Yıkıcı İman mı, Yapıcı İman mı? / Destructive Faith or Constructive Faith? / Zerstörerischer Glaube oder konstruktiver Glaube? / إيمان تدميري أم إيمان تعميري؟
Selâm!
Yaşar Nuri Öztürk, KUR’AN’DAKİ DİN’İN DOSDOĞRU ANLAŞILABİLMESİ İÇİN AKLIN EGEMENLİĞİNİN KURULMASI GEREKLİLİĞİNİ aşağıda vurgularken, bir KURTULUŞ TEOLOJİSİ olarak YAPICI İMAN ve bir FESAT TEOLOJİSİ olarak YIKICI İMAN arasındaki İKİLEMİ incelemektedir.
Metin; DİNCİLİK DOGMATİZMİNİN ve SİYASİ İSTİSMARIN tarih boyunca YAHÛDÎLİK, HRİSTİYANLIK ve İSLAM’daki tüm dînî mesajların gerçek özünü nasıl saptırdığını gözler önüne sermektedir.
Bu güzel analizi hüsn-i istifade ümîdiyle okuyalım/okutalım diyorum.
Abdullah Erdemli
Luzern - İsviçre
**********
English, Deutsch and Arabic versions below
**********
Yıkıcı İman mı, Yapıcı İman mı?
Fesat Teolojisi mi, Kurtuluş Teolojisi mi? Hangisi…!
Yıkıcı İman bir Fesat Teolojisidir, Yapıcı İman ise bir Kurtuluş Teolojisidir
“Kuvayi Milliye’nin dinsiz olduğu yolunda propaganda İstiklal Harbi’ni tehdid eden en zehirli ve alçak propaganda idi.”
Kazım Karabekir
Milli Mücadelenin en büyük kahramanlarından biri olan Kazım
Karabekir’in yukarıdaki sözü (bkz. Karabekir, İstiklal Harbimiz, 1/361), dinin, bizim tarihimizde, en hayati zamanlarda bile, bir tahrip aracı olarak nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından bir şaheser ifadedir.
İman ; Kur’ansal anlamda düşünüldüğünde, insan benliği ile varlığın esası arasındaki bağın şuurlu bir biçimde kurulması ve bunun, bir varoluş gerçeği olarak ilan edilmesidir.
İman, esrarlı bir kavramdır.
En yaratıcı-yapıcı enerji imandır.
En öldürücü-yıkıcı enerji de yine imandır.
Kur’an, bir mucize yaklaşım olarak, ilme herhangi kötülük izafe etmediği halde, imana eder. (bk. Bakara, 93).
Çünkü ilmin aksine, imanda SUBJEKTİVİTE vardır.
Eğer imanın yüzü doğru yöne (yani SADECE ve SADECE ALLAH’a) çevrilmezse yakar-yıkar, hayatı cehenneme çevirir.
Bunun içindir ki, Kur’an, bir başka mucize sergileyerek, imanı beyyine (apaçık delil-ألبينة) ile yani akıl ve bilimin ürünü olan kanıt ile kucaklaştırmak ister.
Ve beyyine (apaçık delil-ألبينة) üzerine dayanmayan imandan insana hayır gelmeyeceğini ilan eder.
Yapıcı iman, tanrısal rahmetin verilerine dayanan bir ‘kurtuluş teolojisi’nin manifestosunda belirginleşir.
Böyle bir iman; sevgi, hoşgörü, hizmet, amel (eylem) ve üretim odaklı bir hayat tarzına vücut verir.
Yıkıcı iman ise, din adı altında kurallaştırılıp dokunulmaz-esnetilmez ilan edilmiş bir takım tabulara dayanan bir ‘fesat teolojisi’nin dayatmalarında belirginleşir.
‘Fesat teolojisi,’ salt bir teoloji olarak nitelendirilse de esasında o bir ‘fesat İDEOLOJİSi’dir.
Meryemoğlu İsa’nın öğretisi bir kurtuluş teolojisi idi.
Hz. İsa’nın mesajını yamultan ve yozlaştıran Pavlus kristolojisi (St. Paul Hristiyanlığı) ise Îsevî tebliği bir fesat teolojisine dönüştürdü ve bunun sonucunda, Meryem oğlu İsa’nın kavmine tebliğ ettiği o güzelim din, Katolik engizisyon cellatlarının elinde bir zulüm ideolojisine dönüştü.
İslam’ın, rahmet teolojisinden fesat teolojisine dönüşmesi de, mel’ûn Arap- Emevi zorbalarının eliyle vücut buldu.
Kur’an’ın lanetlediği (شجرئ ملعونة) Arap-Emevi zorbalarının ürünü olan bu fesat teolojisi, son devirlerde, siyaset dinciliği (siyasal İslam) eliyle bir ‘Allah ile aldatma’sistemine dönüştürülerek Müslüman ümmetin canına okudu.
Kur’an, dinin dünyevi imtiyaz ve menfaat aracı yapılmasına giden bütün yolları kapatmıştır.
Bu yüzden din’i dünyevî bir sulta aracı yapmaya çalışanların, Kur’an İslamından rahatsız olmaları kaçınılmazdır.
İman’ın ve buna bağlı olarak din meselesinin en hayati noktası da işte burasıdır.
