Dâhîlerini Boğan Ümmet
Selâm!
Merhûm Yaşar Nuri Öztürk’ün 29.08.2008’de yazmış olduğu ve biz Müslümanlar için ÇOK ÖNEMLİ TÂRİHÎ TESBİTLER içeren bir makâlesini, aşağıda dikkatlerinize sunuyorum.
Umarım okuyanların ve okuyacak olanların hüsn-i istifâdesine vesîle olur.
Sevgi ve saygılarımla,
Abdullah Erdemli
Luzern, İsviçre
***************
DÂHÎLERİNİ BOĞAN ÜMMET
THE MUSLIM UMMAH (the Muslims) THAT STRANGLES THEIR GENIUSES
الأمة الإسلامية (المسلمون) التي تخنق عباقرتها
Ağustos 29, 2008
Dinler tarihi akla, sevgiye ve insan haklarına ihanetlerle doludur.
Bu konuda en şanslı din olan İslam bile bu ihanetler tarihinin dışında kalamamıştır. Onun tarihi de akla ve aklı temsil edenlere ihanetlerle doludur.
Bugünkü dünyada ise akla ihanetin neredeyse sembol ülkeleri, adına ‘İslam dünyası’ dedikleri coğrafyanın ülkeleridir.
Akla ihanet, aklı en ileri derecede işletenlere, daha net bir deyimle dâhîlere ihanetle eşanlamlıdır.
Sokaktaki adamın aklına ihanet veya tasallut kimsenin aklına gelmemiştir, gelmez. Önemli olan aklı bir yaratıcı enerji olarak kullanıp boyut değiştirecek imkânları toplumun önüne koyanlardır. Yani dâhîlerdir.
Hayatın ve insanın yükselmesini istemeyenlerin temel düşmanları dâhîlerdir. (Tersinden söylersek ; DÂHÎLERİN TEMEL DÜŞMANLARI HAYATIN VE İNSANIN YÜKSELMESİNİ İSTEMEYENLERDİR).
Her türden dehânın değişmez düşmanı ise DİNCİLİK yani ALLAH İLE ALDATANLARDIR.
İslam’da bu tipe ‘YOBAZ’, ‘MÜRTECÎ’veya ‘MUTAASSIB’ denir. Mürteci ve mutaassıp tâbirleri Kur’an kaynaklıdır.
Çünkü taassup ve irticadan en çok şikâyeti olan kitap Kur’an’dır. Bütün mürteci ve mutassıplar, öncelikle Kur’an’ın düşmanı olarak bilinmelidir.
Türkiye’deki sözde aydınlar, laiklik ve aydınlık adına bu gerçeği anlatacakları yerde, taassup ve irticayı sadece kendilerinin düşmanı gibi göstererek halt ettiler. Ve sonuçta kendi başlarına da çorap ördüler.
Taassup ve irticaya son yüzyılda iki bela daha eklendi:
1. SİYASET DİNCİLİĞİ,
2. HAÇLILARLA İŞBİRLİĞİ DİNCİLİĞİ.
İşin bu İKİNCİ kısmını biz, ‘YAKIN TARİHİMİZDE PAPAZ-MOLLA İŞBİRLİĞİ’ adlı eserimizle tarihin ve milletin önüne koyacağız.
Gelelim şimdiki zamana:
Hurafeciler ve siyaset dincileri, Kur'an’ın ismini zikrederek saygınlık elde etmektedirler, ama ‘adres’ olarak Kur’an’ın gösterdiği adresleri değil, Emevî-Tâlibân fıkhını göstermektedirler. O fıkıhla gidilecek yer ise çağın dışıdır, Tâlibân cehennemidir. Kur’an ise çağın üstüne çağıran bir kitaptır.
Kur’an’ın, çağın üstüne çağıran beyyineleriyle, tarihsel (geldiği zamanla bağımlı) beyyinelerini birbirinden ayırmak siyaset dincisiyle hurafecilerin ne işidir ne de niyetlerinde olandır. Onu ancak akla pranga vurmayan Kur’an erleri yapabilir. Ne yazık ki İslam dünyası o erlere asırlardır nefes aldırmıyor.
Müslüman geçinen halkların akılcı din bilginlerine yaptıkları kötülükler Allah’ın gazabını harekete geçirmiş ve Cenabı Hak, bu tabucu Müslüman halkların meselelerinin çözümünü KELİME-İ ŞAHÂDET DÜŞMANI HAÇLILARIN insafına bırakarak akla ihanet eden İslam dünyasını ağır biçimde cezalandırmıştır.
Allah âdildir ve ceza amel cinsindendir (الجزاء من جنس العمل).
Can alıcı örneklerden birini verelim:
İslam fıkıh tarihinin akılcı iki büyük dehası, Şâfiî fakîhi Kadı Abdülcebbar (ölm. 415/1024) ile Hanbelî fakîhi Necmuddin Tûfî (ölm. 716/1316) asırlar önce şunu ilan etmişti:
“Kur'an'daki amaç değerler, zaman üstü değerler, temel ilkeler dışındaki bütün hükümler tarihseldir. ‘Maslahat ilkesi’, yani kamu yararı ilkesi öne çıkarılarak, yeni hukukî düzenlemeler buna göre yapılmalıdır.”
