Türk Kurtuluş Ve Aydınlanma Savaşının Temel Kodları / The Fundamental Codes of the Turkish War of Independence and Enlightenment / Die fundamentalen Codes des türkischen Befreiungs- und Aufklärungskrieges

Türk Kurtuluş Ve Aydınlanma Savaşının Temel Kodları


YAŞAR NURİ ÖZTÜRK


English & Deutsch versions below!


Bu temel kodlar, Kur’ancı ve akılcı bir İslam’ın da temel kodları olarak belirginleşir. 

Bizler, ömrünü İslam İlahiyatına vermiş insanlar olarak, ‘akılcı ve Kur’ancı bir İslam’ın temel kodları’nı tespite kalksak, emin olunuz, ölümsüz Atatürk’ün, aşağıda listeleyeceğimiz tespitlerinden başka şeyler söyleyemeyeceğiz.


İmzasız Baş Makaleler


Bilindiği gibi, Mustafa Kemal ve yakın arkadaşları, Milli Mücadele’yi

destekleyen basın organlarında, özellikle Milli Mücadele’ye desteğin sembolü konumundaki Hakimiyet-i Milliye gazetesinde en hayati yazıları yazan insanlardı. 

Bu yazıların önemli bir kısmı, Hakimiyet-i Milliye gazetesi’nin ‘Baş Makale’ adlı köşesinde, Mustafa Kemal tarafından yazılmıştır. 

Mustafa Kemal, ayrıca ‘İleri’ gazetesinde de müstear isimlerle yazılar yazmıştır.

-Şengül Altınal, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 22. 

Bu yazılarda, bir yandan Türk Bağımsızlık Savaşı’nın olmazsa olmazları belirlenirken, bir yandan da Türk Aydınlanma Savaşı’nın olmazsa olmazları ortaya konmuştur. 

Şöyle de söyleyebiliriz:

Hakimiyet-i Milliye’deki başmakalelerde, Anadolu Bağımsızlık Hareketiyle Anadolu Aydınlanma Hareketi aynı anda kodlanmıştır.

Bu kodlar, bizzat baş mimar veya en yakın arkadaşları tarafından, en yetkin ilahiyatçılardan beklenebilecek bir vukûf ve isabetle tarihin ve insanlığın önüne konmuştur.

Hakimiyet-i Milliye gazetesinin başmakaleleri, savaşın aydınlanma kısmına ışık tutmayı esas almış gibidir. 

“Bu makalelerde ağırlıklı olarak işlenen konular; çağdaşlaşma, devletçilik, devrimler, dış politika, eğitim, dil konularıdır.”

-Altınal, age.36

Müdafaai Hukuk basiretine ve Atatürk dehasına tanık sayabileceğimiz belgelerden birine vücut veren bu ‘temel kodlar listesi’nde ürpertici tespitler var. 

Bunların çok önemlilerini görelim:

‘TAM MÜSLÜMANLIK;’

Tıpkı, ‘TAM BAĞIMSIZLIK’ gibi. 


‘MUHAMMEDİ İMAN’ Ve ‘İSLAM KARDEŞLİĞİ.’

Hakimiyet-i Milliye’nin 10 Ocak 1921 tarihli nüshasındaki ‘HAYATTA CİDÂL’ adlı başmakalede şu satırlar var:

“Ocağının ırzını muhafazaya Muhammedî bir imanla kalkışmış olanlarla başa çıkılmaz. 

Bu dava, tarihte yüzlerce misaliyle kayıtlıdır.

Bu tarih harikalarının en parlakları, Müslüman ve Türk âleminde görülür. Müslüman ve Türk! Evet, bu iki kelimenin üzerinde durduğumuzun büyük bir hikmeti vardır. Evvela Müslüman deyince bunda hürriyet ve adalet duygularının yükseldiği kat’i bir iman parlar. Müslüman’ın yurdu bütün dünyaya uzanır! Öyle ki Türkiye’deki Müslüman Hindistan’dakini düşünür. Mısır’daki ta Mağrib’dekini, Mağrib’deki ta Cidde’dekini anar. Birine dokunan diken ötekini de incitir. Ehlisalîb diyar-ı İslam’a tecavüz ettiği vakit karşısında hem Kılıçarslan’ı, hem Selahaddini Eyyubi’yi gördü. Daha ileri gitse idi, Hintli’yi, Çinli’yi, Acem’i, Afgan’ı, Arab’ı, Tatar’ı görecekti. Bu pek açık bir meseledir…”