Kur’an zaman üstü bir Kitap olarak bütün insanlığa bildirir ki, iman, şuurlu bir varoluş enerjisi olarak alındığında yapıcı iman olur; bir dünyevi imtiyaz vasıtası olarak alındığında ise yıkıcı imana dönüşür.
Metafizik açıdan bakıldığında, yıkıcı iman, insan egosuna üstünlük sağlamak uğrunaAllah’ın ve bütün kutsal kavramların/değerlerin istismarı olarak karşımıza çıkar.
Bu yıkıcı imanın alt yapı oluşturduğu din anlayışına ve yaşayışına DİNCİLİK diyoruz.
Yapıcı imanın alt yapı oluşturduğu dinsel yaşayışa ise DİNDARLIK diyoruz.
Yıkıcı iman, hukuk ve sosyoloji açısından, bir TAHAKKÜM ARACI olarak belirginleşir ve yol açtığı insan hakları ihlallerini örterek maskelemek için kutsallaştırılarak bir paravan halinde kullanılır.
Kur’an, Bakara suresi 93. ayette, imanın “çirkinliği ve kötülüğü emredici bir kuvvete” dönüşme ihtimalini, riskini ve potansiyelini belirtirken, dinler tarihinde ilk kez, çok hayati bir gerçeğe parmak basmıştır.
Tarih ve Kur’an bize gösteriyor ki, yıkıcı imanı, egemenliklerinin kılıfı ve maskesi olarak kullananlar bunu, kendileri gibi düşünmeyenleri kafir ilan ederek yaparlar.
Bir eylem ve hizmet enerjisi olması gereken imanı, bir sulta ve imtiyaz aracına dönüştürmenin ilk göstergesi budur.
Bunun içindir ki, Kur’an, önemli bir bölümünü, din temsilcilerinden şikayete ayırmış, din temsilcilerinin ilahi iradeyi saptırarak insanı aldattıklarını, toplumları kavga ve perişanlığa ittiklerini çok sert ifadelerle insanlığa duyurmuştur.
Bu konuda ayrıntılar için bizim
‘Allah İle Aldatmak,’
‘Dincilik’ ve
‘Maun Suresi Böyle Buyurdu’
adlı eserlerimiz okunmalıdır.
Tarih bize şunu da gösteriyor:
Yıkıcı iman (ki biz buna gerçek imana musallat olan saltanat ve imtiyaz açgözlülüğü diyebiliriz) için en büyük engel, yapıcı iman olduğundan dini, egolarının imtiyaz aracı yapanların saldırı hedeflerinin ilki de daima dindarlardır.
Bunun genel insanlık tarihi içinde en çarpıcı örneği, Ortaçağdaki Katolik engizisyonudur.
Katolik Engizisyon kodamanlarının ‘Tanrı’yı ve dini savunma’ adı ve kılıfı altında yakarak veya doğrayarak öldürdükleri insanlar, aslında Hz. İsa’nın tebliğ ettiği din açısından en samimi, en sadık dindarlardı.
İslam tarihinde dincilerin dindarlara yaptığı kötülüklere ilk ve en büyük örnek ise lanetli Emevi zulmüdür.
Dine hizmet adı altında, Tanrı Elçisi Hz. Muhammed’in evladını zehirleyen, doğrayan, iffetine ve malına tecavüz eden, bununla da yetinmeyip ortadan kaldırdığı Peygamber torunlarına, hem de İslam’ın mabedinden seksen sene lanet okutan Emevi zulmü, bütün bunları, ‘İslam’ı fitneden uzak tutma’ yaftası ve aldatmacası ile maskeliyordu.
Kur’an’daki İslam’ın, beşerî kinlere ve doyumsuzluklara tatmin aracı yapılması, her şeyden önce gerçek müminlerin zararınadır.
Bu sıkıntıyı aşmada bize en büyük
yardımı yine Kur’an yapabilir.
Elle tutulur bir noktanın altını, büyük
Müslüman düşünür Roger Garaudy’nin ‘Entegrizm’ adlı önemli eserinden hareketle çizelim:
“Kur’an’ın iman çocuklarını, İslam’ın bir yozlaştırılması olan İslamcılık’tan kurtarmak borcundayız. (Garaudy, Entegrizm, 38).
Kur’an bir ‘salâh’, yani barış ve uyuşum dini getirmişti.
İslam dünyasının bazı yerlerinde, özellikle Türkiye’de Müslüman halka bugün yaşatılan uyduruk İslam ise bir ‘fesat’, yani bozgun ve kavga dinidir.
Bunun içindir ki İslam dünyasının kurtuluşu ;
- fesat dininden salâh dinine,
- fesat teolojisinden salâh teolojisine,
- kısacası
- geleneğin yamuk dininden Kur’an’ın arı duru dinine
- geçmekle mümkündür.
Bunun bir anlamı da tabulara teslim olmaktan kurtulup, işletilen akla geçmektir.
İşletilen akla geçiş, fesat teolojisinin kodamanları için ölüm fermanı demektir.
Bunun içindir ki, şirk temsilcileri olan bu fesat kodamanları Müslümanların, aklın öne çıktığı bir süreçle tanışmasını asla istemezler ve buna asla izin vermezler.
Müslümanlar bu şirk kodamanlarına karşı direnerek, dik durarak ve söke söke AKLIN EGEMENLİĞİNİ GERÇEKLEŞTİRMELİDİRLER.
