğrayanlar, Kur'an'ı gerçekten din, Hz. Muhammed'i gerçekten peygamber bilmiş dindarlar olmuştur. Bunların başında İslam'ın muazzez Peygamberinin ehlibeyti gelmektedir.


Bu gerçeği daha net kavramanız için, detayları ve kaynakları ‘‘Ses Bir Gün Yankılanır’’ adlı kitabımda verilen Harra olayından, şimdilik bir-iki görüntü aktarayım: 

Kara yobazın saltanat iştahına karşı çıktıkları için, Peygamber kenti Medine'de 80 küsuru bilgin sahabi olmak üzere, yaklaşık on bin kişi katledildi. 

Katil sürülerine ödül olarak ‘‘Peygamber kenti, üç gün mubah kılındı’’. Yani canilere, istedikleri her şey serbest ilan edildi. Bu serbestlik üzerine, yaklaşık 900 kadının ırzına geçildi. Bu tecavüzden doğan babası belirsiz çocuklara, İslam kaynakları, ‘‘Harra Evladı’’ demektedir. 

Meskenleri yağmalanan sahabilerden biri olan Ebu Said el-Hudri'nin evinde, kaldırmaya değer bir şey yoktu. Bunun üzerine o nezih sahabinin sakallarını tel tel yoldular...


Tüm bunlar hangi gerekçeyle yapıldı biliyor musunuz?‘


Müminlerin halifesinin buyruklarına karşı çıkılıp din umuru fesada uğratılıyor, fesadı çıkaran asilerin din adına hizaya getirilmesi vaciptir!’’ gerekçesiyle... 


Gerekçeyi belirleyen ve buyruğu çıkaran ise, ‘‘Allah'ın yeryüzündeki gölgesi ve müminlerin emiri’’ unvanlarıyla anılması yine bir ‘‘din buyruğu’’olarak belletilen Yezîd idi.


Saltanat aracı yapılan ‘‘din’’ ile bunun öncülerinin vaatlerini, tarihi iyi okuyarak değerlendirin! 

Başka bir deyişle: Maskenin arkasını görün!


https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yasar-nuri-ozturk/harradan-sivasa-39035713

Yorumlar

Popüler Yayınlar