“Tam Müslümanlıktaki kuvvet ve heybet başkadır. O doğruluk, o adalet bir insanı on defa büyütür. On misli vakar ve azamet sahibi yapar, ondaki büyüklükten hem dost iftihar eder hem de düşman korkar. Zira her şeyden evvel asıl mertlik; doğruluktur, menfaat hissiyle başkasının malına el uzatmamaktır. O insanda, muhtaç da olsa yine kendini menetmekte büyük bir necabet ve kalpte irade kuvveti var demektir. Hülasa, hayatta cidal vardır. Fakat doğruluk esas vazifedir. Her ikisinin yerleri ayrılmıştır. Tabirleri suiistimal etmemelidir. Biz bu kelimeleri ve delâlet ettikleri olayları daima Müslümanca ve Türkçe düşünmeliyiz ki hakikate vasıl olabilelim. Bize Frenkçe düşünmek

yaramaz.”

-Devrin Yazarlarının Kalemiyle Milli Mücadele ve Mustafa Kemal, 428-431


Kur’an İle Hatırlatmak


‘Kur’an ile hatırlatmak’ tabiri, Kur’an’ındır. Bu tabir, bu şekliyle,

Türk-İslam tarihinde, devlet başkanı düzeyinde ilk kez Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanılmıştır. 

Hem de İzmir İktisat Kongresi gibi hayâtî bir platformda…

Benim tespitlerime göre, Atatürk’ün hayatında yaptığı en uzun süreli konuşma, 2 Şubat 1923’te İzmir’in Kordon caddesindeki bir binada düzenlenmiş olan İzmir İktisat

Kongresi toplantılarının birinde yaptığı konuşmadır. 

Gazi, “Kur’an ile hatırlatmak istiyorum ki…” tabirini de ilk kez o konuşmasında kullanmıştır.

İzmir İktisat Kongresi bana göre, bizim aydınlanma devrimimizin fikrî ve fiîlî oluşum toplantısıdır.

Tam Bağımsızlık Savaşı’nın başlangıç tarihi 19 Mayıs 1919 ise, Türk Aydınlanma Savaşı’nın başlangıç tarihi de İzmir İktisat Kongresi münasebetiyle yapılan o uzun konuşmanın tarihi olan 2 Şubat 1923’tür.

Atatürk’ün dehası, bu aydınlanma savaşını o bağımsızlık savaşının içine sokmuş, ikisini birleştirmiş, böylece tarihin önüne bir benzerini görmediği büyük bir diriliş örneği koymuştur.


Atatürk’ün En Uzun Konuşması:


Orta boy puntoyla tam 53 büyük sayfa tutan bir konuşmadan söz ediyoruz. Puntosu biraz daha büyük tutulursa bir kitap olacak genişliktedir.Atatürk; orada ; 

  • dinin nasıl yanlış anlaşıldığını,
  • nasıl saptırıldığını,
  • Haçlı Batı tarafından tarih boyunca aleyhimize nasıl kullanıldığını, 
  • özellikle ilim ve kadın konusunda din kullanılmak suretiyle nasıl perişan edildiğimizi 
  • hayret ve hayranlık verecek bir ihtişamla anlatırken 
  • bir yerde, tek cümle ile bir büyük ihtilal daha yapıyor.

Kur’an’ın mucizelerinin uzantılarından biri olarak görebileceğimiz -ve benim de öyle gördüğüm - şu cümleyi kullanıyor:


“Kur’an ile hatırlatmak istiyorum ki…” -ABE. 15/69


Bu cümle; Kur’an’ın açık bir emrinin, bin küsur yıl sonra, Kur’an dini adına yalan ve saptırmalara teslim edilmiş ve sonunda İslam düşmanlarının işgaline uğramış bir millete, o milleti uyandıran bir önderin dilinden tekrarıdır. 

Böyle bir cümleyi böyle bir zamanda, söyleyenden çok söyletene bakmak gerekmez mi? 

Çünkü bu sözü söyleyen bir ilahiyatçı, bir din adamı, bir din filozofu değildir; asker yanı ağır basan bir siyaset, ihtilal ve fikir adamıdır. Bir kumandandır, bir devlet kurucusudur.