Elhâsıl-ı kelâm ; Müslümanlar ya AKLIN EGEMENLİĞİNİ GERÇEKLEŞTİRECEKLER yahut da şirk kodamanlarının kendilerini içine ittiği FESAT TEOLOJİSİ’nin çukurlarında debelenip durarak âlemin maskarası olmaya devam edeceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Rahmetlinin (Kur’an Penceresinden Türk Kurtuluş Savaşına Bir Bakış) adlıkitabından
*********
ENGLISH
Peace!
The late Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk examines below the dichotomy between constructive faith in the form of theology of liberation and destructive faith in the form of theology of corruption, emphasizing the necessity of establishing the sovereignty of reason.
The text highlights how religionist dogmatism and political exploitation have historically distorted the true essence of all divine religious messages across Judaism, Christianity and Islam.
You can read the full analysis of him below, with the hope of good benefit and enlightenment.
Abdullah Erdemli
Luzern - Switzerland
**********
Destructive Faith or Constructive Faith?
Theology of Corruption or Theology of Liberation? Which one…?
Destructive Faith is a Theology of Corruption, while Constructive Faith is a Theology of Liberation.
“The propaganda claiming that the Turkish National Forces (Kuvayi Milliye) were godless was the most poisonous and villainous propaganda threatening the Turkish War of Independence.”
— Kazim Karabekir
This quote by Kazim Karabekir, one of the greatest heroes of our National Struggle (see Karabekir, İstiklal Harbimiz, 1/361), is a masterpiece of expression.
It clearly demonstrates how religion has been used as a tool of destruction in our history, even during the most critical times.
When we think of faith in the Quranic sense, it means consciously building a connection between the human self and the essence of existence, and declaring this connection as a reality of life.
Faith is a mysterious concept.
- The most creative and constructive energy is faith.
- Yet, the most deadly and destructive energy is also faith.
In a miraculous approach, the Quran never attributes any evil or wrongdoing to knowledge or science, but it does attribute it to faith (see Surah Al-Baqarah, 93).
This is because, unlike science, faith contains SUBJECTIVITY.
If the face of faith is not turned in the right direction (that is, If the faith is not directed SOLELY and EXCLUSIVELY toward ALLAH), it burns, destroys, and turns life into hell.
For this reason, displaying another miracle, the Quran wants to bring faith together with bayyinah (clear evidence—ألبينة); that is, with proof produced by reason and science.
The Quran openly declares that no good will originate from a faith that does not rely on bayyinah (concrete and clear evidence).
Constructive faith shows itself clearly in the manifesto of a "theology of liberation" based on the gifts of divine mercy.
Such a faith enables its holder to live a lifestyle focused on love, tolerance, service, action, and production.
Destructive faith, on the other hand, manifests itself in the forced demands of a"theology of corruption."
This corruption relies on certain taboos and dogmas that have been turned into rigid, untouchable rules under the name and guise of religion.
Although we say the "theology of corruption" is merely a theology, it is INDEED an "ideology of corruption."
The original teaching of Jesus Christ was a theology of liberation.
However, the Pauline Christology (St. Paul’s Christianity), which distorted and corrupted Jesus Christ’s purely divine message, turned his teaching into a theology of corruption.
As a result, the pure religion that Jesus, son of Mary, preached to his people became an ideology of cruelty in the hands of the Catholic Inquisition executioners.
The transformation of Islam from a theology of mercy into a theology of corruption, on the other hand, was carried out by the hands of the accursed, tyrannical Umayyad rulers.
This theology of corruption, a product of the Arab-Umayyad tyrants’ subconscious cursed by the Quran (the cursed tree—شجرة ملعونة), has devastated the Muslim community all throughout the centuries of Islam and still in recent times.
It did this through political religionism (Political Islam), turning it into a system of "deceiving people by using/by hiding behind the name of Allah."
The Quran has indeed closed all paths that lead to using religion as a tool for worldly privileges and personal benefits.
Therefore, it is inevitable that those who try to turn religion into a tool of gaining worldly power and hegemony will find themselves uncomfortable with teachings of the authentical Islam in Quran.
This is of critical importance when faiths and religions are of concern.
As a timeless Book, the Quran informs us that when faith is taken as a conscious energy of existence, it becomes constructive faith.
But when it is used as a means for worldly privilege, it turns into destructive faith.
From a metaphysical perspective, destructive faith appears as the exploitation of God and all sacred concepts/values in order just to give superiority to the human ego.
We call the mentality and practice of religiosity shaped by this destructive faith "RELIGIONISM" (religion mongering).
On the other hand, we call the religious life shaped by constructive faith "TRUE PIETY" or "DEVOTION."
In terms of law and sociology, destructive faith appears as a tool of domination and hegemony.
It is used as a sacred cover and mask that hide the human rights violations it causes.
In Surah Al-Baqarah, verse 93, the Quran points out a vital reality for the first time in the history of religions by stating that faith has the potential, risk and possibility to turn into "a force commanding ugliness and evil."
History and the Quran show us that those who use destructive faith as a cover and mask for their rule do so by labeling anyone who does not think like them an infidel (disbeliever - كافر).
This is the first sign of turning faith into a tool of power and privilege which in fact should be an energy for volentary action and service.
For this reason, the Quran devotes a significant part of itself to complaining about religion representatives (the clergy, the religionists).