Tûfî ve Abdülcebbar’ın fıkıh tarihindeki bu hayatî tezleri akıl düşmanı hurafe saltanatları tarafından SAKLANMIŞ, Müslüman kitlelerin bahtını aydınlatacak bu tezler etkisiz kılınmıştır. Bu tezlerin Müslümanların hayatına girmesi, Abdülcebbar’dan bin küsûr, Tûfî’den ise yedi yüz yıl sonra, Türk-İslam aydınlanmasının önünü açan Gazi Mustafa Kemal’in Bağımsızlık ve Aydınlanma Savaşı sayesinde mümkün olmuştur. Atatürk bu fıkıh dehalarının söylediklerini aynen söylemekle kalmamış, söylenenleri hayata geçirmiştir.
Mustafa Kemal’in yirminci yüzyılda Türkiye’de yaptıkları, Abdülcebbar, Tûfî ve benzeri İslam fıkıh düşünürlerinin yapmak istediklerinin ta kendisiydi.
Ben, İslam imanı’nın bir evladı olarak şuna inanmaktayım:
Müslümanlar, Mustafa Kemal’le ilgili şu tespitimizin önümüze koyduğu gerçeği görüp onun gereğini yaptıkları gün, İslam dünyası tıpkı ilk akılcı dedeleri gibi, insanlık kervanının önüne geçeceklerdir.
İslam düşmanı emperyalist Batı bütün bunları biliyor. Bildiği içindir ki, bütün gayretini Mustafa Kemal mirasını yok etmeye uyarlamıştır.
Abdülcebbar ve Tûfî’ye göre, Kur'an'ın araç (vesâil) hükümlerdeki bütün tesbitleri tarihseldir.
Bugün, insanlığın geldiği yere bakıp, Kur’an’ın gönderdiği beş temel adres’e [1. KUR’AN, 2. AKIL, 3. BİLİM, 4. TABİAT KANUNLARI “yani SÜNNETULLAH, yani KADER” ve 5. MÂRÛF (EVRENSEL İNSANLIK DEĞERLERİ)]*** giderek, YENİDEN YAPILANMAK gerekmektedir. Bu yapılanmanın yolunu açmada, imkânlarını, atmosferini yaratmada en güvenilir çare ve en büyük şans LAİKLİK’tir.
Türkiye, Kur’an’ın gösterdiği bu beş (5) temel adrese giderek, din ile çağı ve aklı kucaklaştırmak için, hem “Allah’ın adını kullanarak aldatanların” kıskacından, hem de “dini hor gören inkâr” kıskacından kurtulmak zorundadır.
Türk insanının, ‘Allah’ diyeni ‘laiklik düşmanı’ ve ‘laikim’ diyeni de ‘din düşmanı’ilan eden BU İKİ AHMAK KISKAÇTAN kurtarılması lazımdır. Bu iş, üniversite koridorlarında atılan nutuklarla olmaz. Felsefî omurgası olan yepyeni bir siyaset projesi ve bu proje etrafında kümelenmiş yeni bir kadroya ihtiyaç vardır.
Ve o kadroya vekâlet verecek ‘canı yana yana bilinçlenmiş’ bir halk’a ihtiyaç vardır.
Türkiye'nin, hava ve su kadar muhtaç olduğu temel iki değer budur. Türkiye, bunu süratle gerçekleştirmelidir. Aksi takdirde, önündeki dönem çok ıstıraplı bir zaman olacaktır.
Batı'nın bu noktadaki tavrı son derece tehlikelidir.
Batı, Türk halkının kendine ve geleceğine sahip çıkmasını asla istememektedir. Sürekli bir biçimde Atatürk'e karşı çıkmaları bu yüzdendir.
Atatürk, İslam dünyasında ‘prangalanan akla karşı, işletilen akıl’ı temsil ediyor.
Batı’nın, Türkiye ile ilgili olarak geliştirdiği politikalar, laikliğin dibini oyarak MÜSLÜMANLARIN İŞLETİLEN AKLI YAKALAMALARINA ENGEL OLAN POLİTİKALARDIR.
Batı biliyor ki, işletilen akıl devreye girmeden Kur’an’dan zerre kadar hayır göremezsiniz. Çünkü “Allah, aklı işletmeyenler üzerine pislik atar” diyen kitap Kur’an’dır. (Yûnus, 100)
Özetlemek gerekirse, gerçek İslam'ın, modern hayatla sorunu olması mümkün değildir. Sokaklarda örneği verilen ve camilerde bize din olarak anlatılan anlayışın ise, değil modern hayatla, insanı insan yapan hiçbir değerle bağdaşması mümkün değildir.
Bu ‘UYDURULMUŞ İSLAM’ sırtımızda bir kamburdur. Bunu sırtımızdan atıp, Kur'an’ın aydınlık dünyasıyla tanıştığımız zaman, Tanrı ile de doğa ile de kendi benliğimizle de barışma imkânını elde edeceğiz.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yasar-nuri-ozturk/dahilerini-bogan-ummet-9774738
*** Kur’an’ın bizi yönlendirdiği bu 5 temel adres ve bunların detayları için rahmetlinin şu iki linkdeki yazılarına bakılabilir :
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yasar-nuri-ozturk/kuranin-gosterdigi-5-temel-adres-1-9710390#
Yorumlar
Yorum Gönder