Yaşar Nuri Öztürk


Rahmetlinin (Kur’an Penceresinden Türk Kurtuluş Savaşına Bir Bakış) adlıkitabından

                     *********

ENGLISH


The Fundamental Codes of the Turkish War of Independence and Enlightenment


Yaşar Nuri Öztürk


These fundamental codes also manifest themselves as the essential codes of a Quranic and rational Islam.

As individuals who have dedicated their entire lives to Islamic Theology, let us assure you that if we were to attempt to determine the 'FUNDAMENTAL CODES OF A RATIONAL AND QURANIC ISLAM,' we would not be able to state anything other than the following determinations made by the immortal Atatürk.


Unsigned Editorials

As it is well known, Mustafa Kemal and his close comrades were the individuals who penned the most vital articles in the press organs that supported the National Struggle—particularly in the newspaper Hakimiyet-i Milliye, which stood as the symbol of support for the National Struggle.

A significant portion of these articles was written by Mustafa Kemal himself in the editorial column titled "Baş Makale" (The Editorial) of Hakimiyet-i Milliye.

Furthermore, Mustafa Kemal also wrote articles under various pseudonyms in the newspaper İleri.

-Şengül Altınal, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 22.

In these articles, while the absolute prerequisites of the Turkish War of Independence were being established on one hand, the indispensable elements of the Turkish War of Enlightenment were being laid bare on the other.

We can also express it this way:

In the editorials of Hakimiyet-i Milliye, the Anatolian Independence Movement and the Anatolian Enlightenment Movement were encoded simultaneously.

These codes were presented to history and humanity by the chief architect himself or his closest comrades, with a depth of insight and accuracy that could only be expected from the most competent theologians.

The editorials of Hakimiyet-i Milliye seem to have been primarily intended to shed light on the enlightenment phase of the war.

"The subjects predominantly addressed in these articles are modernization, statism, revolutions, foreign policy, education, and language."

-Altınal, ibid, 36.

There are spine-chilling determinations within this 'list of fundamental codes' which shapes one of the documents that we can consider a testament to the foresight of the Müdafaa-i Hukuk (Defense of Rights) and the genius of Atatürk.

Let us look at the most crucial ones among them:

'ABSOLUTE MUSLIMHOOD' (TAM MÜSLÜMANLIK);

Just like 'ABSOLUTE INDEPENDENCE' (TAM BAĞIMSIZLIK).

'MUHAMMADAN FAITH' AND 'ISLAMIC BROTHERHOOD.'

In the editorial titled "HAYATTA CİDÂL" (Struggle in Life) in the January 10, 1921 issue of Hakimiyet-i Milliye, the following lines are written:


"It is impossible to defeat those who have risen with a Muhammadan faith to protect the honor of their hearth and home. This cause is recorded with hundreds of examples throughout history.

The most brilliant of these historical wonders are witnessed in the Muslim and Turkish world. Muslim and Turkish! Yes, there is a profound wisdom behind our emphasis on these two words. First of all, when one says 'Muslim,' a definitive faith shines within, through which the feelings of freedom and justice are elevated. The homeland of a Muslim extends to the entire world! So much so that a Muslim in Turkey thinks of the one in India. The one in Egypt remembers the one all the way in the Maghreb, and the one in the Maghreb recalls the one in Jeddah. 

A thorn that pricks one hurts the other as well. When the Crusaders assaulted the lands of Islam, they faced both Kılıçarslan and Saladin Al-Ayyubi. Had they gone further, they would have faced the Indian, the Chinese, the Persian, the Afghan, the Arab, and the Tatar. This is a remarkably clear matter..."


"The strength and majesty found in absolute Muslimhood are unique. That righteousness, that justice magnifies a human being tenfold. It endows them with ten times more dignity and grandeur; a greatness in which a friend takes pride and an enemy trembles with fear. Because, above all else, true chivalry is righteousness; it is refusing to reach out for another's property with the desire for self-interest. It means that within that person, even if they are in dire need, there exists a great nobility to restrain themselves and a power of will in their heart. In short, there is a struggle in life. But righteousness is the primary duty. The places for both have been separated. One must not abuse terms. We must always think of these words and the events they signify from a Muslim and Turkish perspective so that we may arrive at the truth. Thinking in the Frankish (Western) way does us no good."