It announces to humanity in very harsh terms that religion representatives (the clergy, the religionists) deceive people by distorting the divine will, pushing societies into conflict and misery.
For details on this subject, our works titled
“Deceiving with Allah” (Allah İle Aldatmak),
“Religionism” (Dincilik), and
“Thus Spoke The Chapter Maun”(Maun Suresi Böyle Buyurdu)
should be read.
History also shows us that the biggest obstacle for destructive faith (which we can call the hunger for power and privilege that attacks true faith) is the constructive faith.
Therefore, the very first targets of those who turn religion into a tool for their egos are always truly pious people.
The most striking example of this in general human history is the medieval Catholic Inquisition.
Countless people murdered by Inquisition clergymen by burning or cutting them to pieces—under the name and cover of "defending God and religion"—were actually the most sincere, loyal, and devout believers of the religion preached by Jesus Christ.
In Islamic history, the first and greatest example of the evils that religionist exploiters inflicted on true believers is committed by the cursed Umayyad tyranny.
Under the label and guise of serving religion, the Umayyad tyranny poisoned and slaughtered the grand children of the Prophet Muhammad, violated their honor and property, and did not stop there.
They forced people to read and repeat curses from the pulpits of Islam's mosques for eighty years against the Prophet’s grandchildren.
They masked all of these horrors with the deception and slogan of "keeping Islam away from fitnah (civil strife)."
Using the Islam of the Quran as a tool to satisfy human hatred and endless selfish greed does indeed harm true believers above all else.
The Quran can help us most in overcoming this problem.
Let us highlight a concrete point, drawing from the important book INTEGRISM (Entegrizm) by the great Muslim thinker Roger Garaudy:
"We are obliged to save the children of faith of the Quran from Islamist extremism, which is a corruption of Islam." (Garaudy, Integrism, 38).
The Quran brought a religion of salah, meaning a religion of peace and harmony.
However, the distorted Islam that Muslim masses are forced to live today in all parts of the Islamic world, especially in Turkey, is a religion of fasad (فساد) meaning a religion of corruption, ruin, and conflict.
Therefore, the salvation of the Islamic world is only possible by shifting:
- From the religion of corruption to the religion of peace (salah),
- From the theology of corruption to the theology of peace (salah),
- In short,
- From the religion of tradition to the religion of the Quran.
One meaning of this shift is to break free from surrendering to taboos and dogmas and to move resolutely toward using active reason.
Moving toward active reason means a death warrant for the bosses of the theology of corruption, i.e., the clergy, the religionists.
For this reason, representatives of shirk (associating partners with God), never want Muslims to begin a process where reason comes to the forefront, and they never allow it.
Muslims must resist these bosses of shirk, stand tall, and ESTABLISH THE SOVEREIGNTY OF REASON by fighting for it.
To sum it all up; Muslims will either ESTABLISH THE SOVEREIGNTY OF REASON, or they will continue to be the laughingstock of the world by wallowing inside the THEOLOGY OF CORRUPTION that the bosses of shirk have pushed them into.
Yasar Nuri Ozturk
From the late author's book: “A Look at the Turkish War of Independence from the Window of the Quran”
*********
DEUTSCH
Friede sei mit Ihnen!
Yaşar Nuri Öztürk untersucht unten die Dichotomie zwischen dem konstruktiven Glauben als einer Theologie der Befreiung und dem zerstörerischen Glauben als einer Theologie des Verderbens, wobei er die Notwendigkeit der Errichtung der Herrschaft der Vernunft betont.
Der Text hebt hervor, wie religiöser Dogmatismus und politische Ausbeutung im Laufe der Geschichte die wahre Essenz aller religiösen Botschaften im Judentum, Christentum und Islam verzerrt haben.
Die vollständige Analyse können Sie in dem unten stehenden Werk von Yaşar Nuri Öztürk lesen.
Abdullah Erdemli
Luzern - Schweiz
**********
Zerstörerischer Glaube oder konstruktiver Glaube?
Theologie des Verderbens oder Theologie der Befreiung?
Der zerstörerische Glaube ist eine Theologie des Verderbens, während der konstruktive Glaube eine Theologie der Befreiung ist.
„Die Propaganda, die behauptete, die Turkische Nationalen Kräfte (Kuvayi Milliye) seien gottlos, war die giftigste und niederträchtigste Propaganda, die den Unabhängigkeitskrieg bedrohte.“
— Kazim Karabekir
Dieses Zitat von Kazim Karabekir, einem der größten Helden unseres Nationalen Befreiungskampfes (siehe Karabekir, İstiklal Harbimiz, 1/361), ist ein meisterhafter Ausdruck.
Es zeigt deutlich, wie Religion in unserer Geschichte selbst in den kritischsten Zeiten als Werkzeug der Zerstörung missbraucht wurde.
Wenn wir den Glauben im Sinne des Korans betrachten, bedeutet er, bewusst eine Verbindung zwischen dem menschlichen Selbst und dem Wesen der Existenz aufzubauen und diese Verbindung als Realität des Lebens zu verkünden.
Der Glaube ist ein geheimnisvolles Konzept.
Die kreativste und konstruktivste Energie ist der Glaube.
Doch die tödlichste und zerstörerischste Energie ist ebenfalls der Glaube.
In einem wunderbaren Ansatz schreibt der Koran dem Wissen oder der Wissenschaft niemals etwas Schlechtes oder Böses zu, dem Glauben hingegen schon (siehe Sure Al-Baqarah, Vers 93).
Das liegt daran, dass der Glaube im Gegensatz zur Wissenschaft Subjektivität enthält.
Wenn das Gesicht des Glaubens nicht in die richtige Richtung gelenkt wird, brennt und zerstört er und macht das Leben zur Hölle.
Aus diesem Grund zeigt der Koran ein weiteres Wunder und möchte den Glauben mit Bayyinah (klarem Beweis—ألبينة) zusammenbringen; das heißt, mit Beweisen, die durch Vernunft und Wissenschaft erbracht werden.
Der Koran erklärt offen, dass aus einem Glauben, der sich nicht auf klare Beweise stützt, nichts Gutes entstehen kann.
Der konstruktive Glaube zeigt sich deutlich im Manifest einer „Theologie der Befreiung“, die auf den Gaben der göttlichen Barmherzigkeit basiert.
Ein solcher Glaube erweckt einen Lebensstil zum Leben, der auf Liebe, Toleranz, Dienst, Handeln und Produktivität ausgerichtet ist.
Der zerstörerische Glaube hingegen zeigt sich in den erzwungenen Forderungen einer „Theologie des Verderbens“.
Diese Zerstörung stützt sich auf bestimmte Tabus, die unter dem Namen der Religion zu starren, unantastbaren Regeln erklärt wurden.
Obwohl wir die „Theologie des Verderbens“ als eine Theologie bezeichnen, ist sie in Wirklichkeit eine „Ideologie des Verderbens“.
Die ursprüngliche Lehre Jesu war eine Theologie der Befreiung.
Doch die paulinische Christologie (das Christentum des Paulus), die Jesu Botschaft verzerrte und verfälschte, verwandelte seine Lehre in eine Theologie des Verderbens.
Als Folge davon wurde die Religion, die Jesus, der Sohn der Maria, seinem Volk verkündete, in den Händen der Henker der katholischen Inquisition zu einer Ideologie der Grausamkeit.
Die Verwandlung des Islams von einer Theologie der Barmherzigkeit in eine Theologie des Verderbens wurde durch die Hände der verfluchten, tyrannischen Umayyaden-Herrscher durchgeführt.
Diese Theologie des Verderbens, ein Produkt der vom Koran verfluchten arabisch-umayyadischen Tyrannen (der verfluchte Baum—شجرة ملعونة), hat die muslimische Gemeinschaft in jüngster Zeit zutiefst geschädigt.
Dies geschah durch die politische Religion (den politischen Islam), die den Glauben in ein System des „Betrugs der Menschen unter dem Namen Allahs“ verwandelte.
Der Koran hat alle Wege versperrt, die dazu führen, die Religion als Werkzeug für weltliche Privilegien und persönlichen Vorteil zu nutzen.
Daher ist es unvermeidlich, dass sich diejenigen, die versuchen, die Religion in ein Werkzeug weltlicher Macht zu verwandeln, mit dem Islam des Korans unwohl fühlen.
Dies ist der kritischste Punkt in Bezug auf den Glauben und die Frage der Religion.
Als zeitloses Buch teilt uns der Koran mit, dass der Glaube zu einem konstruktiven Glauben wird, wenn er als bewusste Energie der Existenz angenommen wird.
Wenn er jedoch als Mittel für weltliche Privilegien genutzt wird, verwandelt er sich in einen zerstörerischen Glauben.
Aus metaphysischer Sicht erscheint der zerstörerische Glaube als die Ausbeutung Gottes und aller heiligen Konzepte und Werte, nur um dem menschlichen Ego Überlegenheit zu verschaffen.
Wir nennen das Verständnis und die Praxis der Religion, die durch diesen zerstörerischen Glauben geprägt sind, „Religionsmacherei“ (die Ausbeutung der Religion).
Auf der anderen Seite nennen wir das religiöse Leben, das durch konstruktiven Glauben geprägt ist, „wahre Frömmigkeit“ oder „Hingabe“.
In Bezug auf Recht und Soziologie erscheint der zerstörerische Glaube als ein Werkzeug der Herrschaft.
Er wird als eine heilige Schutzwand benutzt, um die von ihm verursachten Menschenrechtsverletzungen zu verdecken und zu maskieren.
In Sure Al-Baqarah, Vers 93, weist der Koran zum ersten Mal in der Religionsgeschichte auf eine lebenswichtige Realität hin, indem er feststellt, dass der Glaube das Potenzial und die Möglichkeit besitzt, sich in „eine Kraft zu verwandeln, die Hässlichkeit und Böses befiehlt“.
Die Geschichte und der Koran zeigen uns, dass diejenigen, die den zerstörerischen Glauben als Deckmantel und Maske für ihre Herrschaft nutzen, dies tun, indem sie jeden, der nicht wie sie denkt, zum Ungläubigen erklären.
Dies ist das erste Zeichen dafür, dass der Glaube – der eigentlich eine Energie für Handeln und Dienst sein sollte – in ein Werkzeug der Macht und der Privilegien verwandelt wird.
Aus diesem Grund widmet der Koran einen großen Teil der Klage über religiöse Vertreter.
Er verkündet der Menschheit in sehr harten Worten, dass religiöse Vertreter die Menschen täuschen, indem sie den göttlichen Willen verzerren und Gesellschaften in Konflikt und Elend stürzen.