-The National Struggle and Mustafa Kemal through the Pens of the Writers of the Era, 428-431.


Reminding with the Quran


The phrase 'reminding with the Quran' belongs to the Quran itself. This phrase, in this exact form, was used for the first time in Turkish-Islamic history at the level of a head of state by Ghazi Mustafa Kemal Atatürk.

And it was used on such a vital platform as the İzmir Economic Congress...

According to my findings, the longest speech Atatürk delivered in his life was the one he made during one of the sessions of the İzmir Economic Congress, which was held in a building on İzmir’s Kordon Street on February 2, 1923.

The Ghazi also used the phrase "I want to remind you with the Quran that..." for the first time in that very speech.

In my view, the İzmir Economic Congress is the intellectual and practical foundational meeting of our enlightenment revolution.

If the starting date of the War of Absolute Independence is May 19, 1919, then the starting date of the Turkish War of Enlightenment is February 2, 1923—the date of that long speech delivered on the occasion of the İzmir Economic Congress.

Atatürk’s genius embedded this war of enlightenment inside that war of independence, merging the two, and thereby presented to history a magnificent example of revival, the likes of which it had never seen before.


Atatürk’s Longest Speech:


We are talking about a speech that spans exactly 53 large pages in medium font. If the font size were a bit larger, it would be extensive enough to form a book.

There, Atatürk mentions:

  • How religion was misunderstood,
  • How it was distorted,
  • How it was used against us throughout history by the Crusader West,
  • Especially how we were devastated by the exploitation of religion regarding science and women,

And while explaining all of this with an awe-inspiring and admirable grandeur, at one point, he sparks another great revolution with a single sentence.

He uses the following sentence, which can be viewed—and indeed is viewed by me—as an extension of the miracles of the Quran:


"I want to remind you with the Quran that..." -Atatürk's Collected Writings (ABE), 15/69.

This sentence is the repetition of an explicit command of the Quran, more than a thousand years later, falling from the lips of a leader who awakened a nation that had been surrendered to lies and distortions in the name of the religion of the Quran, and ultimately suffered the occupation of the enemies of Islam.

In such a time, rather than looking at the one who spoke this sentence, shouldn't we look at the One who inspired it to be spoken?

Because the person uttering these words is not a theologian, a clergyman, or a philosopher of religion; he is a man of politics, revolution, and intellect whose military side is predominant. He is a commander; he is the founder of a state.


Yaşar Nuri Öztürk


From the late author's book, "A Look at the Turkish War of Independence through the Window of the Quran"

                      *********

DEUTSCH


Die fundamentalen Codes des türkischen Befreiungs- und Aufklärungskrieges


Yaşar Nuri Öztürk


Diese fundamentalen Codes kristallisieren sich zugleich als die Kerncodes eines korankonformen und rationalen Islams heraus. 

Wenn wir als Menschen, die ihr gesamtes Leben der islamischen Theologie gewidmet haben, versuchen würden, die „fundamentalen Codes eines rationalen und korankonformen Islams“ zu bestimmen, so seien Sie versichert, könnten wir nichts anderes sagen als die Feststellungen des unsterblichen Atatürk, die wir unten auflisten werden.


Unsignierte Leitartikel


Wie bekannt ist, waren Mustafa Kemal und seine engen Weggefährten jene Menschen, die in den Presseorganen zur Unterstützung des Nationalen Kampfes die vitalsten Artikel verfassten – insbesondere in der Zeitung Hakimiyet-i Milliye, die als Symbol für die Unterstützung des Nationalen Befreiungskampfes galt. Ein erheblicher Teil dieser Artikel wurde von Mustafa Kemal selbst in der Kolumne „Baş Makale” (Leitartikel) der Zeitung Hakimiyet-i Milliye geschrieben. 

Zudem verfasste Mustafa Kemal unter verschiedenen Pseudonymen Artikel in der Zeitung İleri.

- Şengül Altınal, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 22.


In diesen Artikeln wurden einerseits die unverzichtbaren Grundlagen des türkischen Unabhängigkeitskrieges definiert, während andererseits die essenziellen Voraussetzungen des türkischen Aufklärungskrieges dargelegt wurden. 