Für Details zu diesem Thema sollten unsere Werke mit den Titeln
- Täuschen mit Allah (Allah İle Aldatmak),
- Religionsmacherei (Dincilik) und
- So sprach Sure Maun (Maun Suresi Böyle Buyurdu)
gelesen werden.
Die Geschichte zeigt uns auch, dass das größte Hindernis für den zerstörerischen Glauben (den wir als den Hunger nach Macht und Privilegien bezeichnen können, der den wahren Glauben angreift) der konstruktive Glaube ist.
Daher sind die allerersten Ziele derer, die die Religion in ein Werkzeug für ihr Ego verwandeln, immer die wahrhaft gläubigen Menschen.
Das treffendste Beispiel hierfür in der allgemeinen Menschheitsgeschichte ist die mittelalterliche katholische Inquisition.
Die Menschen, die von den hohen Beamten der Inquisition unter dem Namen und Deckmantel der „Verteidigung Gottes und der Religion“ verbrannt oder in Stücke gerissen wurden, waren in Wirklichkeit die aufrichtigsten, loyalsten und gläubigsten Anhänger der von Jesus verkündeten Religion.
In der islamischen Geschichte ist das erste und größte Beispiel für die Gräueltaten, die religiöse Ausbeuter den wahren Gläubigen zufügten, die verfluchte Tyrannei der Umayyaden.
Unter dem Vorwand, der Religion zu dienen, vergiftete und schlachtete die Tyrannei der Umayyaden die Kinder des Propheten Mohammed ab, verletzte ihre Ehre und ihr Eigentum und machte dort nicht halt.
Sie zwangen die Menschen achtzig Jahre lang, von den Kanzeln der Moscheen des Islams Flüche gegen die Enkelkinder des Propheten zu verlesen.
Sie maskierten all diese Schrecken mit der Täuschung und dem Slogan, „den Islam von Fitnah (innerem Aufruhr) fernzuhalten“.
Den Islam des Korans als Werkzeug zur Befriedigung von menschlichem Hass und endloser Gier zu nutzen, schadet vor allem den wahren Gläubigen.
Der Koran kann uns am meisten helfen, dieses Problem zu überwinden.
Lassen Sie uns einen konkreten Punkt hervorheben und uns dabei auf das wichtige Buch Integrismus (Entegrizm) des großen muslimischen Denkers Roger Garaudy stützen:
„Wir sind verpflichtet, die Kinder des Glaubens des Korans vor dem islamistischen Extremismus zu retten, der eine Verderbnis des Islams ist.“(Garaudy, Integrismus, 38).
Der Koran brachte eine Religion des Salah, was Frieden und Harmonie bedeutet.
Doch der sogenannte Islam, den die muslimischen Menschen heute in einigen Teilen der islamischen Welt, insbesondere in der Türkiye, leben müssen, ist eine Religion des Fasad, was Verderben, Ruin und Konflikt bedeutet.
Daher ist die Rettung der islamischen Welt nur möglich durch den Übergang:
- Von der Religion des Verderbens zur Religion des Friedens (Salah),
- Von der Theologie des Verderbens zur Theologie des Friedens (Salah),
- Kurz gesagt,
- Von der Religion der Tradition zur Religion des Korans.
Eine Bedeutung dieses Übergangs ist es, sich von der Unterwerfung unter Tabus zu befreien und sich der Nutzung der aktiven Vernunft zuzuwenden.
Der Übergang zur aktiven Vernunft bedeutet das Todesurteil für die Bosse der Theologie des Verderbens. Aus diesem Grund wollen diese mächtigen Figuren, die den Schirk (Gotteslästerung / das Beigesellen von Partnern neben Gott) repräsentieren, niemals, dass Muslime einen Prozess erleben, in dem die Vernunft in den Vordergrund tritt, und sie erlauben es niemals.
Muslime müssen diesen Bossen des Schirk widerstehen, erhobenen Hauptes dastehen und DIE HERRSCHAFT DER VERNUNFT DURCHSETZEN, indem sie dafür kämpfen.
Um alles zusammenzufassen:
Muslime werden entweder DIE HERRSCHAFT DER VERNUNFT DURCHSETZEN oder sie werden weiterhin die Lachnummer der Welt bleiben, indem sie in der THEOLOGIE DES VERDERBENS verharren, in die die Bosse des Schirk sie hineingestoßen haben.
Yasar Nuri Ozturk
Aus dem Buch des verstorbenen Autors: “ Ein Blick auf den türkischen Unabhängigkeitskrieg durch das Fenster des Korans”
*********
ألعربية
سلام!
يحلل ياشار نوري أوزتورك أدناه الثنائية بين الإيمان التعميري كلاهوت للتحرير والإيمان التدميري كلاهوت للفساد، مؤكداً على ضرورة تحقيق سيادة العقل.
ويسلط النص الضوء على كيف أدتالمتاجرة بالدين والجمود العقائدي والاستغلال السياسي تاريخياً إلى تشويه الجوهر الحقيقي لجميع الرسائل الدينية في اليهودية والمسيحية والإسلام.
يمكنكم قراءة التحليل الكامل في عمل ياشار نوري أوزتورك الوارد أدناه.
عبد الله إردميرلي
لوزيرن - سويسرا
***********
إيمان تدميري أم إيمان تعميري؟
لاهوت الفساد أم لاهوت التحرير؟
الإيمان التدميري هو لاهوت فساد، أماالإيمان التعميري فهو لاهوت تحرير.
«إن الدعاية التي زعمت أن القوات الوطنيةً التركية (Kuvayi Milliye) بلا دين، كانت السم الأشد فتكاًوالدعاية الأخس التي هددت حرب الاستقلال».
— كاظم كارابكر
إن هذه المقولة لكاظم كارابكر، أحد أكبرأبطال كفاحنا الوطني (انظر: كارابكر، حرب استقلالنا، 1/361)، هي تعبير شاهق ومبدع. وهي توضح بدقة كيف استُخدم الدين كأداة للتخريب في تاريخنا، حتى في أكثر الأوقات حرجاً ومصيرية.
وعندما نتأمل الإيمان بالمعنى القرآني، نجد أنه بناء واعٍ للرابطة بين الذات الإنسانية وجوهر الوجود، وإعلان هذا الرابط كحقيقة واقعة من حقائق الحياة.
الإيمان مفهوم غامض ومحير
والطاقة الأكثر إبداعاً وتعميراً هي الإيمان.
ومع ذلك، فإن الطاقة الأشد فتكاً وتدميراً هي أيضاً الإيمان.
وفي لفتة إعجازية، لا ينسب القرآن أي شر أو سوء للعلم قط، في حين أنه ينسبه للإيمان (انظر: سورة البقرة، الآية 93). وذلك لأن الإيمان، على عكس العلم، ينطوي على الذاتية. وإذا لم يوجه وجه الإيمان إلى الاتجاه الصحيح، فإنه يحرق ويدمر، ويحول الحياة إلى جحيم.
ولهذا السبب، يستعرض القرآن معجزة أخرى، حيث يريد أن يجمع الإيمان بالبينة (الظهور والبرهان—ألبينة)؛ أي بالدليل الناتج عن العقل والعلم. ويعلن القرآن صراحة أنه لا خير يرتجى من إيمان لا يستند إلى البينة.
يتجلى الإيمان التعميري بوضوح في بيان "لاهوت التحرير" القائم على معطيات الرحمة الإلهية. ومثل هذا الإيمان يمنح الحياة لأسلوب عيش يركز على المحبة، والتسامح، والخدمة، والعمل (الفعل)، والإنتاج. أما الإيمان التدميري، فيتجلى في إملاءات "لاهوت الفساد" القائم على مجموعة من المحرمات (التابوهات) التي حُولت إلى قواعد جامدة وغير قابلة للمساس بها تحت مسمى الدين.
وعلى الرغم من أننا نطلق على "لاهوت الفساد" لفظ لاهوت، إلا أنه في حقيقته "أيديولوجية فساد". لقد كانت تعاليم السيد المسيح لاهوت تحرير. غير أن الكريستولوجيا البولسية (مسيحية القديس بولس)، التي حوّرت رسالة المسيح وشوهتها، قد حوّلت الدعوة العيسوية إلى لاهوت فساد. ونتيجة لذلك، تحول الدين الذي أبلغ به عيسى ابن مريم قومه إلى أيديولوجية ظلم وبطش على أيدي جلادي محاكم التفتيش الكاثوليكية.
أما تحول الإسلام من لاهوت الرحمة إلى لاهوت الفساد، فقد تم على أيدي الطغاة الأمويين الملعونين. إن لاهوت الفساد هذا، وهو نتاج الطغاة العرب الأمويين الذين لعنهم القرآن (الشجرة الملعونة—شجرة ملعونة)، قد فتك بالأمة المسلمة في العصور الأخيرة. وقد فعل ذلك عبر التدين السياسي (الإسلام السياسي)، محولاً إياه إلى نظام يقوم على "الخداع باسم الله".
لقد أغلق القرآن كل الطرق التي تؤدي إلى جعل الدين وسيلة للامتيازات والمصالح الدنيوية. ولذلك، فمن الحتمي أن يشعر أولئك الذين يحاولون تحويل الدين إلى أداة سلطة دنيوية بالانزعاج والقلق من إسلام القرآن. وهذه هي النقطة الأكثر حيوية وحرجاً في مسألة الإيمان والدين.
وككتاب عابر للزمان، يخبرنا القرآن أن الإيمان عندما يؤخذ كطاقة وجودية واعية يكون إيماناً تعميرياً. ولكن عندما يُستغل كوسيلة للامتيازات الدنيوية، فإنه يتحول إلى إيمان تدميري.
ومن منظور ميتافيزيقي، يظهر الإيمان التدميري في صورة استغلال لله ولكل المفاهيم والقيم المقدسة لمجرد تحقيق التفوق والسيادة للأنا الإنسانية (الإيجو). ونحن نسمي الفهم والممارسة الدينية التي يشكل الإيمان التدميري بنيتها التحتية بـ "التجارة بالدين" (أو الدينية النفعية). وفي المقابل، نسمي الحياة الدينية التي يشكل الإيمان التعميري بنيتها التحتية بـ "التدين الحقيقي" أو "التقوى".