Wir können es auch so ausdrücken: In den Leitartikeln von Hakimiyet-i Milliye wurden die anatolische Unabhängigkeitsbewegung und die anatolische Aufklärungsbewegung gleichzeitig kodiert. 

Diese Codes wurden vom Chefarchitekten selbst oder seinen engsten Freunden mit einem Scharfsinn und einer Treffsicherheit vor die Geschichte und die Menschheit gestellt, wie man sie nur von den kompetentesten Theologen erwarten könnte.

Die Leitartikel der Zeitung Hakimiyet-i Milliye schienen im Wesentlichen darauf abzuzielen, Licht auf den aufklärerischen Teil des Krieges zu werfen. „Die in diesen Artikeln vorwiegend behandelten Themen sind Modernisierung, Etatismus, Revolutionen, Außenpolitik, Bildung und Sprache.“

- Altınal, ebd., 36.

In dieser „Liste der fundamentalen Codes“, die eines der Dokumente bildet, das wir als Zeugnis für die Weitsicht von Müdafaa-i Hukuk (Verteidigung der Rechte) und das Genie Atatürks betrachten können, finden sich erschütternde Feststellungen. 

Sehen wir uns die wichtigsten davon an:

„VOLLES MUSLIMENTUM“ (TAM MÜSLÜMANLIK);

Genau wie die „VOLLE UNABHÄNGIGKEIT“ (TAM BAĞIMSIZLIK).

„MUHAMMEDANISCHER GLAUBE“ und „ISLAMISCHE BRUDERSCHAFT“.

In dem Leitartikel mit dem Titel „HAYATTA CİDÂL“ (Der Kampf im Leben) in der Ausgabe der Hakimiyet-i Milliye vom 10. Januar 1921 finden sich folgende Zeilen:


„Mit jenen, die sich mit einem muhammedanischen Glauben erhoben haben, um die Ehre ihrer Heimat und ihres Herdfeuers zu schützen, wird man nicht fertig. Diese Sache ist mit Hunderten von Beispielen in der Geschichte verzeichnet. Die glanzvollsten dieser historischen Wunder zeigen sich in der muslimischen und türkischen Welt. Muslimisch und türkisch! Ja, es liegt eine große Weisheit darin, dass wir auf diesen beiden Wörtern beharren. Wenn man von einem Muslim spricht, leuchtet darin zuerst ein unumstößlicher Glaube auf, in dem das Gefühl für Freiheit und Gerechtigkeit emporsteigt. Die Heimat des Muslims erstreckt sich über die ganze Welt! So sehr, dass der Muslim in der Türkei an den in Indien denkt. Derjenige in Ägypten erinnert sich an den im fernen Maghreb, und der im Maghreb gedenkt desjenigen in Dschidda. Ein Dorn, der den einen sticht, schmerzt auch den anderen. Als die Kreuzritter das Land des Islams angriffen, sahen sie sich sowohl Kılıçarslan als auch Saladin Al-Ayyubi gegenüber. Wären sie weiter gegangen, hätten sie den Inder, den Chinesen, den Perser, den Afghanen, den Araber und den Tataren vor sich gesehen. Dies ist eine ungemein klare Angelegenheit…“


„Die Kraft und die Erhabenheit im vollen Muslimentum sind anders geartet. Jene Rechtschaffenheit, jene Gerechtigkeit macht einen Menschen zehnmal größer. Sie verleiht ihm das Zehnfache an Würde und Erhabenheit; an dieser Größe hat der Freund seine Freude, und der Feind fürchtet sich vor ihr. Denn wahre Männlichkeit ist vor allen Dingen Rechtschaffenheit; es bedeutet, nicht aus Eigennutz nach dem Eigentum eines anderen zu greifen. Es bedeutet, dass in diesem Menschen, selbst wenn er bedürftig ist, eine große Edelmütigkeit zur Selbstbeherrschung und eine Willenskraft im Herzen existieren. Kurz gesagt, es gibt einen Kampf im Leben. Aber Rechtschaffenheit ist die oberste Pflicht. Die Plätze für beides sind getrennt. Man sollte die Begriffe nicht missbrauchen. Wir müssen diese Worte und die Ereignisse, auf die sie hindeuten, stets als Muslime und als Türken denken, damit wir zur Wahrheit gelangen können. Das Denken nach fränkischer (westlicher) Art nützt uns nichts.“

- Der Nationale Befreiungskampf und Mustafa Kemal aus der Feder der Autoren jener Epoche, 428-431.