وفي أبعاد القانون وعلم الاجتماع، يبرز الإيمان التدميري كأداة للهيمنة والاستعلاء. ويُستخدم كستار مقدس لتغطية وحجب انتهاكات حقوق الإنسان التي يتسبب فيها. وفي سورة البقرة، الآية 93، يشير القرآن إلى حقيقة بالغة الأهمية للمرة الأولى في تاريخ الأديان، من خلال بيانه لاحتمالية وإمكانية تحول الإيمان إلى "قوة تأمر بالقبح والشر".
يظهر لنا التاريخ والقرآن أن أولئك الذين يستخدمون الإيمان التدميري كغطاء وقناع لحكمهم، يفعلون ذلك عبر تكفير كل من لا يفكر مثلهم. وهذا هو المؤشر الأول على تحويل الإيمان — الذي ينبغي أن يكون طاقة للعمل والخدمة — إلى أداة للسلطة والامتيازات. ولهذا السبب، يخصص القرآن جزءاً كبيراً منه للشكوى من ممثلي الدين، ويعلن للبشرية بعبارات شديدة القسوة أن ممثلي الدين يخدعون الإنسان بتحريف الإرادة الإلهية، ويدفعون المجتمعات إلى الصراع والبؤس.
وللحصول على تفاصيل حول هذا الموضوع، ينبغي قراءة مؤلفاتنا المعنونة بـ
"الخداع باسم الله" (Allah İle Aldatmak)، و"التجارة بالدين" (Dincilik)،
و"هكذا قضت سورة الماعون" (Maun Suresi Böyle Buyurdu).
يظهر لنا التاريخ أيضاً أن العقبة الأكبر أمام الإيمان التدميري (والذي يمكننا تسميته بشهوة السلطة والامتياز التي تتسلط على الإيمان الحقيقي) هي الإيمان التعميري. لذلك، فإن الهدف الأول لضربات أولئك الذين يجعلون الدين أداة لأهوائهم هم دائماً المتدينون الصادقون.
والنموذج الأكثر إثارة للصدمة في التاريخ البشري العام هو محاكم التفتيش الكاثوليكية في العصور الوسطى والتي كانت تدار من الفاتيكان. فالأشخاص الذين قتلهم كبار رجال محاكم التفتيش حرقاً أو تقطيعاً تحت مسمى وشعار "الدفاع عن الله والدين"، كانوا في الواقع أكثر المؤمنين صدقاً وإخلاصاً وتديناً بالدين الذي جاء به السيد المسيح.
وفي التاريخ الإسلامي، فإن النموذج الأول والأكبر للشرور التي ألحقها المتاجرون بالدين بالمتدينين الصادقين هو الظلم الأموي الملعون. فباسم خدمة الدين، قام الظلم الأموي بتسميم وذبح أبناء رسول الله محمد ﷺ، وانتهاك عِرضهم وأموالهم، ولم يكتفوا بذلك، بل أجبروا الناس على لعن أحفاد النبي من على منابر المساجد لمدة ثمانين عاماً. وكانوا يغطون كل هذه الفظائع بخدعة وشعار "إبعاد الإسلام عن الفتنة".
إن تحويل إسلام القرآن إلى أداة لإشباع الأحقاد والأطماع البشرية اللامتناهية، يضر بالدرجة الأولى المؤمنين الحقيقيين. والقرآن هو الأقدر على تقديم العون الأكبر لنا لتجاوز هذه المحنة. ولنضع خطاً واضحاً تحت نقطة ملموسة، انطلاقاً من الكتاب المهم "الأصولية" (Entegrizm) للمفكر المسلم الكبير روجيه غارودي:
«نحن ملزمون بإنقاذ أبناء الإيمان القرآني من "الإسلاموية" التي هي تشويه للإسلام». (غارودي، الأصولية، 38).
لقد جاء القرآن بدين "الصلاح"، أي دين السلام والوئام. غير أن ما يُسمى بالإسلام الذي يُجبر المسلمون على عيشه اليوم في بعض مناطق العالم الإسلامي، ولا سيما في تركيا، هو دين "الفساد"، أي دين الفوضى والنزاع. ولهذا السبب، فإن إنقاذ العالم الإسلامي وتخليصه لا يمكن إلا بالانتقال:
- من دين الفساد إلى دين الصلاح،
- من لاهوت الفساد إلى لاهوت الصلاح،
- وباختصار،
- من دين التقليد إلى دين القرآن.
وهذا الانتقال يعني أيضاً التحرر من الاستسلام للمحرمات والتابوهات، والعبور نحو إعمال العقل وتفعيله.
إن العبور إلى العقل الفاعل والمستنير يعني بمثابة وثيقة إعدام لكبار سدنة لاهوت الفساد. ولهذا السبب، فإن هؤلاء الكبار الذين يمثلون الشرك لا يريدون أبداً للمسلمين أن يتعرفوا على مسار يتصدر فيه العقل، ولا يسمحون بذلك بتاتاً.
وعلى المسلمين أن يقاوموا هؤلاء السدنة المشركين، وأن يقفوا بثبات، وأن يُحققوا سيادة العقلوينتزعوها انتزاعاً.
وخلاصة القول؛ إما أن يُحقق المسلمونسيادة العقل، أو أنهم سيستمرون في البقاء أضحوكة للعالم وهم يتخبطون داخل "لاهوت الفساد" الذي دفعهم إليه كبار سدنة الشرك.
ياشار نوري أوزتورك
من كتاب المرحوم : نظرة إلى حرب الاستقلال التركي من نافذة القرآن)
Yorumlar
Yorum Gönder