Mahnen mit dem Koran


Der Ausdruck „Mahnen mit dem Koran“ stammt aus dem Koran selbst. 

Dieser Begriff wurde in dieser Form in der türkisch-islamischen Geschichte auf der Ebene eines Staatsoberhauptes zum ersten Mal von Gazi Mustafa Kemal Atatürk verwendet. 

Und das auf einer so lebenswichtigen Plattform wie dem Wirtschaftskongress von İzmir…

Nach meinen Feststellungen war die zeitlich längste Rede, die Atatürk in seinem Leben hielt, jene, die er am 2. Februar 1923 in einem Gebäude an der Kordon-Straße in İzmir während einer der Sitzungen des Wirtschaftskongresses von İzmir hielt. 

Der Gazi verwendete auch die Formulierung „Ich möchte mit dem Koran daran erinnern, dass…“ zum ersten Mal in dieser Rede.

Der Wirtschaftskongress von İzmir ist meiner Ansicht nach das intellektuelle und praktische Gründungstreffen unserer Aufklärungsrevolution. 

Wenn das Beginndatum des Krieges für die Volle Unabhängigkeit der 19. Mai 1919 ist, dann ist das Beginndatum des türkischen Aufklärungskrieges der 2. Februar 1923 – das Datum jener langen Rede, die anlässlich des Wirtschaftskongresses von İzmir gehalten wurde. 

Das Genie Atatürks hat diesen Aufklärungskrieg in jenen Unabhängigkeitskrieg hineingeflochten, beide miteinander vereint und somit der Geschichte ein großartiges Beispiel der Wiedergeburt vorgelegt, wie es seinesgleichen noch nicht gesehen hat.


Atatürks längste Rede:


Wir sprechen hier von einer Rede, die in mittlerer Schriftgröße ganze 53 große Seiten umfasst. 

Wenn die Schriftgröße etwas größer gewählt würde, hätte sie den Umfang eines Buches. 

Atatürk erklärt dort mit einer staunenswerten und bewundernswerten Pracht:

  • wie die Religion missverstanden wurde,
  • wie sie entstellt wurde,
  • wie sie vom kreuzritterischen Westen im Laufe der Geschichte gegen uns verwendet wurde,
  • insbesondere wie wir in Bezug auf die Wissenschaft und die Frau durch den Missbrauch der Religion ins Elend gestürzt wurden,

und während er all dies ausführt, vollzieht er an einer Stelle mit einem einzigen Satz eine weitere große Revolution. 

Er verwendet folgenden Satz, den wir als eine Fortsetzung der Wunder des Korans betrachten können – und ich betrachte ihn als solche:


„Ich möchte mit dem Koran daran erinnern, dass…“ - Atatürk's Gesammelte Schriften (ABE), 15/69.

Dieser Satz ist die Wiederholung eines klaren Befehls des Korans, mehr als tausend Jahre später, gerichtet an eine Nation, die im Namen der Religion des Korans Lügen und Entstellungen ausgeliefert worden war und schließlich unter die Besatzung der Feinde des Islams geraten war – gesprochen aus dem Mund eines Anführers, der diese Nation wachgerüttelt hat.

Muss man in einer solchen Zeit nicht vielmehr auf Denjenigen blicken, der diesen Satz sprechen ließ, als auf denjenigen, der ihn gesprochen hat? Denn derjenige, der dieses Wort spricht, ist kein Theologe, kein Geistlicher und kein Religionsphilosoph; er ist ein Mann der Politik, der Revolution und des Geistes, bei dem die militärische Seite überwiegt. Er ist ein Befehlshaber, er ist der Gründer eines Staates.


Yaşar Nuri Öztürk


Aus dem Buch des verstorbenen Autors: „Ein Blick auf den türkischen Befreiungskrieg aus dem Fenster des Korans“

                   **********

  • Türk Kurtuluş Ve Aydınlanma Savaşının Temel Kodları
  • The Fundamental Codes of the Turkish War of Independence and Enlightenment
  • Die fundamentalen Codes des türkischen Befreiungs- und Aufklärungskrieges

Yorumlar

Popüler Yayınlar